Yazdır

Kuşların atmosferde uçması

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Fethullah Gülen: Kuşların atmosferde uçması

Kur'ân-ı Kerim'de kuşların atmosferde nasıl uçtukları ve hangi katmana kadar yükselebildikleri anlatılmakta ve bu husus anlatılırken de 'cevvi's-semâ' tabiri kullanılmaktadır ki, (Nahl, 16/79) bu tabirle, daha ziyade canlıların cevelangâhı olan biyosfer kastedilmektedir. Kur'ân'da bir 'cevvi's-semâ', bir de 'semâ' tabiri vardır ki, bunlardan ilki canlıların yaşamasına müsait olan hava tabakası, ikincisi de canlıların teneffüs ihtiyacı olan hava ve gaz bulunmasına rağmen hayata elverişli olmayan diğer tabakalardır.

Suyun içinde ve derinliklerinde, toprakta ve toprağın derinliklerinde, havada ve havanın derinliklerinde yaşayan her canlı sınırlarını aşamadıkları belli alanlar vardır. Kuşların havada rahatça cevelan ettikleri saha, Kur'ân'ın 'cevvi's-semâ' tabiriyle ifade ettiği sahadır. Allah'ın (cc) bunları Kur'ân-ı Kerim'de bunları anlatıp mü'minlerin nazarlarını bu noktaya celb etmesinde insanlar için belli hikmet ve gayeler gözetilmiş olsa gerek. Yoksa maksat, atmosfer veya havadaki hayatın nasıl olduğu, karada hangi canlıların yaşadığı vb. gibi bilgiler vermek değildir.

Gözünü tekrar çevir, bak!

Allah (cc), bazı ayetlerde insanların ülfetlerini gidermek ve anlatılmak istenen mevzuda onları tefekküre sevk etmek için biliyor zannettikleri şeylerin ötesinde bilmeleri gerekli olan şeylere dikkatleri çekmek içindir. Evet Cenab-ı Hakk, Kur'ân'da bir şeye bakılmasını emrederken, onlarca hikmete mebni icraatını dikkatlerimize sunmak ister. Bu yolla insanı, ülfet ve ünsiyetten kurtararak, onu daima sanat-ı İlâhî karşısında hüşyar kılmak ve beyân-ı Kur'âniye'yi iyiden iyiye tetkik etmek suretiyle kalbî ve rûhî hayatını inkişaf ettirme gibi pek çok hikmet ve gayeyi hedefler. Öyleyse Kur'ân'ın her beyanını fevkalade dikkatle mütalaa etmek gerekir. Mesela '(Feza-yı ıtlaka) Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?' (Mülk, 67/3) ayet-i kerimesi mütalaa edilirken Kur'ân'ın emrinin arkasındaki maksat ve hikmetin kavranması salıklanmaktadır ki, ancak böyle bir yolla kelam-ı İlahi'den alınması gerekli olan şeyler alınabilir. Bu ayet-i kerimede insana adeta, 'feza-yı ıtlak, yıldızların deveranından gezegenlerin cevelanına, güneş manzumesinin işleyişinden dünyanın onun etrafında bir peyk gibi dönüşüne, atmosferin pek çok hususiyet ve keyfiyetinden canlı-cansız her şeyle münasebetine kadar iç içe pek çok şeyi birden mütalaaya çağrılırız. İşte bunun için 'Bir bozukluk görebilecek misin?' dedikten sonra, 'Gözünü, tekrar tekrar çevir ve bak...' (Mülk, 67/4) emriyle feza-yı ıtlakın tekrar tekrar mütalaası emredilir. Bu ifadelerle insana, adeta şöyle denmektedir: Bu koca semaya isterse bir de, astronominin kanunları, fizik ve matematiğin faraziyeleriyle bak! Konuyu laboratuarlarda değerlendir; sonra bir kez daha bakmayı dene! Herhangi bir ahenksizlik, genel nizamı ihlal edecek herhangi bir hareket ya da müspet ilimlerle mütenakız herhangi bir durum göremeyeceksin. Sizden öncekiler, bunları çıplak gözle yapmaya çalışıyorlardı. Onların teleskopları, dev dürbünleri ya da elektron mikroskopları yoktu. Siz, bütün bu imkanlara sahipsiniz; öyleyse Allah'ın (cc) oralardaki türlü türlü nimet, san'at ve icraatlarını müşahede edin; edin ki iz'an, irfan ve imanınız artsın. Böylece milyonlarca sistem içindeki ahengi, ahenk içindeki vahdeti ve vahdet içindeki Allah'ın ayan-beyan mevcudiyetini görebilesiniz. Kur'ân-ı Kerim bu ifadeleriyle insanı hem feza-yı ıtlakı temaşaya hem de onu araştırmaya sevk ve teşvik etmektedir.

Göğün boşluğu

Evet Allah (cc), kuşların semâda belli bir tabakasında uçuşlarına dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: 'Onlar, göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.' (Nahl, 16/79) Bu ayet-i kerimedeki 'cevvi's-semâ=göğün boşluğu' ifadesiyle 'kuşların belli bir tabakada uçtuklarının' gaybî bir şekilde haber verilmesi fevkalade dikkat çekicidir. Pek çok Müslüman bu âyete, gerektiği ölçüde derince baktığını zannetmiyorum. İhtimal biz, bizi kuşatan atmosfer ve biyosferin alt ve üst katmanlarının bir olduğu zannetmişizdir. Oysa mesele iyiden iyiye ve derinlemesine araştırılıp incelendiğinde, atmosferin birbirinden farklı tabakalarının olduğu ve bu tabakaların ayrı ayrı hususiyetleri haiz olduğu ortaya çıkacaktır.

Farklı ısı dağılımlarıyla karakterize edilen bu tabakalar şunlardır:

1) Troposfer (Biyosfer, bu tabakayı içine almaktadır)
2) Stratosfer
3) İyonosfer
4) Exosfer

Kuşların Uçuş Alanları

Yukarıda zikredilen Nahl suresinin 79. ayet-i kerimesinde 'imsak' tabiri kullanılmıştır. 'İmsak' kelimesi, if'al babından olup cevvi's-semanın daha evvel Allah (cc) tarafından tanzim edilerek, kuşların uçmasına müsait bir hale getirilmiş olduğuna işaret etmektedir. Binaenaleyh onların orada uçmasına fırsat veren yine kanun-u İlâhidir. Kuşların gökyüzünde bir uçuş alanları vardır. Bu saha, canlıların içinde gezip tozabilecekleri bir sahadır. Bu saha dışına çıkıldığında, her zaman ahenk ve düzen canlıların aleyhine bozulmaktadır. Diğer canlılar için durum böyle olmakla beraber ayette insanın sahip olduğu ve olacağı vasıtalar ile oraya çıkacağı ve oranın, canlıların yaşaması için müşkül bir yer olduğunun keşfedileceği hakikatine de işaret edilmektedir. Tabii, bu yükselmelerin hemen bir kerede gerçekleşmeyeceği de açıktır. Defaatla denenecek zorlanacak; yerçekimi, sürtünme ve atmosfer şartları aşılınca böyle bir hülya da gerçekleşecektir. İşte ayet: 'Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar...' (En'âm, 6/125) Konu âyette, kâfir ve mü'minin, yani kalbi hidâyete erenin ve hidâyete karşı kaskatı olanın; içinde iman ve marifet nurunun lemeân ettiği insanın küfür ve dalâlet sapıklığında boğulup da, göğsü daralan kimsenin durumunu mukayese esprisi içinde verilmiştir.

İrade insanı

İnsan, iradesini iyi kullanıp, marifet-i İlâhî istikametinde sarf eder, Allah da (cc) O'nun hidâyetini murad buyurursa, o kişinin gönlünü İslâm'a açar ve kalbine de genişlik verir. Burada insanın iradesini işin içine katmasını, biz ekledik. Çünkü selef öteden beri böyle durumlarda beşerin irade ve ihtiyarını devreye sokmuşlardır. Yani onlar, insan iradesi olmadan bir meşiet-i İlâhî düşünmemişlerdir. Vakıa Allah'ın irade ve meşieti, insanın iradesine bağlı değildir. Allah (cc) Mâlikü'l-Mülk'tür ve mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ama adâlet-i İlâhî ve hikmet-i İlâhî, Allah'ın (cc) kullara ait takdir, tayin, hidâyet ve idlâllerinde onların iradelerinin de taalluk etmesini şart-ı âdi olarak esas almıştır. Biz de, kulun iradesini bu mülahaza ile zikrediyoruz. Evet insan, istediği şeyin peşine düşecek ki, Allah onun hidâyetini murad buyurunca kalbine inşirah versin. İnsan, isterse Allah da onun kalbine genişlik verir, o kişi imandan zevk alır ve hayatını cennetlikler gibi yaşar.