Yazdır

"Biz İnsanı, Kuru Bir Balçık, Kokusu Değişik ve Şekillenmiş Siyah Bir Çamurdan Yarattık"

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2002 Kürsüleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

'Kasem olsun Biz insanı, kuru bir balçık, kokusu değişik ve şekillenmiş siyah bir çamurdan yarattık.' (Hicr, 15/26)

Burada, belli istihalelere uğrayıp değişen ve insan biçiminde şekillenen, iç ve dış dengelerle dengelenen, sonra da ilahi nefha ile şereflendirilen bu yeni varlık, maddenin-mananın birleşik noktasında bir varlıktır. Allah (cc), onun üzerinde son düzenlemeyi yapıp, kendi içindeki ahengi, çevresiyle olan dengesini topyekün varlıkla olan münasebetlerini tesis ettiğini şöyle açıklar:

'Ben onu son kez düzenlediğim ve ruhumdan üflediğim zaman, siz (bu hitabın muhatabı bütün melekûtteki asnâf) hemen onun için (imtihan ve inkiyat) secdesine kapanın.' (Hicr, 15/29)

O güne kadar namı-nişanı bilinmeyen, melekûtte mahfuz, mülkde esâmesiz -ki Kur'an: 'Dehrin cereyanı içinde öyle bir zaman gelip geçti ki, o dönemde insanın adı bile anılmazdı.' (Dehr, 76/1) der- bir varlığı seleflerinin kavrayabilmeleri ve fâikiyetini kabullenmeleri, emre itaattaki inceliğin ortaya çıkması için bir imtihandı. Bu imtihanı kazanan kazandı, kaybeden de etti.

Kur'an-ı Kerim daha başka ayetleriyle insanın kaderî plandan, değişik hilkat safhalarına kadar merhale merhale yaratılışını öyle bir üslûpla anlatır ki, dönüp bu ayetlere baktığımızda onun anne karnında geçirdiği embriyolojik süreci de görebiliriz. Bu iki sürecin de Kur'an'da, hassasiyetle üzerinde durulmuştur. Bu süreç içinde açık bir kısım farklı merhaleler söz konusudur. Birinci merhale toprak, ikincisi, 'tîn' kelimeciğiyle ifade edilen özel çamur; üçüncüsü, insan iskeleti haline getirilen siyah balçık manasına gelen 'hame'; dördüncüsü, pişirilmiş, kurutulmuş çömlek benzeri 'salsal' dır.. bunlar, belli vetire ve belli oluşum merhalelerini ima etmektedir ki, biz benzer bir sürecin anne karnında da yaşandığını görmekteyiz. Bu safhaların dört veya altı olması fark etmez; bunlardan bazılarının bazılarına ircaı her zaman mümkündür. Önemli olan değişik mineralleriyle toprak bulamacının safha safha insan yaratılışına esas teşkil etmesidir. Toprağın bir mineral veya protein çorbası haline getirilmesinde elbette ki su da çok ehemmiyetli bir unsurdur. Böyle bir karışımı ifade sadedinde Kur'an:

'Kasem olsun biz insanı süzülmüş bir çamur veya bir hülâsadan yarattık.' (Müminûn, 23/12) buyurur ki, 'Biz her canlı nesneyi sudan yarattık.' (Enbiya, 21/30) ifadesi de suyun bu ehemmiyetini vurgulamaktadır. Su ve toprağın ayrı ayrı muhtevalarıyla izdivacı ayrı bir merhaleyi teşkil etse gerek. Bundan sonra şekillenme ve bir surete ulaşma faslı gelir ki, Kur'an bunu da:

'Andolsun Biz insanı bir kara çamur ve şekillenmiş bir balçıktan halkettik.' (Hicr, 15/26) ayetiyle işaret eder. Bunu müteakip, tam bir düzenleme, iç ve dış dengelere bağlama mertebesi söz konusudur ki, onu da Kur'an-ı Kerim:

'Ben onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman derhal onun için (inkıyad) secdesine kapanın.' (Hicr, 15/29) ayetiyle hatırlatır.

Bu son safha ile artık kâinatta, manasının yanında maddesi, ruhuyla içli-dışlı bir bedeni olan; fiziki mükemmeliyeti ölçüsünde metafizik derinlikleri de olan yeni bir varlık daha vardır. İnsan, bu seviyeye geleceği ana kadar Kur'an ayetlerinin işaretiyle gerçek mahiyetleri ne olursa olsun, tafsilen şu safhalardan geçmiştir: Toprak, çamur, süzülmüş çamur, yapışkan çamur, bir şekle bağlanan siyah balçık, sertleşmiş balçık ve ilahi ruhla serfiraz Allah'ın (cc) halifesi eşref-i mahluk.. daha sonra insanoğlunun hayatında bütün bu safhalar, insan hususiyeti çerçevesinde teksir edilircesine devam edecektir ki, dikkatle bakanlar için mebde' ile temadi arasındaki bu tedâî her zaman çok renkli bir süreç olarak zevkle temaşa edilebilecektir.

Adem ve Havva ile mucizevi bir yaratılışla başlayan insanoğlu macerası, asbabın perdedarlığı ile âdiyât (sıradan hadiseler) içinde sürüp gidecektir. İnsanların isteyip dilemesi ve Allah'ın (cc) yaratmasıyla temadi edip duran yeryüzündeki insan hayatıyla hedeflenen asıl gaye, Yüce Yaratıcı'yı bilip O'na kullukta bulunmaktır. O, insana irade, şuur, his ve gönül vererek onu bütün varlıkların önüne geçirme ve Adem'in şahsında bir mihrap haline getirme irade ve meşietine karşılık, insan da O'nu tanıma-tanıtma, sevme-sevdirme vazifesiyle vazifelendirildiğini bilmeli, 'ahsen-i takvim'e mazhariyetin hakkını eda etmelidir.