Yazdır

Allah İçin Seni Çok Seviyorum!

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2011 Kürsüleri

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Fahr-i Kainat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir şahısla beraberken yanlarından başka bir zat geçer. Allah Resûlü'nün yanında bulunan sahabî, Habib-i Ekrem Efendimiz'e, "Ey Allah'ın Resûlü ben şu genci seviyorum" der. Bunun üzerine Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimiz, "Peki bunu kendisine haber verdin mi?" diye sorar. Hayır cevabını alınca, o sahabîye, arkadaşına gidip ona olan sevgisini bildirmesini tavsiye buyurur. (Ebû Dâvud, Edep 122)

Efendimiz burada kardeşine sevgi duyan bir mü'minin, bu sevgisini o kişiye söylemesini veya bir yolunu bulup bunu ona ihsas etmesini umumî mânâda tavsiye buyurmaktadır. Zaten inananlar arasındaki kardeşlik ve tesanüdün tesisi açısından meseleye bakıldığında, Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifade buyurduğu bu hususun, mü'minlerin birbiriyle kaynaşmaları, birbirine sıcak bir nazarla bakıp güven duymaları, gönüllerin birbirine ısınması ve su-i zanna gidecek yolların tâ baştan kapanması adına ne kadar önem arzettiği anlaşılacaktır.

Asr-ı Saadet'e bakıldığında, Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ışıktan düsturunun sahabe-i kiram efendilerimizin hayatlarında çok önemli bir yer teşkil ettiğini ve bu lâl u güher söz istikametinde nice hâdisenin vukû bulduğunu görebiliriz. Mesela Hazreti Ömer (radiyallahu anh), Yermük savaşında Hazreti Halid'i azledip huzuruna çağırdığında şu ifadeyle sözüne başlamıştı: "Ey Halid! Allah şahid seni çok seviyorum." Hazreti Ömer'in diğer insanların yanında, bir topluluk içinde Seyyidinâ Hazreti Halid'e bu şekilde bir hitapla sözüne başlaması, daha sonra söyleyeceklerinin hüsn-ü kabul görmesi adına çok önemli bir referans olacaktır. Ayrıca azledilişi dolayısıyla Hazreti Halid'in içinde oluşabilecek muhtemel ukdeleri de tâ baştan silip süpürecektir. O büyük halife sözlerine şöyle devam eder: "Ancak ey Halid! Halk elde edilen zaferleri senin şahsında buluyor. Ben biliyorum ki, bu zaferleri bize ihsan eden Allah'tır. Bu sebeple seni görevinden azlediyorum." Zaten Hazreti Halid'in akidesi de bu sözlere ters değildir ki, onlara karşı herhangi bir itirazda bulunsun. Hazreti Ömer bu sözleriyle şirke karşı ilan-ı harp ettiğini ortaya koyuyor; bunun üzerine Hazreti Halid de hemen O'nun yanında yerini alıyordu. İşte Hazreti Ömer'in Hazreti Halid'e olan sevgisini bu şekilde dile getirmesi ve sözüne böyle bir ifadeyle başlaması daha sonra söylenecek sözlerin teveccüh görüp hüsn-ü kabulle karşılanması ve vahdet-i ruhiyenin teessüsü adına çok önemli bir vesile olmuştur.

Mübalağa ve Natürel Sevgi

Şimdi bir mü'minin, sevgisini kardeşine duyurması, bildirmesi ne kadar ehemmiyetli ise, bu güzel amel yerine getirilirken samimi ve içten olunması, sunîliklere girilmemesi, zımnî yalan olan mübalağalara başvurulmaması da o ölçüde ehemmiyet arzeder. Her hususta olduğu gibi bu mevzûda da yanılmaz ve yanıltmaz rehberimiz Rehber-i Ekmel Efendimiz'dir (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm). Çünkü O, duyguda, düşüncede, ibadet ü taatta, insanların birbirlerine karşı davranışlarında vs. bütün bir hayatı talim etmek için gönderilmiştir. İşte biz, bir kardeşimiz hakkında müsbet duygularımızı nasıl ifade edeceğiz, onun meziyet ve faziletlerini dillendirirken nasıl dillendireceğiz bütün bunları da yine Efendiler Efendisi'nin o lâl u güher söz ve beyanlarından öğrenmemiz gerekir. Bu açıdan hadis-i şeriflere bakıldığında sahih kaynaklarda yer alan şu meşhur vak'ayı hatırlayabiliriz: Bir sahabî efendimiz Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (aleyhissalâtü vesselâm) huzurunda, yüzüne karşı bir arkadaşını medh u sena etmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) o şahsa, "Arkadaşının boynunu kırdın" buyurup bu sözünü üç kez tekrar etti ve ardından da, "Bir kimse kardeşini illa övecekse bari, "Falancayı ben öyle zannediyorum, ancak işin iç yüzünü Allah bilir. Ben hiç kimseyi Allah'a karşı tezkiye edemem" desin, buyurdu". (Buhârî, Şehadat 16).

Resûl-i Ekrem Efendimiz'in bu ikaz ve tenbihini doğru anlayıp doğru yorumlamak için bir hususu müsaadenizle bir kez daha dile getirmek istiyorum. O da şudur: İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), muhataplarını âdeta avucunun içi gibi çok iyi bilir, çok iyi okur, çok iyi tanırdı. Bu hususu yani muhatabı tanıma mevzûunu kanaatimce bir sabite gibi kabul edip Efendimiz'in beyanlarına hep bu nazarla bakılması gerekir. Çünkü böyle bir bakış açısı bize, o nurefşân beyanlar hakkında sağlam ve sıhhatli hükümlere ulaşmada ciddi fayda sağlayacaktır. İşte meseleye bu perspektiften bakıldığında şunu söyleyebiliriz: Demek ki yüzüne karşı medh u senada bulunulan zat, henüz böyle bir medhi kaldırabilecek ruhî seviyeye ulaşmamıştı, böyle bir övgüyü taşıyabilecek tahammülü yoktu. Bu sebeple bilinmesi gerekir ki, sevme, sevdiğini duyurup hissettirme başka bir meseledir; meddahların yaptığı gibi mübalağalara girme, ortalığı Kırkpınar'a çevirecek şekilde etrafa yağ döküp gezme; "onun eşi-menendi yok..", "bir sengine yekpâre acem mülki fedâdır" türünden laflar etme tamamen farklı bir meseledir. İkincisi, kardeşinin boynunu kırmaya matuf ifadelerdir ki yasak olan budur. Hem bu tür ifadeler medh u sena edilen zatı baştan çıkardığı/çıkaracağı ve onun uhrevî hayatının mahvına sebep olacağı gibi, başkalarının gıpta damarını da tahrike vesile olur. Gıpta mahzursuz görülse de, unutulmaması gerekir ki, gıpta ile hased hemhuduttur. Bu sebeple gıpta duygusunun tahrik edilmesi tehlikeli bir sahaya kardeşini sürükleme demektir. Evet, siz birini övdükçe başkalarının içinde ona karşı çekememezlik ve hased hislerini tetiklemiş ve onun aleyhine pek çok sun'i düşman icad etmiş olursunuz.

Özetle

  • Efendimiz, kardeşine sevgi duyan bir mü'minin, bu sevgisini o kişiye söylemesini veya bir yolunu bulup bunu ona hissettirmesini tavsiye buyurmaktadır.
  • Böyle bir sevgi izharıyla söze başlanması, daha sonra söyleneceklerin hüsn-ü kabul görmesi adına çok önemli bir referans olacaktır.
  • İnsanın, sevgisini kardeşine duyururken samimi ve içten olması, sunîliklere girmemesi ve zımnî yalan olan mübalağalara başvurmaması gerekir.

Sevgiyi İfade Etmenin Farklı Yolları

Dille beyanın dışında, sevgiyi ifade etmenin daha başka yolları da vardır. Mesela sevdiği kişinin arkasından dua etmek bu yolların en güzel ve en doğru vasıtalarından biridir. Fahr-ı Kainat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): "En süratle kabule karin olan dua, gaibin gaibe duasıdır." (Tirmizî, Birr 50) buyuruyor. Bir insanın, sevdiği bir arkadaşına, onun hiç haberi olmadan gıyabında dua etmesi, hem sevginin Allah için olduğuna bir delildir, hem de o iki kişi arasında sımsıcak bir muhabbetin tesisi adına çok önemli bir vesiledir.

Sevgiyi ifadenin önemli bir yolu da, insanın sevdiği zat hakkındaki hüsn-ü zannını, o zata ulaştırabilecek üçüncü şahısların yanında dile getirmesidir. Mesela bir insan, "Ben şimdiye kadar falan kimsenin hiçbir kötülüğüne şahit olmadım. Hatta bazen belki benden bir kısım kötülükler sadır oldu ama ben ondan hep iyilik gördüm. O, yaptığım kötülükler karşısında hiçbir zaman aynıyla mukabelede bulunma gibi bir tavır içerisine girmedi" türünden ifadeler kullanarak başkaları yanında ona olan güzel duygu ve güzel düşüncelerini dile getirebilir. Arkadaşının kendisi hakkında söylenen bu tür beyanlardan haberdar olması o iki kişinin kalbleri arasında sevgi köprülerinin kurulması adına çok önemli bir vesile olacaktır.

Aynı zamanda bilinmesi gerekir ki, yapılan her bir iyilik de sevgiyi ifade yollarından biridir. Hiç unutmam arkadaşlardan bir tanesi diğerine şöyle demişti: "Allah bana bağımdan, bahçemden şu kadar ürün verdi. Eğer kardeşsek ben bunu seninle bölüşmek istiyorum." Bu öyle centilmence bir tavırdır ki, siz elli defa "ben seni seviyorum kardeşim!" deseniz bu ölçüde müessir olamazsınız. Elbette ki o şahsın böyle civanmertçe bir tavır sergilemesi karşısında siz kendinize düşeni yapar ve böyle bir teklifi kabul edemeyeceğinizi beyan edersiniz. Bu, ayrı bir mesele. Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta, o insanın îsar ruhuyla hareket etmesi ve bunun neticesinde de bir sevgi selinin karşılıklı olarak kalblere akıp durmasıdır.

Tabiî, îsar hasletini sadece maddi olarak ihsanda bulunma, yemeyip yedirme, giymeyip giydirme şeklinde anlamamak, onunla sınırlandırmamak gerekir. Belki yeri geldiğinde kendi hissiyat, görüş, düşünce ve fikirlerimizi bir kenara koyup kardeşimizin hissiyat, görüş, düşünce ve fikirlerini tercih etmek, kimi zaman maddi meselelerde fedakarlıkta bulunmaktan daha fazla sevgi bağlarını güçlendiren önemli vesilelerden biridir. Evet, karşı tarafın düşüncelerine saygılı olup onları kabul etme, kendi hissiyatımızı kardeşimizin hissiyatı içinde eritip yok etme öyle bir vasıtadır ki, onunla gönül kapılarını ardına kadar açabilirsiniz. Gördüğünüz gibi sevgiyi ifade etmenin pek çok yolu vardır. Sözlerinizle, gıyaben yaptığınız dualarınızla, îsar ruhuyla hareket etmekle gönüllere girebilir ve bunların hepsini bir yönüyle "seni seviyorum" mülahazası şeklinde ele alabilirsiniz.

Sözün Özü

Kur'ân'ın iki-üç yüz yıldan beri yaşadığı gurbet yılları bitmek üzeredir. Evet, Efendimiz'in ifadesiyle öyle zamanlar olmuştur ki, insanlık bir vadide, Kur'ân da başka vadide. İşte insanımız, böyle karanlık bir dönemden kurtulmak üzeredir. Bir zamanlar, folklor gibi icra edilen dinî hayat günümüzde kendi orijinine has ses ve soluk ile seslendirilmeye başlanmıştır. İnşallah bir gün gelecek bu gariplik tamamen bitecek ve ‘Allah'ın ipine sımsıkı sarılın' ayetinin ifadesi olarak, insanlık yeniden Kur'ân'la buluşacaktır.

Haftanın Duası

Ey mülkü dilediğine verip, dilediğinden de çekip alan, istediğini aziz edip yükselten, dilediğini de bizim sezebildiğimiz yahut idrak edemediğimiz pek çok hikmete bağlı zelil kılıp alçaltan yüce Rabbimiz! Bütün hayır ve iyiliklerin Müsebbibi, eşyaya mana kazandıran, varlığın sırlarını lif lif ayırıp seyircilerin mütalaasına sunan biricik mürşit ve üstad, ufuk insan ve kutup peygamber Hazreti Muhammed Mustafa’ya, O’nun cihan-bahâ ehline ve ashabına salât ü selam ediyor; Senden, iyilikleri bizlerden asla esirgememeni ve keremini başlarımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdırmanı diliyoruz.