Yazdır

Kur'an Kâinat Kitabını Şerh Ediyor

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2002 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Burada bizim arz etmek istediğimiz şey, Cenab-ı Hak, kudret ve iradesiyle yazdığı kâinat kitabında o baş döndürücü nizam ve intizamını ve Kur'an'ın bize bu nizam ve intizamı özetler halinde anlatarak fikir ve irfanlarımızı inkişaf ettirip, bizi kâinat meşherlerinin zümrüt tepelerinde gezdirip zatına ve ötelere uyarması hususudur.

Her ilmin kendisine mahsus bir kısım sabit hakikatleri vardır. İşte bu hakikatlere dayanılarak çeşitli kanunlar ortaya konulmaktadır. Şekli devamlı surette değişen harflerden müteşekkil bir kitabın okunması mümkün olmadığı gibi, birer harf mahiyetinde olan kanunların sürekli değişmesi de kâinat kitabını okunup anlaşılmaz hale getirecektir. Evet, kâinattaki kanunlar sabit ve değişmez olduklarından dolayı, insanlar onları keşfetmekte -bu kanunlar keşfedenlere nispet edilerek anılsalar da (Newton kanunu, Arşimet kanunu.. vb. gibi)- ve bu muhteşem kitapta Allah'ın vazettiği esasları, disiplinleri değerlendirmektedirler. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde, işte bu sabit hakikatlerin yüzündeki nikabı kaldırarak onların arkasındaki esas sabit hakikat olan isim ve sıfatların tecellilerini göstermektedir.

Her şeyin sağlam bir şekilde ayakta durabilmesi için sağlam bir mesnede dayanması gerekmektedir. Kâinatta müthiş bir nizam ve intizam vardır. İnsan, varlığın ruhundaki bir takım hakikatlere ancak bu nizam ve intizam vesilesiyle ulaşabilmektedir. Bu nizam ve intizamın muallakta durması söz konusu değildir. Onun da mutlaka sabit bir mesnede dayanması gerekmektedir ki, işte o mesnet Allah'ın 'Munazzım' ismidir.

Kâinattaki her tekevvün, bir tertip ve tanzîme bağlı meydana gelmektedir. Bu tertip, sabit bir hakikattir. Mesela bir yavru, sperm ile yumurtanın aşılanmasından, dünyaya geleceği ana kadar geçirdiği zaman diliminde, anne karnında cereyan eden bütün gelişmeler fevkalâde bir tertip ve tanzîm içinde cereyan etmektedir. Bu, sabit bir hakikattir. İşte bu hakikate dayanılarak, aşılandığı andan itibaren yavrunun anne karnında, kaç aylık olduğu tespit edilerek gerekli müdahaleler yapılabilmektedir. Ama bu hakikatin de sabit bir mesnede dayanması gerekmektedir ki, o da Allah'ın 'Hâlık', 'Rezzâk' ve 'Musavvir' isimleridir.

Yine cansız olan tohumlar, toprağın altına atıldıktan belli bir süre sonra, önce küçük bir rüşeym, sonra da bir filiz halinde arz-ı endam etmektedirler. Derken bu filiz, bir taraftan yerin derinliklerine, diğer taraftan da yukarılara doğru dal-budak salmaktadır. Ne var ki, bütün bu tekevvünler de yine kendi kendine olmayıp, 'Tane ve çekirdeği yaratan Allah'tır' (En'am, 6/95) hakikatine dayanmaktadır. İşte bütün bunlardan anlaşılan şudur ki, her şey lisan-ı hâliyle 'Lâ ilâhe illallah' diyerek vahdâniyete şehadet eder ve bizi de bu yüce hakikate uyarır.

Allah'ın varlığını, kâinattaki kanunlarla böylesine beliğ bir şekilde dile getiren Kur'an-ı Kerim, Mütekellim-i Ezelî'nin beyanı bir kitap olduğunun önemli bir referansıdır. İnsanlık, hangi ilim dalında, hangi noktaya ulaşırsa ulaşsın, netice itibariyle varacağı her zirvede Kur'an'ın bayrağının dalgalandığını ve insanlığa yol gösterdiğini görecektir.

Evet, semâvî kitaplar ve bütün nebiler, insanlara maddî-manevî her sahada ışık tutmuş ve onların hayatlarını tenvir etmişlerdir. Beşer, Allah'ın rızasına ve cennete giden yolu semâvî kitaplar ve nebiler sayesinde gördüğü gibi, Allah'ın kâinatta vazettiği kanunlara muvafık hareket etmekle de dünyevî başarı ve saadetlere ermeyi de yine onların irşatlarıyla tanıyabilmiştir. Evet beşer, pozitif ilimlerde vahy-i semâvînin ışığından istifade ettiği gibi, kalplerin tenviri, ruhların terakkisi ve duyguların hüşyar hale gelip Hâlik-ı Zü'l-Celâl'i duyması ve O'nunla doyması konusunda da yine semâvî kitaplar ve nebilere çok şey borçludur.

Biz, buraya kadar mevzuyu müşahhaslaştırmak için tahrife uğramamış ve uğramayacak yegâne semâvî kitap olan Kur'an-ı Kerim'in müspet ilimler ve teknolojik gelişmelere işaret eden sadece birkaç ayeti üzerinde durmaya çalıştık. Teknik ve teknolojik gelişmeler arttıkça, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin o sahadaki işaret ve beşaretlerinin neticesini görecek ve Kur'an-ı Kerim'in ilahi bir kelâm olduğunu daha iyi anlayacağız.