Yazdır

Rüzgarlar, Emr-i İlâhî İle Vazife Görürler

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2002 Kürsüleri

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

Rüzgârların esişi, insanlar için öyle malum ve maruf olmuştur ki, onlar, bunun vermiş olduğu ülfet ve ünsiyetle bunların Cenab-ı Hak'tan olduğunu adeta unutmuşlardır. Kur'ân-ı Kerim de buna telmihen 've'l-mürselâti urfen' (Mürselât, 77/1) demektedir. Yani rüzgârlar, maruf olarak esmektedirler.

Rüzgârlar, melekler nezaretinde irâde-i ilâhî ile toprağın yüzünü okşayıp bitkileri aşılamaktan havada şiddetli fırtınalar meydana getirmeye, ondan çiçeklerin tozlaşmasına ve bulutların aşılanmasına kadar geniş bir alanda emr-i ilâhî ile vazife görürler. Her zaman bir rahmet cilvesi ifade eden rüzgârlar, her şeye rağmen bazen akım değişmeleri, şiddetli fırtına, tayfun ve hortumlara da sebebiyet verebilmektedir. Mürselât Sûresi'nin ilk ayetlerinde Allah (celle celâluhû) tarafından gönderilen rüzgârlara veya onlara nezaret eden meleklere işaret edilir. Hem ilk dönem, hem de günümüz tefsircileri bu ayetleri 'melekler', 'rüzgârlar', 'vahiyler', 'ilhamlar' ve 'daha başka Allah'ın vazifeli kulları' şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu ayetler, nasıl tefsir edilirse edilsin, şümullü bir ifadeyle peygamberlere inen vahiyden gönüllere gelen ilhama, ondan da yeryüzünde esen rüzgârlara ve fırtınalara kadar her ilâhî esintiyle bir münasebetinin var olduğu sezilmektedir. Rüzgâr, hareket halinde olan bir hava kütlesidir. Bu hareket, belli bir yönde olup, hemen daima yataya (ufkî) yakındır. Birbirinin yanındaki iki bölgeden birinde hava basıncı yüksek (antisiklon alanı), ötekinde alçak (siklon alanı) ise, yüksek basınç alanından alçak basınç alanına doğru bir hava akışı olur. İşte bu hava akışına 'rüzgâr' denir. Basınç farkının az veya çok oluşuna göre, rüzgâr ya hafif, ya da şiddetli eser. Rüzgârın bu şiddetli esmesi haline 'fırtına' denir.

Rüzgârların esişi, insanlar için öyle malum ve maruf olmuştur ki, onlar, bunun vermiş olduğu ülfet ve ünsiyetle bunların Cenab-ı Hak'tan olduğunu adeta unutmuşlardır. Kur'ân-ı Kerim de buna telmihen 've'l-mürselâti urfen' (Mürselât, 77/1) demektedir. Yani rüzgârlar, maruf olarak esmektedirler. Maruf olan bu rüzgârlar, coğrafya kaynaklarında genel olarak üç grupta toplanmaktadırlar:

1) Sürekli Rüzgârlar

a) Alizeler: Ortalama olarak 30 derece kuzey ve 30 derece güney paralelleri civarındaki subtropikal yüksek basınç kuşağından ekvatora doğru sürekli olarak esen rüzgârlardır.

b) Batı rüzgârları: Her iki yarım kürede 30 derece enlemleri civarındaki subtropikal yüksek basınç alanlarından 60 derece enlemleri civarındaki subpolar alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.

c) Kutup rüzgârları: Kutuplardaki yüksek basınç alanlarından 60 derece enlemlerindeki alçak basınç alanlarına doğru esen soğuk rüzgârlardır.

2) Muson (Mevsimlik) Rüzgârları

Yıl içerisinde mevsimlere (yaz ve kışa) göre değişerek esen, çok geniş alanlı bir rüzgâr sistemidir. Yaz ve kış musonları olmak üzere ikiye ayrılır.

3) Yerel Rüzgârlar

Yerel rüzgârların bir kısmı genel hava dolaşımına bağlı rüzgârların yerel olarak çeşitli değişimlere uğramasıyla meydana gelir. Bazıları ise bütünüyle mahallî basınç farklılıklarından oluşur.

a) Meltemler

Kara-Deniz Meltemleri: Bu rüzgârlar aynen musonlarda olduğu gibi ısınma ve basınç farklılıklarından doğarlar. Geceleyin karalar daha çabuk soğur, denizler ise ılıktır. Bunun sonucunda geceleyin karadan denize doğru rüzgâr eser. Bu kara meltemidir. Gündüz ise olay tersine döner. Bu sefer karalar daha çabuk ısınır. Bunun sonucunda da denizden karaya doğru deniz meltemi eser.

Dağ-Vadi Meltemleri: Bu rüzgârlar yan yana bulunan alçak sahalarda dağların farklı ısınma ve soğumalarından oluşurlar. Bunlar, geceleri dağdan ovalara, gündüzleri ovalardan dağlara doğru eserler.

b) Soğuk Yerel Rüzgârlar

Çeşitli şekillerde meydana gelen basınç farklılıklarından doğan bu rüzgârlar, soğuk platolardan ve dağlık alanlardan ılık kıyılara doğru eserler. En önemlileri şunlardır:

Bora: Dalmaçya kıyılarında gerideki dağlardan Akdeniz'e doğru esen soğuk rüzgârlardır.

Mistral: Fransa'nın Akdeniz kıyılarında Rhone vadisini izleyerek esen soğuk rüzgârlardır.

Poyraz: Türkiye'de kuzeydoğudan esen soğuk rüzgârlardır.

c) Sıcak Yerel Rüzgârlar

Bunlar geldikleri yerlere göre sıcak olan rüzgârlardır. En önemlileri şunlardır:

Fhön: Bu rüzgâr, yükselen hava kütlesinin bir dağı aşarak öteki yamaçta alçalmasıyla oluşur.

Sirokko: Cezayir ve Tunus'ta büyük sahradan Akdeniz'e doğru esen bir çöl rüzgârıdır.

Hamsin: Mısır'da esen sıcak bir çöl rüzgârıdır.

Lodos: Türkiye'de güneybatıdan esen sıcak rüzgârlardır.

'Velâsıfâti asfen=Şiddetle eserek savurup atanlara.' Yani belirli şekillerde esen bu rüzgârlar, bazen de bir kısım değişikliklere uğrayarak ortalığı kasıp kavuran, etrafa dehşet salan hortumlar ve tayfunlar halinde görülürler. 'Vennâşirati neşran=Yaydıkça yayanlara.' Yani bulutu semâya, tohumu da yere sarıveren mevsim rüzgârlarına.

'Felfârigâti fergan=Birbirinden iyice ayıranlara.' Yukarıda zikredilen bütün bu rüzgârların verâsında onlara nezaret edip icraat-ı ilâhîyeyi alkışlayan melâike-yi kiram ve bütün bunları emriyle idare eden Allah'tır (cc).

Cenab-ı Hak, Mürselat Sûresi'yle esbabı izzet ve azametine perde yapma esprisi içinde meleklerin nezareti ve alkışlaması altında icraat-ı sübhaniyesini böyle anlatırken, Mü'minûn Sûresi'nde geçen şu ayet-i kerimeyle de çok veciz olarak yedi yoldan gelen rüzgârlara -Allahu a'lem- işaret etmektedir: 'Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz (yarattığımız) mahlukâttan habersiz değiliz.' (Mü'minûn, 23/17) Yani biz, sizin üzerinizde, sizi çepeçevre saran atmosferin içinde yedi yol yarattık. Bu yedi yoldan geliş, gidiş ve akışlar vardır. Havanın terkibini normal tutan bu yedi yoldan gelen rüzgârlardır. Allah bu rüzgârları estirmese, havanın içindeki gazlar yavaş yavaş çözülerek birbirinden ayrılır ve atmosfer de alt üst olur.

'Biz (yarattığımız) mahlukâttan habersiz değiliz.' Allah (cc), yaratmış olduğu mahlukâtının ihtiyaçlarını bilmekte ve onların ihtiyaçları istikametinde yedi yoldan rüzgârlar göndermektedir. Bu rüzgârların kimisiyle onları manen ikaz etmekte, kimisiyle gönüllerine inşirah salmakta, kimisiyle onları okşayıp geçmekte, kimisiyle vahiy ve ilham göndermekte ve kimisiyle de onları cezalandırarak altlarını üstlerine getirmektedir.