Yazdır

Gecenin gündüzü takibi

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen: Gecenin gündüzü takibi

Dünya küre şeklindedir: Dünya, küre şeklinde olup süratle Güneş'in etrafında döndüğünden, Güneş'e ters gelen taraftaki karanlık, âdeta bir perde gibi sürekli ışığı kovalamaktadır. Ne var ki insanın bunu tam kavrayabilmesi için mutlaka bir feza yolculuğu yapması gerekmektedir.

Karanlığın ışığı takibi: Kur'ân-ı Kerim, asırlar önce bu hususu, 'Yatlubuhû hasîsâ' tabiriyle işaretler. Yani 'karanlık, süratle ışığı kovalamaktadır' sözcüğüyle. Buradan da anlaşılmaktadır ki, karanlık olan Dünya'dır; ışık olan da Güneş.

Kur'ânı Mu'cizü'l Beyan'ın, ilim, fen ve tekniğe ışık tutacak mesajlarından biri de 'gece ile gündüzün birbirinin başına sarık gibi dolandığı' türünden mecazlı ifadelerdir. 14 asır öncesinin mantık ve idrak ufkuna riayetle beraber 20. asır ve daha sonraki dönemlere de ışık tutan bu âyetler, bilhassa Güneş ile Dünya arasındaki ilginç münasebeti ortaya koymada fevkalade orijinaldir: '(Allah) Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. O Güneş'i ve Ay'ı buyruğu altına aldı ve her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir..' (Zümer, 39/5)

'Tekvir' kelimesi, Arapça'da bir şeyi sarmak, yumak haline getirmek ve dolamak demektir ki, sarığın başa sarılmasına da 'kevrü'limâme' denmektedir. Her şeyden önce ayetteki ifadeler ve seçilen kelimelerin hususiyetleriyle adeta Dünya'nın küre şeklinde olduğu vurgulanmaktadır. Gece ile gündüzün dünyanın başına bir sarık gibi sarılmakta olduğu ifadesi manidardır. Aynı zamanda ayet, bu işin sürekli olduğunu ifade etmekte ve her zaman gece, zülumatıyla etrafı karanlığa boğup gündüzü takip etmesi ve böylece sistemin, adeta bir mekik gibi işleyip durması anlatılmaktadır ki, bunlar oldukça ciddi ipuçları sayılırlar.

Yine şu âyette de mesele sarih bir şekilde ele alınarak şöyle buyrulmaktadır:

'(Allah gökleri ve yeri altı günde yarattıktan) sonra iradesini arşa tevcih etti. Gündüzü kovalayan geceyi, gündüzün üstüne örtmektedir.' (A'râf, 7/54)

Burada geçen 'yuğşî' fiilinin mastarı 'ğaşy' kelimesi, örtmek, bürümek, örtü üstüne bir örtü daha getirip örtmek gibi manalara gelmektedir. Bu örtü gece olsun, gündüz olsun fark etmez; gece ve gündüzün birbirini bürüdüğünü ifade ettiği açıktır.

Ayrıca bu ifadeyi nahiv açısından tahlil edecek olursak; 'leyl' ve 'nehâr'ın her ikisi de mef'uldür. Arapça gramer esaslarına göre, burada olduğu gibi iki mef'ûl peş peşe geldiğinde ikisinden birini fâil takdir etme durumu söz konusu olur. Bu kaideye göre ilk kelime olan 'leyl' fâil olur. Bu husus, 'Gündüz mü geceyi, gece mi gündüzü takip ediyor?' konusuna açıklık kazandırma açısından önemlidir. Zira burada hangi kelime önce gelmiş ise örten ve süratle diğerini takip eden odur. İkinci kelime ise örtülen ve takip edilen durumunda kalır. Bu demektir ki her zaman gece, gündüzü takip etmekte ve karanlık ışığı örtmektedir. Ayrıca ayeti kerime diğer bir detaya da 'hasîsen' kelimesi ile işaret eder. Şöyle ki, 'bu, seri bir şekilde ve baş döndürücü bir hızla' gerçekleşmektedir.

Meşhur Rus astronotu Gagarin'in biri çirkin, diğeri de güzel olan iki tespiti vardır. Birincisi, bu talihsiz insan, atmosferin üstünde muvakkat bir seyahatten sonra şöyle demişti: 'Gökyüzüne çıkıp dolaştım. Fakat orada Allah diye bir şeye rastlamadım.' İkincisi ise, 'Dünyadan uzaklaştığımda mütemadiyen arz üzerindeki dairelerde karanlığın ışığı takip ettiğini gördüm. Güneş'e ters düşen taraftan Dünya'nın etrafında sürekli karanlık bir perde dolanıyordu.' sözüdür. Evet dünya, küre şeklinde olup süratle Güneş'in etrafında döndüğünden, Güneş'e ters gelen taraftaki karanlık, âdeta bir perde gibi sürekli ışığı kovalamaktadır. Ne var ki insanın bunu tam kavrayabilmesi için mutlaka bir feza yolculuğu yapması gerekmektedir. Kur'ânı Kerim, asırlar önce bu hususu, 'yatlubuhû hasîsâ' tabiriyle işaretler. Yani 'karanlık, süratle ışığı kovalamaktadır' sözcüğüyle. Buradan da anlaşılmaktadır ki, karanlık olan Dünya'dır; ışık olan da Güneş. Buna göre süratli bir şekilde ışığı takip edip kovalayan Dünya'dır ve bir sapan taşı gibi Güneş'in etrafında dönmektedir. Şayet dünya, küre şeklinde olmayıp bir satıh gibi olsaydı, karanlık sürekli ışığı kovalayamazdı. O zaman bu sathın bir yüzü daima ışık, diğer yanı da karanlık kalırdı.

Bütün bunlar bir işaret ve ilmî tespitlerle çelişmeme demektir ki, Kur'ân iki kelimelik bir ifadeyle temas eder geçer. Ama bu işaretler öyle komprimeler haline getirilerek sunulmuştur ki, asrımızda dahi, bu ifadeler tahlile tabi tutulup incelendiği, dev teleskoplarla müşahede edildiği zaman Kur'ân'ın hakikatlerinin pırlanta gibi nazarlarda arzı didar ettiği görülecektir. Evet insanlık, ilim ve teknolojide ilerledikçe, Kur'ân'ın ifadelerinden daha pek çok nükte ortaya çıkacak ve Kur'ân, bir kere daha hakikat diliyle İlâhî kelam olduğunu haykıracaktır.

Yeri yayıp yuvarlak olarak döşedi

'(Semâ ve Dünya'nın) Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (Güneş'ini) açığa çıkardı. Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlak olarak döşedi' (Nâziât, 79/29-30)

Allah (cc) semaları bir kanun ve nizam ile intizama koyup zabt u rabt altına aldığı gibi, Dünya'ya da irade ve kudretini tevcih ederek onu da düzenleyip yuvarlak bir şekil vermiştir.

Kur'ânı Kerim, bu gerçeği, '(Semâ ve Dünya'nın) Gecesini örtüp kararttı, kuşluğunu (Güneş'ini) açığa çıkardı. Bundan sonra da yeri yayıp yuvarlak olarak döşedi' (Nâziât, 79/29-30) ayetiyle ortaya koymaktadır.

Ayetten anlaşıldığına göre, semânın tertip ve tanzim işi bitmiş, gece ve gündüz takdir edilmiş; sonra da Dünya 'udhuye' haline getirilmiştir. Ayetteki bazı tabirler üzerinde durmadan önce burada bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Herhangi bir cismi tarif etmek isteyen bir insan, meselâ cisim yuvarlaksa, 'yuvarlak' diyerek tarif eder. Aynı zamanda tarif etmek istediği o cismin yuvarlaklığını, 'elmamsı', 'portakalımsı' gibi yuvarlaklığı bilinen bir cisme benzetme yaparak tarif eder. Böylece o, bu benzetmeyle hem o cismin yuvarlaklığına, hem de yuvarlaklığın özelliğine işaret etmiş olur.

İşte Kur'ân da anlatmak istediği meselelerin hakikatini söylemenin yanında, bir benzetme ile de o hakikatin ayrı bir hususiyetine dikkatleri çeker. Zikredilen ayeti kerimede geçen 'dehâ' fiili, özellikle seçilerek kullanılmıştır. Zira bu kelime, 'dahv' veya 'dahy' kökünden gelmektedir. Bu kökten türetilmiş bir isim olan 'udhuve' veya 'udhiye' de 'devekuşu yumurtası' demektir. Dolayısıyla 'dehâ' kelimesinin karakteristik yapısından anlaşılmaktadır ki, Allah (cc) semâyı tanzim ve tertip ettikten sonra yerküreye yönelmiş ve onu devekuşu yumurtası gibi 'elipsoid' şeklinde düzenlemiştir. İlk devirden beri Müslüman müfessirler, Dünya'nın yuvarlak olduğunu söylemişlerse de bu hakikat; ancak bugün tam anlaşılabilmiştir.

Kur'ânı Mu'cizü'lBeyân, kendine has ifade ve üslubuyla ele aldığı konuları öyle bir titizlikle ortaya koyar ki, fünunu müsbete onca geniş imkanlarla her şeyi gayet net tespit ettiği halde, Kur'anî ifadelerin derinliği ölçüsünde ve ihtimallere açık bir üslupla aynı şeyleri ifade edebildiği söylenemez. 20. asrın her şeyi tek gözle gören maddeci ve materyalist zihniyeti, Kur'ân'ın bu yüce hakikatlerini, hiç olmazsa çağla uyumunu görmemezlikten gelse de, onun neşrettiği hakikatlerin yayılmasına ve gönüllere girmesine mâni olamayacak ve buna gücü de yetmeyecektir. Zira ilimler, geliştikçe Kur'ân daha da iyi anlaşılmaktadır. İhtimal bir gün müsbet ilmin bütün dalları, Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğunu haykıracak ve yeryüzünde yeni bir Kur'an çağı başlatacaklardır. Zira ilmin araştırma alanı, Allah'ın bir san'at meşheri ve bir kitabıdır. Yerküreyi yumurta gibi düzenleyen, Güneş'i dev bir mum gibi semaya yerleştiren, nebülozları ve koca manzumeleri tesbih taneleri gibi elinde evirip çeviren, mutlak kudret sahibi olan Allah'tır. Aynı zamanda insanın derinliklerine, kalbine ve hissiyatına nazar eden, onun iç alemini baş döndürücü bir keyfiyet ve zenginlikte dizayn eden de yine O'dur.