Yazdır

Kudret ve İrade Kaleminin Yazdığı Kitap: Mikro Âlem

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2002 Kürsüleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

Maddenin küçük bir parçasıdır atom. İlim adamları, maddenin bu küçük parçasının dahi anatomisini ortaya koymuşlardır. Atom, nötron ve proton denilen parçacıklardan oluşan ve bu parçacıkların etrafında hızla dönen elektronlardan müteşekkildir. En küçük âlemden en büyük âleme kadar kâinatta Allah'ın (cc) yarattığı varlıkların temel taşları işte bu küçük parçacıklardır.

İnsan vücudunu meydana getiren hücrecikten bir ağacın meyvesindeki hücrelere; zerreden kürreye, galaksilerden nebülozlara.. evet bu en büyük sistemlere kadar her şeyin temel yapıtaşları işte bu parçacıklardır. Allah (cc), bu mahdut parçacıkları değişik kombinezonlar içinde hareket ettirerek, onlardan sonsuz terkipler meydana getirmektedir. Öyle ki, aynı zerreleri hareket ettirip, farklı terkiplere tabi tutup, bu belli ve sınırlı parçacıklardan yüzlerce, binlerce hatta on binlerce yeni yapılar meydana getirmektedir. Evet Cenab-ı Hak, bir şeyle bin şey inşa etmekte ve yerine göre inşa ettiği bu şeylere pek çok vazife gördürmektedir. Ağacın içine güneş şualarıyla nüfuz eden zerreler, orada belli seviyelerde farklı mahiyetler oluştururken, başka varlıkta yine farklı terkipler meydana getirmektedirler. Allah (cc) insandaki mikro organizmalardan, hayvan ve bitkilere, ondan da makro âleme ve ışık hızıyla milyarlarca senede gidilebilecek uzaklıkta bulunan ve büyüklüğü insana dehşet veren sistemlere kadar her şeyde aynı partikülleri kullanmış ve birbirinden farklı bu sistemler arasında yine aynı yapıtaşları ile belli münasebetler tesis etmiştir.

İnsan ve kâinat arasında baş döndürücü bir münasebet vardır. Bütün bunlar, kader kaleminin uçları olan bu zerrelerle gerçekleşmektedir. İnsan, zerreler ile hayatını sürdürürken, ağaçlar da rengarenk keyfiyetleri ve insanın gönlünü okşayan çiçek ve meyveleriyle yine aynı zerreler vasıtasıyla var olmakta ve mevcudiyetlerini sürdürmektedirler. Kâinatta mevcut olan her boy, karakter, tip ve şekle göre elbise de yine bu elemanların birer farklı vaziyet almalarından başka bir şey değildir. Varlık meşheri bir konfeksiyon dükkanı gibi işlemekte ve her şey, kendi kametine uygun elbiseyi rahatlıkla bulup sırtına geçirmektedir. Hem bütün bunlar, o kadar rahatlıkla olmakta ve o kadar ucuza mâl edilmektedir ki, bu kadar bolluk, sür'at ve ucuzluğu başka yollarla temin etmek mümkün değildir. Mesela bir ağaç, gömüldüğü topraktan suyu damla damla emmekte, havadan karbondioksiti alarak, güneşten gelen ışınlarla birleştirmekte ve şeker sentezi yapmaktadır. Bütün bunlar, o kadar rahat, kolay ve ucuzlukla meydana gelmektedir ki, insanoğlu henüz bu kadar rahatlıkla şeker imal edebilecek fabrikaları kurabilmiş değildir. İşte Allah'ın (cc) tesis ettiği bu fabrikada, ağaç dallarının, güneş ışınları tarafından başlarının okşanması, havadan aldıkları ve topraktan çektikleri maddelerle şeker sentezi yapmaları öyle maharetle gerçekleşmektedir ki, yarı canlı yarı cansız olan ağaç dallarının sergilediği bu maharet, insanı hayrete düşürmektedir. Beşer, sahip olduğu onca teknik imkanlarla henüz bu maharetin onda birini ortaya koymuş değildir. Allah'ın (cc) tezgahlarında her şey bu kadar rahatlıkla olmaktadır. Sultan-ı kâinata intisap eden bütün zerreler, havadaki bütün dalgalanmalar, havanın içindeki çeşitli gazlar, güneşten gelen ışınlar ve topraktan, ağaçların kökleri ve dalları vasıtasıyla yukarıya doğru çıkan su reşhaları birer memur-u İlahî gibi hareket ederek birbirleriyle bir bütünlük tesis etmekte ve insanın zaruri ihtiyaçlarını sağlayacak çeşitli nimetleri en tatlı ve en cazip bir şekilde takdim ederek bizlerin takdir ve şükran hislerini coşturmaktadırlar.

Yukarıda varlığın en küçük parçası olarak bilinen atom veya atomun temel parçalarını ayetlerin ışığı altında ele alarak, onların temel yapılarından daha ziyade farklı keyfiyetleri üzerinde durduk ve varlığın kader programındaki şekillenişini, önceden projelenmesini, zerreden sistemlere bütün kâinatları kuşatan bir kudret ve iradenin her şeyi kuşattığını, her şeye hükmettiğini arz etmeye çalıştık. Şimdi Allah'ın (cc) ilim, irade ve kudretinin her şeyi nasıl ihata ettiğini arz etme sadedinde şu ayetin gölgesinde konuyu biraz daha açalım:

'Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, Rabbinin bilgisinden uzak (ve gizli) kalmaz. Ne bundan küçük ne de daha büyük hiçbir şey yoktur ki, hepsi apaçık kitapta (yazılı) bulunmasın.' (Yunus, 10/61)

Burada istidrâdî olarak şöyle bir hususu arz etmek istiyorum. İnsanın aklına 'Acaba zerreden kürreye, atomlardan galaksilere varıncaya kadar, kâinatın hemen her yerinde aynı temel taşlar mı kullanılmıştır, her yerde aynı maddî yapı mı vardır?' şeklinde bir soru gelebilir. Yukarıda bütün varlığın temel taşlarının aynı parçalar olduğunu ifade etmiştik. İşte Allah (cc), 'Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey...' ifadeleriyle bu gerçeğe işaret etmektedir ki, ifadeden de anlaşılacağı üzere, göklerin ve yerin temel taşlarının aynı şeyler olduğu işaretleniyor. Evet Allahu Teâlâ (cc) burada her şeyi aynı maddeden (zerre=atom) yarattığını açıkça ortaya koyuyor.

'Ne bundan küçük ne de büyük hiçbir şey yoktur ki, hepsi apaçık kitapta (Kitab-ı Mübîn) bulunmasın.' Ehl-i tahkik, Kur'ân'da geçen 'İmâm-ı Mübîn'in (Yâsîn, 36/12) 'Levh-i Mahfuz' (Burûc, 85/22); 'Kitâb-ı Mübîn'in (Mâide, 5/15; En'âm, 6/59; Yûnus, 10/61; Hûd, 11/6; Neml, 27/1, 75; Sebe, 34/3) de, insanın mukadderâtının ve sergüzeşt-i hayatının bir mahv ve isbat şeridi şeklinde cereyan eden ve bir sinema şeridi gibi insanın her şeyini ihtiva edip her tarafı dolduran zerreler olduğunu söylemişlerdir. Zerrelerin belli faaliyetleri yüklenmesi ve bütün hareket ve davranışların zaman şeridine takılıp kalması meselesi, 'Kitâb-ı Mübîn'i şerh etmektedir. İşte bu, Allah'ın (cc) kudret kalemiyle yazıp ve kader planına göre tespit ettiği kitabının adıdır.

Burada 'Kitâb-ı Mübîn' tabirinin zikredilmesi oldukça mânidardır. Yani ister atomdan büyük -mesela, molekül zerreleri- isterse atomdan küçük -mesela, elektron ve kuarklar- olsun -burada teori farklılıkları mahfuz- bunların hepsi, Allah'ın (cc) kudretiyle hareket etmekte ve Kitab-ı Mübîn'de kaydedilmektedirler.

'Miskal', altının ağırlığını ölçmek için kullanılan bir ölçü birimidir. 'Zerre miskali' denildiğinde artık burada 'şu veya bu ölçüde' olmaktan ziyade, zerrenin yani atomun gerçek ölçüsü ne ise işte o kastedilmiştir. Atomun yarıçapı 10 üzeri -8 cm olarak tespit edilmiştir. Bu, o kadar küçük bir yer işgal eder ki, şayet 75 milyon hidrojen atomu uç uca eklenecek olursa ancak 1 cm ettiği görülecektir. Başka bir ifadeyle 56 gr demir içinde 6,02.10 üzeri 23 (602.000.000.000.000.000.000.000) tane atom bulunmaktadır. Bir insan atomdan hacim olarak 10 üzeri 28 misli daha büyüktür. Güneş de insandan tam 10 üzeri 28 misli büyüktür. İnsanın kâinattaki yeri, güneş büyüklüğü ile atom büyüklüğü ortasındadır. Güneş, içine 1 milyon 297 bin adet dünya sığacak kadar baş döndürücü bir büyüklüğe sahiptir. Buradan atomun ne kadar küçük bir zerre olduğunu kıyas edebiliriz.

Ayet-i kerimedeki 'Zerre miskali' ifadesiyle atomdan daha büyük ve daha küçük âleme yani proton, nötron, elektron, mezon, nötrina ve kuark gibi parçacıklara da dikkat çekilmektedir. Bu, hangi sahaya gidilirse gidilsin, hangi derinliğe girilirse girilsin, hangi keşiflerde bulunulursa bulunulsun, yine de atomun mahiyeti aşılamayacak ve onun dışına çıkılamayacak demektir. Meseleyi mutlak olarak ele almak gerekir. Ortaya atılan ve henüz gelişme sürecinde olan atom kanunlarıyla, Kur'ân'ın mu'ciz beyan ifadeleri mütenakız değil demektir. Ancak henüz gelişimini tamamlamamış nazariyelere Kur'ân'ı adapte etmeye çalışmanın doğru olmayacağı da açıktır. Ama eğer ilimlere esas teşkil eden varlık, Kur'an'la konuşan zatın bir kitabı ise -ki öyle olduğunda şüphe yok- saf ilim düşüncesinin Kur'an'la çelişmesi katiyen söz konusu olamaz.