Yazdır

İki Emniyet ve İki Korku

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2005 Kürsüleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

Hadiste 'Lâ ecmeu ala abdî havfeyn ve emneyn ...' buyruluyor. Halbuki biz gayet rahat ve lüks bir hayat yaşıyoruz...?

Havf (korku) ve reca (ümit), Cenab-ı Hakk'ın insana verdiği/vereceği iki büyük nimettir. Bu iki nimeti ölçülü bir şekilde kullanıp Allah'a ulaşmaya vesile edinmek bundan ayrı ve daha büyük bir nimettir.

Sorudaki hadisin meal-i münifi şudur: 'Ben, kuluma iki emniyeti birden vermem, iki korkuyu da birden vermem.' Sorulan soruda (ifade tarzına göre); emniyet, mal ve lüks içinde rahat bir yaşam sürme; havf da fakr u zaruret içinde yaşama gibi anlaşılmış... Aslında böyle bir anlayış, netice itibariyle meselenin bir izahı olabilir; ancak hadisin tam manası sayılmaz; 'Lâ ecmeu beyne emneyn' beyanından maksat, 'Ben insana iki emniyeti birden bahşetmem. Bir insan dünyada keyif içinde, ahiret adına endişesiz ve kalbî hayatının yıkılmasından, letâifinin sarsılmasından ve duygularının ölüp gitmesinden, ruhi melekelerinin sönmesinden hiç endişe duymuyor ve korkusuz yaşıyorsa, bu insan öbür alemde korkusuz olamaz. 'Velâ ecmeu beyne havfeyn'; bunun gibi bir insan da dünyada -arz ettiğimiz açıdan- korku içinde yaşıyor ve hep endişe içinde ise yani hem sözleri hem de haliyle, 'Aman ya Rabbi! Senin inayetin olmazsa, imanımı koruyamam, Senin lütfun olmazsa letaifimi muhafaza edemem, Senin keremin olmazsa ben ayakta duramam, Senin sonsuz rahmetin, Rahmâniyet ve Rahîmiyetin olmazsa ben cennete giremem, aslında Rahmeten lilâlemin olan Habib'in olmasaydı ben yolumu da bulamazdım ve hep dalalette kalırdım.' diyorsa/diyebiliyorsa.. evet hep böyle korku içinde bulunup, sık sık kendini yokluyor, kontrol ediyor ve kendini yenileme imkanını buluyorsa, öbür alemde -inşaallah- onun için korku olmayabilir.

Ama bu hadis-i şerife bir soru mahiyetinde eklenen hususun da lâzimî mânâ olarak bir hakikati var ve hadisin ifade ettiği manadan tamamen de uzak değil. Bu mana şudur: Bir insan endişesiz ve korkusuz, sadece dünya hayatını yaşamak için dünyaya gelmiş gibi davranıyor ve ara sıra dahi olsa Ahiret endişesi onun duygularını sarmıyorsa işte bu insan kendisinden endişe etmelidir. Hatta çok defa böyle bir şey olmasa bile, sırf rahat ve rehavet içinde bulunduğundan ötürü endişe edip hicap duymaladır. Konuya biraz daha açıklık getirmesi açısından bir misal arz edebilirim: Sahih rivayetlerde anlatıldığına göre, Ömer bin Abdülaziz'in sabahlara kadar 'İzil-ağlâlü fî a'nâkıhim - O gün zincirler onların boynuna dolanmıştır.' (Mümin, 40/71) ayetini tekrar ede ede yığılıp kaldığı olurdu. Ayrıca o, çok defa şu ayeti okuyup kendinden geçerdi: 'Ezhebtüm tayyibâtiküm fî hayâtikümüddünyâ' (Ahkaf, 46/20) Yani, 'Siz dünya hayatında bütün yaptığınız iyiliklerin karşılığını gördünüz, mükafatınızı aldınız, sanki dünya için gelmiş gibi her şeyinizi dünyada yiyip bitirdiniz ve ahirete bir şey bırakmadınız.'

Evet! Sağlam kalbli bir müminin, böyle bir endişe taşıması gayet normaldir ve haddizatında bu korku derin bir düşünce neticesidir. Ama Cenab-ı Hak, Hz. Abdurrahman bin Avf'a ve Hz. Osman'a nasip ettiği gibi, insana dünya da vermiş olabilir. O da dünyasını dininin ihyası uğruna kullanır; her zaman malının hepsini birden değil, muhtaç olanlara, ihtiyaç ölçüsünde infak eder.. evet, malın bir bölümünü daima elinde tutar ki mevsimi gelince onu denizlere çevirsin. Zaten mevsimi geldiğinde, o değil sadece malını, tereddüt etmeden ruhunu dahi feda edebilir. İşte böyle bir malın ve bu mala sahip olmanın hiçbir zararı yoktur. Elverir ki niyetler hâlis olsun, onun Allah tarafından verilmiş bir emanet olduğu bilinsin ve Rabbimiz istediği zaman vermeye hazır olunsun.

Biz bu konuda sık sık kendimizi yoklama durumundayız; Rabbimizin emir ve tavsiyelerini vicdanlarımızda duyuyor gibi her zaman vermeye hazır mıyız? Kendi kendine emir tekrarı yapıyor gibi 'Hazırız Rabbim!' diyebiliyorsak, o malın hiç bir zararı yoktur. İşte bu mal Ahiret için -inşallah- bizim hakkımızda asla endişe verici olmaz. Ama kim de çakırkeyf ve serâzâd yaşıyor, duymuyor, duygulanmıyor, yaşamın kendisini, hissiyatını ve nefsini okşayan bütün yanlarını duyma peşinde ise -hafizanallah- işte böyle biri bataklığa baş aşağı düşmüş batıyor demektir. Bu iki şeyi birbirine karıştırmamak lazım...