Yazdır

Selefe Saygı

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2005 Kürsüleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

Büyüklerimiz, bazı yanlış şahsî tutum ve davranışlarıyla bizlerde sûi zan hasıl ettiler. Onlara karşı aynı sevgi, tazim ve itimadı yeniden kazanmamız için bize neler tavsiye edersiniz?

Eğer böyle bir şey gerçekten gönlümüzde hükmünü icra ediyorsa, içimize bir musibet girmiş ve ciddi bir bela bizi belirsiz girdaplara doğru itiyor demektir. Bu da, kendi kendimizi mahvedecek bir yola girdiğimiz manasına gelir. Allah Rasulü (sallâllahu aleyhi vesellem) bu ümmetin sonradan gelenlerinin, önde gelenleri tenkit etmeye başladığı anın, onların helake doğru gittiği an olabileceğine dikkatlerimizi çeker. Kur'an bu mevzuda geçmişlerimize dua etmeyi tavsiye ederek bizde onları hayırla yâd etme duygusunu uyarır: 'Onlardan sonra gelenler (başta muhacirler olarak, kıyamete kadar gelecek müminler): 'Ey kerim Rabb'imiz! derler, bizi ve bizden önceki mümin kardeşlerimizi affeyle! İçimizde müminlere karşı hiçbir kin ve gıll u gış bırakma! Duamızı kabul buyur ya Rabbenâ, çünkü Sen raufsun, rahîmsin!' (Haşr, 59/10)

Bu ayetin öncesindeki ayetlerde de Sahabe'nin büyüklüğü tablolaştırılıp onların diğergamlık, hasbilik ve fedakârlıkları; çok seviyeli bir hayat yaşayıp hayatı çok iyi değerlendirdikleri anlatılır. Bu ayette de Allah, arkadan gelen müminlerin nasıl davranacaklarını, geçmişleriyle alakalı nasıl dua edip dualarında ne diyeceklerini onlara öğretiyor. Bu şekilde dua edecek insanlar daha dünyaya gelmeden evvel Kur'an'da onlara ne diyecekleri öğretilmiş ve sanki 'Geçmişlerinize bu şekilde dua edin!' denmiştir. Böyle bir duanın öğretilmesinde, Sahabe'nin bazen şahsi içtihadlara dayanarak birbirlerine karşı olmaları ve bunu sonrakilerin anlayamamaları sebebiyle, onlar hakkında farklı mülahazalara girmemeleri öğütlenmektedir. Evet, bir içtihad sonucu Aişe validemizin ve Hz. Talha'yla Zübeyr'in (radiyallahu anhum) Hz. Ali'nin karşısına çıkmalarını ve onunla savaşmalarını anlamamız zor olsa da biz yine de onlar hakkında hüsn-ü zan besleyecek ve onlara karşı saygılı olmaya çalışacağız. Bu ayetiyle Kur'an-ı Kerim, arkadan gelen bizlere yol gösteriyor ve 'Sakın onların durum ve davranışlarını kritiğe tabi tutmayınız!' diyor.

Yine bu ayetiyle Kur'an sanki bize, 'Onların muhasebesini yapıp tenkit etmek size düşmez; onlar Allah Rasulü (sallâllahu aleyhi vesellem)'in ifadesiyle çok âlî semâvî yıldızlar gibidirler.' demek istiyor.. ve arkadan gelenlere edep öğretiyor.

Geçmişler hakkında müspet düşünme ve onları hayırla yâd etme umumi bir kanundur; bir cemaatin sonra gelenleri öncekilere rahmet okuyacak ve onları hayırla yâd edecektir. Nitekim tarih boyunca İslam toplumu Sahabe'ye ve Tâbiin'e laf etmediği gibi ettirmemiştir de. Öyle ki Sahabe-i Kiram arasındaki meselelerin büyük fitnelere sebebiyet verdiği bir dönemde Hasan Basri, Basra'ya gider ve fitnenin merkezinde yaşar. Ona sorarlar: 'Herhangi bir Sahabi mi büyüktür, yoksa Ömer bin Abdülaziz mi?' Aslında Ömer bin Abdülaziz, büyüklüğü münakaşa yapılmayacak bir insandır. Ahlak, kemal ve faziletiyle onu tartacak terazi yoktur ve olamaz. Öyle ki onu alıp Hz. Ömer'in yanına koysanız Hz. Ömer'e ait sahabilik madalyası dışında bu iki zatı birbirinden tefrik edemezsiniz. O, bu kadar büyüktür. Ama Hasan Basri sahabiye karşı hürmet ve saygıyı koruma yolunda: 'Ömer bin Abdülaziz, Sahabe'nin en arkadan geleni Vahşi'nin atının burnunda ancak bir toz olabilir.' der.. ve işte ölçü budur. Bu mülahaza ile, hem Sahabe-i Kiram'a hem de diğer geçmişlere karşı bize çok derin ve şuurluca bir saygı telkin edilmektedir.

Bu, sadece o zamana mahsus bir şey değildi. Nitekim başka bir devir gelmiş ve bir zata selam vermenin bile suç sayıldığı dönemde, her şeyi göze alarak tereddüt etmeden onun etrafında toplanan insanlara karşı da tavrımız bu olmalıdır. İster Sahabi, ister sonrakiler ümmî olmalarına ve bir çok hususu bilmemelerine rağmen hırz-u can edip evlad u ıyal sevdasını bir tarafa bırakmış ve gerektiğinde zindanlara girmeyi seve seve göze almış ve mahkemeden mahkemeye sürüklenmiş ama katiyen yol ve yöntem değiştirmemişlerdir.

Bir kere daha tekrar etmeliyim ki, ne olursa olsun bize, geçmişlerimize karşı saygılı olmak düşer. Biz bu saygıyı hal, davranış ve sözlerimizle anlatmalı ve onları hayırla yâd etmeliyiz; etmeliyiz ki, arkadan gelenler de bizi rahmetle yad etsinler. Aksine bugün bize önemli bir mirası tevdi edip emanet bırakan kimseleri hafife aldığımız zaman, yarın bizim de hafife alınacağımız muhakkak ve mukadderdir. Bundan zarar görecek olan da İslam'dır, müslümanlardır.

Aynı zamanda seleflerimiz hakkında bu şekilde müspet düşünme ve onları hayırla yâd etme, Hakk'a hürmetin ifadesidir. Zira Cenab-ı Hak Kur'an'da sarih ayetleriyle bizden bunu istemektedir. Şayet bugün bizden evvel hizmet edenlere karşı içimizde olumsuz mülahazalar var ve onlar hakkında müspet düşünemiyorsak, bizde ciddi bir eksiklik var demektir. İhtimal bizler bu düşüncelerle Tâbiûn döneminde yaşasaydık Sahabe-i Kiram'ı da tenkit eder ve hüsrana uğrayanlardan olurduk.

Gıybet, Rahmetten Mahrumiyettir

Soruda aynı duygu ve düşüncenin yeniden teessüsü nasıl olur diye soruluyor. Bunun için;

Birincisi, Müslüman, kendinden evvel gelmiş geçmiş büyükler hakkında doğru da olsa nâsezâ nâbecâ sözler sarf edildiği zaman, bu sözü söyleyene, 'Bu bir gıybettir. Gıybet de haramdır.' diye çok ciddi tavır almalı ve o sözü ona söylettirmemelidir. Böyle bir gıybeti engellemek için yapılanlar bir işe yaramazsa gıybet yapanların yanından kalkıp gitmeli ve onları günahlarıyla baş başa bırakmalı.

İkincisi, ne seviyede olursa olsun din-i mübîn-i İslam'a hizmet etmiş insanları daima takdirle yad etmek, onlara saygı göstermek ve her yerde tazimkâr ifadelerle insanların sinelerinde onlara karşı bir sevgi ve muhabbet uyarmak önemli bir vazifedir. Biz saygı telkin ettiğimiz takdirde kafalardan bu saygısızlık düşüncelerini de kısmen silip atmış oluruz. Aynı zamanda bu sayede Cenab-ı Hakk'ın hoşnutluğunu elde etmiş sayılırız. Aslında bir vakitler hizmet etmiş kimselere hor bakıp onları hafife alma hissi insanı çeşitli füyûzattan mahrum bırakan bir hastalıktır. Bunların pek çoğunun kendilerine göre bir âlemi vardır ve onlar başımızda ya da yanımızda Cenab-ı Hakk'ın rahmetini celbe birer vesiledirler. Onların aleyhlerinde bulunan kimse, Cenab-ı Hak'tan gelecek rahmetten mahrum olur.

Evet, şayet bugün Cenab-ı Hakk'ın ilham esintilerinden mahrum bulunuyorsak bunun en önemli sebeplerinden biri, hiç şüphesiz geçmişteki büyük zatların aleyhinde olma ve onlar hakkında uygunsuz söz söylemek olsa gerek...