Yazdır

Gece ve Gündüz Ayetleri

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

İlimler ilerlediği ölçüde her gün biraz daha Kur'an'a yaklaşmakta ve O'nun âyetleriyle sulh olma yoluna girmektedir. Ayetler, kelime nüansları ile ele alındığında onların günümüze ait bir kısım ilmî gerçeklerle örtüştükleri açıkça görülecektir. Meselâ İsra Sûresi'ndeki şu âyet, detaya inmeden icmalen, nihâî söz olarak gece ve gündüzün esrarına önemli bir perde aralamaktadır: 'Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabb'inizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin ayetini silip yerine gündüzün ayetini aydınlatıcı yaptık. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık.' (İsra, 17/12)

Ayetler: Güneş ve Ay

Gece ve gündüz, semaya bakıldığı zaman ilk önce nazarlara çarpan, çarparken de Allah'ın vahdaniyetine işaret eden iki ayet ve delildir. Gündüzün âyeti güneş, gecenin ayeti ise aydır. Allah (celle celâlühû), bu ayetiyle, biri geceye, diğeri gündüze ait olan iki emare ve işaret üzerinde dururken bu arada, gecenin ayeti olan Ay'ın ışığının söndürüldüğünü ve böylelikle onun Güneş gibi aydınlatıcı özelliğinin kalmadığını bildirir ki gayet manidardır. Bilindiği gibi ay bize, sadece güneşten gelen ışıklarla karanlığı kısmen yansıtmaktadır. Bundan dolayı Güneş gönderdiği ışıkla karanlığı gündüze çevirip herşeyi ayân beyan gösterdiği halde Ay, belli ölçüde bir ışık yansıtır ama fazla bir şey gösteremez. Ayette de '...Gecenin ayetini silip yerine gündüzün ayetini aydınlatıcı yaptık' buyurulmaktadır ki, bu mânâ, Ay'ın ziyası olmadığını göstermek bakımından o kadar açıktır ki, asr-ı saadetteki ilk müfessirler dahi bizim bugün anladığımız hususları anlayabilmişlerdir. Mesela ilk dönem müfessirlerinden İbn Abbas, 3 asır sonra İbn Cerir, ayeti tefsir ederken bugün bizim anladıklarımıza uygun yorumlar getirmişlerdir. İbn Cerir, yaklaşık 1100 sene evvel yazmış olduğu tefsirinde İbn Abbas'a atfederek âyeti şu şekilde yorumlar. 'Ay da, aynen Güneş gibi bir ateş kütlesiydi. Allah, Güneş'in ateşini bırakıp Ay'ın ateşini söndürdü.' (Taberi, 15/38; İbni Kesir, 2/167) Aslında günümüzde dahi Ay'ın Güneş'ten kopmuş bir parça olduğunu bir kısım kimselere kabul ettirmek zor olacaktır zannediyorum. Ama İbn Abbas, 1400 sene evvel rahatlıkla bu hakikati ifade edebilmiştir.

Gündüz Işığındaki Hikmet

Burada akla 'Gecenin ışığının alındığı halde gündüzün ışığının bırakılmasındaki hikmet nedir?' şeklinde bir soru gelebilir.

Bu sorunun cevabı, aynı ayet-i kerimede 'Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayı ve hesabını bilmeniz için' şeklinde verilmektedir. Yani gündüz çalışılacak, geceleri de istirahat edilip dinlenilecektir. Ay'ın ışığı işte bu sebepten ötürü, adeta lambanın söndürülmesi gibi söndürülmüştür. Aksi halde gündüzler sürer-gider ve ahenk de bozulurdu. Tabiatperestler bunu bir tesadüf olarak değerlendirebilir; ancak hiçbir konuda olmadığı gibi burada da tabiatın tesiri söz konusu değildir. Şimdilik bu mevzu üzerinde uzun uzadıya durmayacağım. Ama şu kadarını ifade etmeliyim ki, kafası bir sürü faraziyelerle allak-bullak olmuş bazı bozuk fıtratlar bunu anlamak istemeyeceklerdir. Topyekün varlığın yaratılışında, mevcudiyetini devam ettirmesinde ne tabiatın ne de esbabın tesiri söz konusudur. Her şeyin yerli yerinde olması ve yüzlerce hikmetlere, maslahatlara bağlı bulunması bunu şiddetle reddeder. Ama gel gör ki uzun zaman topluma dininin ruhu, kitabının esrarı, İslam'ın özü anlatılmadığından çokları iğfal edilebilecek şekilde yetiştirildi ve hatta yığınlar ilhad ve inkara sürüklendi. Düşünün ki, bu gibi meseleler Kur'an'da yer almasına rağmen ona inanıp onu okumaya çalışan milyonlarca insan, onun ilim, fen ve teknikle bir çelişkisi olmadığına dair ne bilmektedir. Bu ölçüde Kur'an'dan ve onun mânâsından uzak yaşayan insanımızın, ilmî-fennî gelişmeler ve hamleler yapması nasıl düşünülebilir? İlim adamlarının dahi ihmal ettiği yüce hakikatler bu şekilde ihmale uğrayacaksa kitlelerin hali ne olacaktır?

Tekniğin Kur'an'ı Tasdiki

Bu konuda bir diğer husus, bugüne kadar müsbet ilimlerde dahi; yani fizik, astrofizik ve jeofiziğe.. dair söylenen sözlerin hepsi muhakkak ya da tartışmasız doğrular değildi. Bunlar, asırların anlayış ve kültürlerinin tesirinde söylenmiş pek çoğu eksik şeylerdi. 20. asra kadar astronomlar uzayla ilgili pek çok tez ortaya atmışlardı ama eldeki imkanların darlığı, rasat aletlerinin ibtidâîliği vb. gibi sebeplerle bize intikal edegelen bilgilerin çoğu zan ve tahminden ibaretti. İşte bu yanlışların gözlüğü ile Kur'anî hakikatlere bakmak, elbette yeni yanlışları beraberinde getirecekti ve öyle de oldu. Ama 20. asırda pek çok ilim dalında olduğu gibi, astronomi, astroloji ve jeofizik dallarındaki ihtisaslaşmalar da yeni terkip ve anlayışları doğurdu. Bu terkip ve anlayışlar üzerine bina edilen teknik ve teknolojik unsurlar, daha sağlıklı bilgilere ulaşmamıza yardım etti. Bu gelişmeler büyük ölçüde, Kur'an'ın o mevzuyla alakalı söylediklerini, doğrular mahiyette idi. Hiç olmazsa, muaraza (çatışma) olmadığı açıktır. Kur'an, pek çok âyetiyle, küre-yi arza ve semaya ait ilmî hakikatleri mücmel olarak fakat zamanın getirdiği teknik anlayışa uygun bir şekilde arz etmekle araştırmacılara yeni bakış zaviyeleri kazanmaları dileklerimizi ifade etmek istiyoruz.