Yazdır

İmanın Teslimiyet Buudu

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2001 Kürsüleri

Oy:  / 7
En KötüEn İyi 

Hidayet, zatında Allah'a ait olmasına rağmen, esbap, şart-ı âdî -Üstad'ın tabiriyle meyelanda tasarruf- planında, insana aittir. Zira ondaki bu meyil ve irade hesaba katılarak onun hakkında değişik takdirler yapılmıştır. Ancak Allah (cc), bazen birisinin çok ciddi gayreti neticesinde ona hidayet eder, bazılarının da küçük bir temayülüne lütufta bulunur. Böyle bir muamele tamamen rahmetin genişliği, biraz da o insanın samimiyetiyle alakalıdır.

Adalet, bir kimsenin gösterdiği cehd ve gayret kadar karşılık görmesi demektir. Bu muameleye göre, insan, dünyada hiç gözünü kırpmadan ahiret için çalışması halinde ihtimal cennete gidebilir. Çünkü adalet, ebedî mesut olmaya karşı ebedi çalışmayı gerektirir. Oysa Allah'ın rahmeti her zaman öndedir; kullarına, benim farz kıldığım şeyleri yapın, haram kıldığım şeylerden de kaçının; arada meydana gelen boşlukları ben rahmetimle doldururum demiştir ki, bu da O'nun rahmetinin enginliğine işarettir.

Evet, Allah'a iman çok güzel ama çok zor bir meseledir. Hücurat suresinde Allah (cc), 'inandık' diyen bedeviler için: 'De ki: Siz iman etmediniz ama 'İslam olduk' deyin. Zira henüz iman kalplerinize yerleşmedi..' (Hucurat, 49/14) buyurmakta ve bir sonraki ayette de gerçek inananları, 'Gerçek müminler ancak Allah'a ve Rasulü'ne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır..' (Hucurat, 49/15) diye tavsif etmektedir. Demek iman, riyazi katiyet içinde, aksine ihtimal vermeyecek ve perde-i gayb açılıp aksi gösterilse, sarsıntı yaşamayacak şekilde bir iz'an gerektiriyor. Ben, avam halktan öyle insanlar tanıdım ki, akla, mantığa açık bir dimağı olmadığı halde, inandığı şeylere, aksine ihtimal vermeyecek şekilde inanıyor ve çok rahat bir şekilde, 'Biz toprağın altına girecek, oradan Allah'ın huzuruna gidip hesap vereceğiz. Ne olacak bizim halimiz?' diyorlardı. Yani bunlar, insanın kemikleri bile çürüdükten sonra toprağın altında nasıl canlanıyor ve o huzura gidiliyor? diye düşünmüyorlardı. Demek onlar, akıl ve mantığın meydana getirdiği bir kısım boşlukları, safvet ve samimiyetleri ile aşmışlar. Bu durum, Allah Rasulü'nün (sav) 'Aleyküm bidini'l-acâiz=Size yaşlı kadınların inandıkları gibi inanma düşer' sözleriyle ne kadar da örtüşüyor! Yani onlar bir delile, bir işarete ihtiyaç duymadan inanıyorlar.

Sahabe Efendilerimizin imanı da bir yönüyle böyleydi; onlar -muhalfarz- Efendimiz'i, peygamberlik manasının tersi bir noktada görseler, O'nun hakkında hiç mi hiç kanaatleri değişmezdi. Mesela, hiçbir zaman 'Neden diğer insanlar dört kadınla evlenebiliyorlar da, Allah Rasulü'nün dokuz tane?' diye akıllarının köşesinden bile geçmemişti. Kaldı ki onların çoğunun bir tane hanımı ya var ya da yoktu. Nitekim Suffe ashabı arasında evlenmeye fırsat bulamayan onlarca insan mevcuttu...