Yazdır

İnsanın Ruhu ve Bedeni Birlikte Haşrolacaktır

Yazar: Fethullah Gülen, Zaman Tarih: . Kategori 2007 Kürsüleri

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Rûhun cesedle olan münasebeti devamlıdır. Ancak bu münasebet rüyada, berzahta, haşirde, cennette veya cehennemde ayrı ayrıdır. Bu dünyâda biz, maddî cismaniyetimizin tesiri altında bir ruh ve ceset münasebetine şahit olmaktayız.

Uyku hâlinde ruh yarı bir kayıtsızlığa ulaşır. Dolayısıyla insan rüyasında yüzlerce ayrı yerde bulunabilir ve binlerce insanla görüşebilir. Bu arada uyuyan cesedle ruhun münasebeti de devam eder. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), cenazeler için ayağa kalkardı. 'Ölüye eziyet, aynen diriye eziyettir' buyururdu. Kabirlere hususi alâka gösterirdi. Bütün bunlardan kabir ve berzah âleminde ruhun cesedle münasebettar olduğunu anlıyoruz. Tabii bu münasebeti, uyku hâlindeki münasebet gibi düşünmek de yanlıştır.

Tekrar diriliş de yine ruh ve cesed beraberliği içinde olacaktır... Olacaktır ve ahirete âit cesed, oraya münasip bir şekil alacaktır. Çeşitli hadislerin işâretinden anlaşılan manâ budur. Bazı mutasavvife, tamamen spiritüalist (ruhçu) bir görüş sergileyerek, ceza ve mükâfatı sadece ruhun göreceği kanaatindedirler. Bir kısım Grek filozofları da böyle düşünmektedir. Daha sonra gelen Neoplatonit (Yeni Eflatunculuk) düşünürlerde bu kanaatin tesiri görülür. Maktul Sühreverdi, Hallac-ı Mansur, az dahi olsa Muhyiddin Arabî Hazretleri gibi bazı önemli zevatın söyledikleri, bazı kimseler tarafından dîk-ı elfaz sebebiyle aynı şeylermiş gibi anlaşılmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet, ruh ve cesedin beraber haşr olacağı hususunda ittifak içindedirler.

Rasyonalist felsefeciler, "İnsanların hayatları da tıpkı bir marula benzer. Marul, toprakta gelişip büyüdükten sonra çürür. Daha sonra toprağa karışarak gübre olur. Gübrelenmiş bu toprak üzerinde yeni marullar biter. Bu marullar, insanlar tarafından yendikten sonra onların vücutlarında yerlerini alırlar. Daha sonra da ölür ve toprağa karışarak başka marullara gübre olurlar." diyerek alaylı bir şekilde haşr u neşri tamamen inkâr etmişlerdir.

Kanaat-i âcizaneme göre karmakarışık gibi görünen bu meseleyi bugünkü atom anlayışıyla telif etmek mümkündür: Her şeyden önce ruhun mekânla mukayyed olmaması prensibiyle hareket edildiğinde bir cismin küçültülmesi veya büyütülmesi, onun kendine ait vücudun zerratıyla münasebet kurması gayet basittir. Mesela vücudumuzun 1.75 boyunda ve 80 kg. ağırlığında olduğunu düşünelim. Bu vücudun bir hacmi vardır ve vücudun bütün hücreleriyle, ruhun bir münasebeti söz konusudur. Bu vücudu küçültüp atom kanunlarına ait meseleleri bertaraf etseler ve o vücut, bir yüzüğün içine girecek kadar küçülse -ki daha küçük de olur- ruh, yine o cesetle tam bir münasebet içindedir. Şimdi çevirip tam tersini söyleyelim. Vücud çok büyüse, bir bulut gibi olsa ve 50 km çapında bir yeri işgal etse de, ruh o cesetle yine münasebet içinde olacaktır. Ruh kendisine ait cesetle denizin dibinde, arşta, ferşte, sera ve süreyyada da olsa münasebetini devam ettirecektir. Binaenaleyh vücudun zerrelerinin dağılıp değişik yerlere gitmesi meseleye olumsuz bir etki yapmaz.

Yeniden diriltme Allah için çok kolaydır

İkinci olarak, pek çok ehl-i tahkik, zerrât-ı asliye adında insandaki asıl ve temel zerrelerden bahsederler. İnsanın ilk zerrelerinin, yani insan bedenine âdeta kâide ve temel olup, hadiste "acbü'z-zeneb" (kuyruk sokumu) kemiğiyle ifade edilen bu zerrât-ı asliyenin tam nerede olduğunu tesbit etmek mümkün değildir. Bediüzzaman Hazretleri, acbü'z-zeneb mes'elesine, hafiziyyet ve inşa etme, yani haşirde yeniden dirilme mevzûunu işlerken temas etmektedir. Onun anlattıkları açısından acbü'z-zeneb insanın genleri, kromozomları veya herhangi bir uzvu olabilir. İmam-ı Gazali gibi ruhçuluk yanı ağır basan ve 'Madde esassızdır' diyen âlimlerin görüşü esas alınarak bir değerlendirme yapılacak olursa, acbü'z-zenebi, insan yapısının plânı olabilecek madde ötesi bir şey olarak anlamak da mümkündür.

Allah, insanı bu temel zerreler üzerine kurmuştur ve ahirette de onlara bağlı olarak haşr edecektir. İnsana ait hususiyetleri câmî olan bu zerreler kim bilir, belki de genlerdir. Eğer öyleyse, Hz. Âdem'den bu yana bütün insanlardaki genler bir araya getirilse, bir yüzüğün içini ya doldurur, ya doldurmaz. Ama bu kadarcık az bir şey, ruhla kontak olduğu zaman cismaniyet adına acı duyuyorsa, elbette lezzet de duyacaktır.

İşte insanın vücudundaki bu zerrât-ı asliyedir ki, cesedin esasını teşkil ederler. Allah, insanı bu zerrat-ı asliyesi ile haşredecektir. Sair zait zerrat, bu zerrat-ı asliyenin etrafında toplanır, haşr ü neşr öyle olur ve problem kalmaz. Evet, Allah insanı bir ruh, bir de asıl zerrelerle haşr edecektir. Mesele muhit olan ilm-i ilahi açısından ele alınacak olursa; biz belki zerreleri karıştırırız ama ilm-i ilahinin cüz'iyata dahi taallukunu düşününce hiçbir problem kalmaz. Allah ilmiyle, mesela uranyum atomunun içindeki elektron ve protonunun sayısını, dönüşünü bilir ve onları nizam içinde tutar. İşte bizim, "Her şeyin zerrelerini muhafaza eder" dediğimiz Allah, böyle bir Allah'tır.