Yazdır

Evrenin Genişlemesi

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

İlim ve fikir adamları hemen her dönemde göğü rasat etmiş ve bu iş için çeşitli teknik aletler geliştirmişlerdir. Ancak bu çalışmalar, daha önceki sayıda da işaret edildiği gibi, hakikat aşkı, ilim aşkı, araştırma aşkı gibi hususların her zaman canlı tutulamaması gibi sebeplerden ötürü ileriye götürülememiştir.

Asrımız düşünürleri ise modern çağın bütün teknik ve teknolojik imkanlarıyla yeniden göğün derinliklerine yönelmiş ve eski malumatlara nazaran daha yeni, daha derin ve daha orijinal bilgiler elde edebilmişlerdir. Bu yeni bilgiler ışığında bir kere daha Kur'an-ı Kerim'in modern ilimlerle çelişmeyişi hatta icmâlî manada uyumu ve bazı konularda sunduğu fezlekelerle işi çok önde götürdüğü ortaya çıkmıştır. İşte onun mucize beyanlarından kâinatın sürekli genişlemesiyle alakalı bir ayeti: 'Semayı kendi (kudret) ellerimizle Biz kurduk ve Biz (onu) elbette genişletmekteyiz.' (Zâriyat, 51/47) İbn Zeyd, Fahreddin er-Râzi, ez-Zeccâc, İbn-i Kesir, Ebu's-Suûd gibi pek çok eski-yeni tefsirci bu ayeti, Biz gökleri genişletmekteyiz.. 'veya' göklerin çapını genişletiyoruz şeklinde anlamışlardır ki, konunun teferruatı bir tarafa, araştırma ve yeni tespitlerin verileriyle çelişmediği hatta vakanın çerçevesi itibariyle uyumu açıktır. Hele, genişleme ile alakalı ayetin öncesindeki: 'Biz kendi güç ve kuvvetimizle kurduk' ifadesi, bu anlamı daha bir güçlendirmektedir.

Bilimin Dedikleri

Günümüzde kâinatın genişlemekte olduğu nazariyesi artık bilim adamlarının pek çoğu tarafından kabul edilen bir meseledir. 20. asrın başlangıcında Amerika'da Wilson rasathanesinden duyurulan bir haberde, gerçekten de o güne kadar duyulup görülmemiş bir yeni iddia yer alıyordu. Gerçi daha önce ona benzer şeyler söylenmişti ama bunların hiçbiri Wilson rasathanesinin fotoğrafladığı görüntüler kadar etkili olmamıştı. Bu yeni tespitte, bir kısım yıldızların ve yıldız kümelerinin kaymaları ve spektramları fotoğrafla tespit edilmişti. Daha basit bir ifade ile söyleyecek olursak, renklere göre bir kısım yıldızların bizden uzaklaştığı, spektral çizgilerin, sona yani kırmızı noktaya doğru kayması gibi bir durum söz konusuydu. Amerikalı bir uzman olan Dr. Hubble uzun süren araştırma ve gözlemlerinden sonra, bu hadiseyi değerlendirerek Batı dünyasında ilk defa kâinatın genişlediği tezini ortaya attı. Bu iddia karşısında 1929'ların ilim dünyası, doğrusu hayret ve heyecana kapılmıştı.

Daha sonraları ise, Belçikalı bir matematikçi olan rahip Vemetin, bu işin matematiksel hesabını yapmış ve Dr. Hubble'ın tezine katıldığını duyurmuştu. Buna göre galaksiler birbirlerinden uzaklaşmakta, uzay tıpkı bir balon gibi şişmekte ve kâinat dev boyutlarıyla irileşip büyümekteydi. Bu manada, galaktik sistemlerin birbirlerinden uzaklaşmalarının keşfedilmesi, ilim tarihinde, en çarpıcı başarılardan biri olarak yerini alıyordu.

Galaksilerin birbirlerinden uzaklaşmalarının ölçü ve hesabındaki esasa, 'Hubble sâbiti' diyoruz. Bu ölçeğe göre aralarında bir milyon ışık yılı uzaklığı bulunan herhangi iki galaksi, birbirlerinden saniyede 20 km. hızla uzaklaşmaktadırlar. Eğer bu iki galaksi arasındaki uzaklık, bin katına çıkarsa, bunların birbirlerinden uzaklaşma hızları da bin misli artacaktır. Aynı ölçüleri bizden 10 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksiye uygulayacak olursak, bu galaksinin saniyede 200 bin km. hızla bizden uzaklaştığı, yani o noktada bir genişlemenin var olduğu söz konusudur ki, bu müthiş sürat, ışık hızının üçte ikisi kadardır.

Kur'ân Dili

Bu ayet nâzil olduğu zaman bu mevzuda söylenen sözler ve verilen misaller belki bir ölçüde tenkit edilebilirdi. Ancak müsbet bilimin henüz bazı şeyleri hecelemeye çalıştığı bir dönemde, Kur'an'ın sade ve vak'anın raporu türünden: 'Biz (semayı) elbette genişletmekteyiz' diyerek dünkü insanlardan daha çok meydan okurcasına böyle bir beyanı üzerinde ciddi ciddi durulmaya değer. Dikkat edilecek olursa burada mesele hiçbir tevil ve tefsire girilmeden ve tamamen asrın mantığına ve ilimlerin ulaştığı seviyeye uygun olarak ortaya konmuştur. Kur'an, semânın durmadan genişletilmekte olduğunu 'lemûsiûn' şeklinde te'kitli olarak ifade etmiş ve bununla, kâinatın genişlemesinde katiyen kimsenin şüphe duymaması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca burada, konu anlatılırken isim cümlesi kullanılmaktadır ki, fiil cümlesi, tekrar ve teceddüt ifade etmesine karşılık isim cümlesinin devam ve sebata delaleti de kâinatın genişlemesinin devamlılığını ifade açısından gayet manidardır.

14 asır önce nâzil olmuş bir kelâmın 20. asırdaki keşif ve tespitlerle mütenakız bulunmayışı bile, o kelamın 'kelamullah' olduğunu göstermesi bakımından yeter zannediyorum. Böyle bir kelamı Allah'ın ilm-i ezelîsine bağlamadan izah etmek mümkün değildir. Evet, Kur'an, Allah'ın mu'ciz bir kelâmıdır ve O'ndan başka bir varlığa izafe edilmesi de asla söz konusu olamaz.

'Big Bang'

Ayrıca burada, kâinatın genişlemesi bildirilirken çok önemli bir diğer gerçeğe de işaret edilmektedir. Şöyle ki, kâinatın belirli bir sâbite ile sürekli genişlemesinin kesin ve temel bir neticesi vardır. Eğer zamanda geriye doğru gidilecek olursa kâinatın küçüldüğü görülecektir. Kâinat devamlı genişlediğinden dolayı, yüz sene evvelki kâinat, şimdiki halinden daha küçüktür. Binlerce, hatta milyonlarca sene önceki kâinatın şimdikinden daha küçük olması, ilmî hiçbir itirazın söz konusu olmadığı son derece çarpıcı bir gerçektir. Bu şekilde yeteri kadar maziye gidildiğinde, nokta kadar küçük, fakat sonsuz sıcaklıktaki bir kâinatla karşılaşılacaktır. İşte ayrı bir nazariyeye göre kâinat, Allah'ın emir ve iradesi çerçevesinde, büyük bir patlama (Big bang) ile bu şekildeki bir başlangıçtan, yani fizikî olarak bakıldığında 'yok'tan yaratılmıştır. Bugün ilim adamları kâinatın büyük bir patlama ile maddî olarak yokluktan veya kaostan çıkıp varlığa erdiği hususunda müttefiktirler. Kâinatın büyük bir patlama ile yaratılması, yapılan başka araştırmalarla da güçlü bir teori kabul edilmektedir.

Evet kâinat, Cenab-ı Hakkın; 'Kün=Ol' emriyle yokluktan varlığa geçerek farklı şekil ve hüviyet kazanmıştır. Son tespitlere göre de o, 8 milyar ile 12 milyar sene arasında bir yaşa sahiptir.