Yazdır

Tarihî Hadiselerin Tespiti

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Millet olarak daha ziyade menkıbelerden hoşlandığımız için bugüne kadar hep harp ve kahramanlık tarihimiz yazılmış, buna mukabil siyasi tarihimiz üzerinde çok ciddi durulmamıştır. Bu yüzden de, mesela imparatorluk döneminde diplomasi nasıl işliyordu, hariciye nasıl çalışıyordu, eğitimde metot nasıldı ve milletlerarası münasebetlerimizde politikalarımız neden ibaretti.. bütün bunların bugünkü nesillere çok iyi anlatıldığı kanaatinde değilim. Ayrıca bu mevzularda bilinen şeyler de, ya yabancı kaynaklardan alınmış ya da hiçbir tarihî belgeye dayanılmadan kaleme alınmış gayr-i ilmî bir kısım evrak-ı perişan.. kasıtlı çarpıtmaların olduğu da ayrı bir konu: Mesela tarihte Türklerin Müslüman olmasını, tamamen jeopolitik sebeplere dayandıran ve onunla izah edenler var ki, onlara göre Türkler, samimi olarak Müslüman olmamış, bulundukları yer itibariyle, alem-i İslam üzerinde hakimiyetleri, Müslümanlıktan geçtiği için Müslüman olma lüzumunu duymuş ve Müslüman olmuşlar. Aslında, meseleyi bu kabil gerekçelere dayandırmak, Türkleri münafık konumuna düşürme demektir. Oysaki onların Müslümanlığı seçmeleri, böyle bir hakimiyetten hiç haberleri olmadığı bir dönemde gerçekleşmiştir.

Bu yüzden de tarihi tedkik edip, araştırmadan bu tür iddialar ortaya atan insanların yanında, bir sürü de bunlarla aldananlar olduğu kanaatindeyim. Bir tarihin yazılabilmesi için, her şeyden evvel vakaların tespiti çok önemlidir, yoksa burada da görüldüğü gibi, tarih yazma yerine ukalaca laflar edilmiş olacaktır.

Ayrıca ben günümüzdeki hadiselerin anlaşılmazlığından hareketle, tarihî hadiseleri biraz da o mülahaza ile değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Buna bir örnek vermek gerekirse, mesela, günümüzde bir kısım insanlar eğitim ve kültürel etkinliklerle dine, vatana, millete hizmet ediyorlar. Ve kesinlikle bunların hüsn-ü niyetlerinde şüphe yok. Yapmış oldukları hizmetin selameti için de hiçbir siyasi partiyle bağlantı kurmayı düşünmüyorlar. Şimdi böyle bir hareket karşısında, milletimizin dinî değerleri adına yola çıktığını iddia eden bir parti ile gönül bağı olan bir tarihçi düşünelim; bu zat eğer bir tarih yazsa, siyasal etkinliklere katılmaksızın yurt yapıp, talebe yetiştiren ve çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunan bu insanları, İslâmî faaliyetleri engelleyen kimseler olarak gösterecektir; gösterecektir, bu kimseler Bediüzzaman gibi evliyadan seçkinler bile olsa zira bunlar daha baştan 'Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım' deyip yola çıkmışlardır. O tarihi okuyan insanlar ise 'vay hainler' deyip, onlar aleyhinde atıp tutacaktır. Çünkü hadiseler çok farklı platformlarda cereyan etmekte ve tarihçi de işin içinde olmadığından meseleyi avâmî nakillere dayandıracaktır.

Farklı bir örnek; biz 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı beraber yaşadığımız halde bu hareketlerle alakalı kayıtlar çok farklı tutulduğundan, ya da vesikalar yok edilip herşey çarpıtıldığından tarihin sayfalarına dökülenler de farklı olacaktır. Mesela bir dönemde komünistler ihtilal yapmak istiyor, onlara karşı muhtıra veriliyor ve bu hengâmede sizin hiç alakanız yokken, gelip sizi de götürüyor ve mahkum ediyorlar. Bir af çıktığında da onları salıp sizi tutmaya devam ediyorlar. Şimdi siz tarihçi olsanız bunları nasıl değerlendirirsiniz..?

İşte, bu kadar hadiselerin içinde olduğumuz halde, olayları yerli yerince değerlendiremiyorsak, tarihteki hadiseler ki, tamamen bizim dışımızda cereyan etmiş, biz ne o işin sebeplerine ne de müsebbeplerine nigehbân değiliz; onları nasıl doğru değerlendireceğiz ki!..