Yazdır

Göklerin Direksiz Yaratılması

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Bugüne kadar üstümüzde duran o muhteşem haliyle hep başlarımızı döndüren semâ hakkında kim bilir kaç faraziye ortaya atılmıştır. Dünyanın, Kur'an'da 'sebh=yüzmek' ve 'cereyan=sürekli akıp gitmek' kelimeleriyle ifade edilen boşlukta yüzmesi ve görünmez direkler, bilinmez destekler üzerinde durması, ilk devirlerde pek anlaşılamadığı için ortaya atılan faraziyelerde insanı güldürecek çok basit ifadeler yer almıştır.

Meselâ bir kısım İsrail uleması meseleyi maddeci kafalarına yerleştiremedikleri için dünyanın altına öküz, balık, kaya vs. türünden şeyler yerleştirme gibi akıl almaz ifadelerde bulunmuşlardır. Onların bu yorumlarına göre dünya, koca bir öküzün boynuzları arasında durmakta, öküz zaman zaman boynuzlarını salladıkça da yeryüzünde depremler olmaktadır. Öküz-balık rivayeti sahih kabul edildiği takdirde ona makul, mecazi bir mahmil bulunmuştur.

Evet, o günün insanı dünyanın boşlukta yüzebileceğini kavrayabilecek kafa ve muhakemeye, câzibe ve dâfia gibi konulara vakıf olmadığından böyle düşünebilirdi.. ne var ki Kur'an-ı Kerim, göklerin de yer kürenin de gözle görülür bir desteği, bir direği olmadığını bütün bu semavi cisimlerin görünmez, sezilmez bir güçle biri birine bağlı bulunduğunu ifade buyurarak o eski vehimleri temelden yıkmıştır. Onun bu konudaki beyanı aynen şöyledir: 'Allah O dur ki, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.' (Ra'd, 13/2)

Şimdi isterseniz, ayet-i kerimede geçen bazı kelimelerin karakteristik durumları üzerinde duralım: 'Ref' etmek', bir şeyin mekânla irtibatını kesip yükseğe kaldırmak demektir. Yoksa yatık bir şeyi kaldırıp dikmek demek değildir. Meselâ küre-yi arz üzerinde bazı tepeler vardır ve bunlar dik dururlar. Fakat bunlara hiçbir zaman 'merfu'' yani 'kalkmış' denilmez. Yine kafamız, ayaklarımıza nispeten diktir ama biz 'kafamız kalkıktır' demeyiz.

Bu ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre Allah (cc), dünyayı ve semâları herhangi bir mesnede dayandırmaksızın Kur'ânî ifadesiyle 'sakf-ı merfû=yükseltilmiş tavan' olarak başımızın üstünde tutmaktadır. Cenab-ı Hakk bir kanun vaz'etmiştir ki, onunla dünyayı her gün binlerce göktaşının çarparak mahvetmesinden korumaktadır. Ayrı bir kanun vasıtasıyla da sistemlerin birbirlerine çarpmaları gibi tehlikeleri bertaraf etmektedir.

İlk devir tefsircilerinden olan Mücâhit, İkrime, Katâde ve Hasan-ı Basrî (ra) gibi müfessirler, İbn Abbas'ın (ra) bu ayeti şu şekilde tefsir ettiğini naklederler: Doğrusu semaların bir mesnedi, bir nokta-yı istinadı vardır ama, o sizin görebileceğiniz türden değildir. Zira bu, sizin görebileceğiniz mahsûsat (duyu organlarının algılama sahasına giren) cinsinden bir şey olmadığı için onu göremezsiniz.

Ayet-i kerimede, Allah'ın semaları direksiz olarak başımızın üstünde tuttuğu, ancak mahsûsat cinsinden olmadığından onu bizim görüp hissedemeyeceğimiz açıkça vurgulanmaktadır. Evet bu mesnedi, 20. asır insanı gözle değil, ilimle bilecek ve keşfedecekti.

Demek ki bütün cisimler, bir çekme ve itme kanunu içinde hareket etmekteydi. Bu ayetin icmalen ortaya koyduğu bu tespit de oldukça enteresandır. Zira tarifi yapılıp, ismi konulsa bile bu iki zıt şeyin asıl mahiyeti henüz bilinememektir. Gerçi bu konuda daha önce Newton ve sonra da Einstein gibi bilim adamları farklı mütalaalarda bulunmuşlardır ama, yine de meselenin gerçek mahiyeti ortaya konulamamıştır. Zira onların yapmış olduğu iş, sadece o kanunu tarif edip ismini koymaktan ibaret kalmıştır. Meselenin gerçek mahiyetini bilen ve o kanunu vaz'eden Cenab-ı Hakk'tır. Burada esas bilinmesi gerekli olan husus da Cenab-ı Hakk'ın, ismi ve nâmı ne olursa olsun bu iki zıt kuvvetle semâları mesnedsiz olarak ayakta tutmasıdır.

Hülasa, gökler ve yerde düzenin sağlanması için yaratılan dengeler, hiç şüphesiz esbab planında bir kısım kuvvet ve hareketler üzerine oturtulmuştur. Bunda kütleleri meydana getiren maddenin çeşidi, evsafı kütlenin büyüklük ve ağırlığı, çekim gücü, hareketliliği ve diğerleri arasındaki mesafeler, hatta Einstein'ca yaklaşımla hayyiz gibi semavi cirmler ve bütün gök adaları için de geçerlidir.

İsterseniz konuyu iki ayetin meal-i münifiyle bağlayalım:

'Allah (cc), o Allah'tır ki, görüp durduğunuz şu gökleri direksiz yaratmış ve sizi sarsar diye de yeryüzüne ağır baskılı dağları yerleştirmiştir.' (Lokman, 31/10)

'Allah (cc) o Zat-ı Ecell'dir ki, gökleri sizin de görüp durduğunuz gibi direksiz yükseltmiştir.' (Ra'd, 13/2)