Yazdır

Misyon İnsanları Bir Mıknatıs Gibi Etrafındaki Kabiliyetli İnsanları Kendisine Çeker

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2002 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Daha yaratılırken, bir misyon insanı olma donanımı ile yaratılan ve bi'l- istidad, bi'l-kuvve büyük insan olmaya müheyya zatlar müsait bir ortam elde eder ya da bulurlarsa pek çok başarıya imza atabilirler. Tabiî böyleleri için yardımcı çevre de çok önemlidir. Bu itibarla da bunların bazı istidatlı kimseleri çevrelerinde toplama gibi bir yanları da vardır. Hatta denebilir ki, dehâ ve şahsî kabiliyet önemli bir şey ise, onun kadar, belki daha önemli bir husus da insanları etrafında toplayıp projelerini gerçekleştirmede onların iştiraklerini sağlamaktır.

Mesela Efendimiz (sav), peygamberlik vazifesiyle serfiraz kılındıktan sonra, adeta bağı kopmuş ve istidatları itibarıyla sağa- sola saçılmış bulunan her biri kıymetli birer inci mahiyetindeki o insanları birer birer çevresinde toplamış ve âdetâ sağa-sola elini her uzatışında bir Ebu Bekir, bir Ömer, bir Osman, bir Ali yakalamış; onlar da, gelip Efendimiz'in rahle-i tedrisinden alacaklarını alınca veya O'nun potasında yoğrulup şekillenince, bütün benlikleriyle O'na yönelmiş, Efendimiz'le aynı çizgide bir misyon yüklenebilecek hale gelmişlerdir. Tabii onların bu yükselişleri, onunla aynı seviyeye ulaşmaları da demek değildir. Zaten onlar, Efendimiz'le aynı seviyede yaratılsa ve aynı şeyleri paylaşsalardı, bu kadar misliyette bir itme de olabilir ve dolayısıyla da bir araya gelemezlerdi. Başka bir ifadeyle pozitif olanın yanında öbürü negatif olmalıydı ki, aralarında çekme olsun ve uyum sağlanabilsin... Bu açıdan, her büyük davanın temsilcisi, Efendimiz'den evvel peygamberlik çerçevesinde, O'ndan sonra da vilayet planında, hemen hepsi birbiri ile irtibatlı gibi davranmış ve Hz. Adem'den başlayarak tâ Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. İbrahim ve Hz. Nuh'a (as) kadar aynı şeyleri yapmışlardır. Bazen, Hz. İbrahim'in; 'Bütün insanları hacca davet et ki gerek yaya, gerek uzak yollardan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler' (Hac, 22/27) şeklindeki seslenişinde olduğu gibi, ses ve soluklarını, bir yönüyle yokluğa salmış ve derken, tıpkı Cenab-ı Hakk'ın nurundan hakikat-i kainat meydana geldiği gibi, onların çağrıları da âdetâ böyle bir diriliş ve varoluşa mebde' teşkil etmiştir.