Yazdır

Tevbe'nin Kendisi En Büyük Şefaatçidir

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2011 Kürsüleri

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

Ötede, enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve şühedâ -derecelerine göre- Cenâb-ı Hakk'ın onlara bahşettiği seviyede şefaat edeceklerdir. Ancak, bu mevzuda da zirveyi yine İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehaya) tutacaktır.

Zira, her nebî kendisine bahşedilen bir defaya mahsus ama sınırsız talep hakkını dünyada kullanırken, Hazreti Sâdık u Masdûk, onu âhirete saklamıştır. O gün herkes kendi başının çâresine bakmakla meşgul olurken, Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Ümmetî, ümmetî!.." diye inleyecek ve kendisiyle azıcık da olsa münasebeti bulunan herkesin kurtuluşunu dileyecektir.

Mahşerin ve hesabın dayanılmaz dehşeti ve şiddetli sıkıntıları içerisinde, yardım talep edilebilecek bir merci arayan insanların müracaatları üzerine Müşfik Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), beşerin muhakeme ve hesaplarının bir an evvel görülmesi için Allah Teâlâ'ya yalvaracak; "şefaat-ı uzmâ"nın ve "Makam-ı Mahmûd"un sahibi unvanıyla, imandan nasiplenebilmiş hemen herkesin imdadına koşacaktır. Allah Resûlü, insanların perişan ve derbeder oldukları ama kendilerini kurtaracak bir vesile bulamadıkları bir anda bütün insanlığı kucaklayan şefkatiyle ortaya çıkacak ve "en büyük şefaat" manasına gelen "şefaat-ı uzmâ"sıyla pek çoklarının ellerinden tutacaktır.

Evet, devamlı olarak büyük günah işlememekle beraber, bir gaflet anında kebâirden birine ya da birkaçına düşmüş ama hemen doğrulup Allah'a teveccüh etmiş ve masiyetin nedametini hep içinde duymuş kimseler de ötede şefaate nâil olacaklardır. Şayet, kendi sâlih amelleri ve Hak dostlarının yardım adına uzanan elleri böylelerinin kurtuluşlarına kâfi gelmezse, Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz "şefaat-ı kübrâ"sıyla onların imdadına yetişecektir; elverir ki, günahlardan dolayı kalbleri bütün bütün mühürlenmiş ve öteye imansız gitmiş olmasınlar!..

En Büyük Günahlar

Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, değişik vesilelerle büyük günahlara dikkat çekmiş; muhataplarının hususi hallerine göre, bazen üç, bazen beş, bazen de yedi kebâiri sıralayarak, bunlara karşı ümmet-i Muhammed'i ikaz buyurmuştur. Bundan dolayıdır ki, selef-i sâlihîn, kebâirin adedi mevzuunda farklı görüşler serdetmişlerdir. Âlimlerin ekseriyeti, hadislerde sayılan maddelerin hasr (sınırlama) ifade etmediğini söylemiş; "büyük günah" tarifinden hareketle, dinin esas kaynaklarında hakkında kınama ve cezalandırma ikazı vâki olan günahların tamamını bu kategoride değerlendirmişlerdir. Mesela, İmam Zehebî, yetmiş altı tane kebireden bahsetmiştir. Allah'a şirk koşmak, ana-babaya isyan etmek, haksız yere adam öldürmek, iffetli insanlara iftira atmak, fuhuş yapmak, mücahede günü cepheden kaçmak, sihirle meşgul olmak, yetimin malını yemek, kumar oynamak, sarhoş eden ve uyuşturan maddeler kullanmak, yalan yere şehadette bulunmak ve dine zarar verecek bid'atlara taraftar olmak gibi cürümler belli başlı büyük günahlardan bazılarıdır.

Ehl-i Sünnet itikadına göre; mutlak şirk haricinde büyük günah işleyen kimseler dinden çıkmış olmazlar ve Cehennem'de ebediyyen kalmazlar. Büyük günahlarından tevbe etmeden ölseler bile, iman ile ahirete gitmeleri halinde, Allah Teâlâ dilerse fazl-ı keremiyle onları da yarlığar, dilerse de adâletiyle muvakkat Cehennem azabına atar.

İnşaallah, hatalarını lemem sınırında tutabilenlerin tevbeleri, ibadetleri ve sâlih amelleri onlara şefaatçi olacaktır. Cenâb-ı Hakk'ın şerefine, haysiyetine, ululuğuna ve azametine dokunacak haltlar karıştırmamış kimseler, yer yer sürçmüş olsalar da, eğer hemen toparlanıp "Rabb'im, Sana döndüm!.." diyerek bir kere daha Mevlâ-yı Müteâl'e yönelirlerse, bu tevbeleri sayesinde kurtulacaklardır. Tevbe onların necâtı için bir vesile sayılacaktır. Evet, ufak tefek kusurları dışında, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınanlar için istiğfarın kendisi bir şefaatçidir, tevbe başlı başına bir şefaatçidir ve yine dua bambaşka bir şefaatçidir.

Binâenaleyh, yapılan her ibadet ve her iyilik bir şefaatçidir; namaz bir şefaatçidir, oruç bir şefaatçidir, hac bir şefaatçidir. Büyük günahlarla ötelere gitmeyenlere bu hayr ü hasenâttan biri ya da birkaçı şefaat edecektir. Az bir sadaka şefaatçidir, güzel bir söz şefaatçidir, yoldaki bir eziyeti bertaraf etmek şefaatçidir ve bir hayvana merhamet göstermek şefaatçidir. Cenâb-ı Hak, kimilerini de bunlardan birisi vasıtasıyla bağışlayacaktır. Ahirette bazılarına İlahî Beyan, bazılarına hizmet-i Kur'an ve bazılarına da ezan şefaatçi olacaktır. Kimi anne-babalar hamele-i Kur'an olan çocukları sayesinde, kimileri büluğa ermeden vefat etmiş göznurları vasıtasıyla ve hatta kimileri de düşük bebekleri vesilesiyle felaha ereceklerdir.

Ayrıca, Allah Teâlâ, bir kısım kullarına da şefaat etme hakkı tanımıştır; insan, bu hakkı küfür ve dalâletle çürütmezse, Mevlâ-yı Müteâl, rahmetinin tecellisi olarak verdiği o lütf u ihsanı geri almayacaktır. Bu itibarla da, enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve şühedâdan çok geniş bir zümre kendilerine alâka duyan, muhabbet besleyen ve vefa gösteren mü'minlere şefaat edeceklerdir. İmanlı ölmekle beraber, büyük günahların ağırlıklarını sırtından atamamış kimseler, şayet zikredilen şefaatçilerden hiçbirinin eteklerinden tutamazlarsa, işte o zaman da Şefaat-ı Uzmâ'nın ve Makam-ı Mahmud'un sahibi Müşfik Nebî, Allah'ın izniyle "Şimdi sıra bende!.." diyecek; imanın, Mevlâ'ya muhabbetin ve kendisiyle irtibatın hürmetine ehl-i kebâire el uzatacaktır.

  • Ehli sünnet inancına göre şefaat vardır ve haktır. Elverir ki insanlar o şefaati hak edebilecek seviyede ahirete gidebilmiş olsunlar.
  • Şefaati hak etme, şefaatte bulunacak kimselerle irtibatın sağlam tutulmasına bağlıdır. İrtibatını kesene iltifat da edilmeyeceği malumdur.
  • Efendimiz başta olmak üzere bir kısım insanların şefaat hakkı olacağı gibi yaptığımız salih amellerin de ahirette bizlere şefaat etmeleri söz konusudur.

Önemsiz Görüldükçe Büyüyen Günahlar

Kur'ân-ı Kerim'de, "Onlar, ufak tefek kusurları dışında, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar." (Necm, 53/32) mealindeki ayet-i kerime gibi küçük-büyük günah ayırımına, "kebîre" ile "lemem" farkına işaret eden beyanlar mevcuttur.

Lemem; kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, ısrarlı ve devamlı olmadan yapılan küçük günahlardır; hakkında mutlak bir cezâ (hadd) bulunmayan ve işleyenin Cehennem ateşi ile tehdit edilmesine sebep olmayan seyyielerdir. Ne var ki, bu türlü masiyetler hakkında mutlak bir cezanın ya da Cehennem ateşi gibi tehdit edici bazı unsurların olmaması insanı aldatmamalıdır. Çünkü, küçük görüp önemsememek, işleye işleye alışarak bütünüyle gaflete dalmak ve masiyette ısrarlı olmak gibi sebeplerle en küçük isyan çukurları bile öldürücü uçurumlara dönüşebilir.

Ezcümle; bir insanı hafife alma ve kaş göz işaretleri yaparak onunla alay etme zâhiren küçük bir günah sayılır. Şayet, insan bir yanlışlıkla böyle bir hataya düşer ama hemen kabahatini anlayıp istiğfar ederse, bu masiyet "lemem" olarak kalır; fakat, günahta ısrar eder ve onu bir huy haline getirirse, artık o seyyie bir kebire halini alır. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de "Veyl olsun her hümeze ve lümeze'ye!.." (Hümeze, 104/1) denmekte; insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle onlarla eğlenen kimseler kınanmaktadır. "Veyl", hem "yazıklar olsun" manasına gelmektedir, hem de Cehennem'in en derin deresinin ismidir. Dolayısıyla, mü'minleri ayıplayan ve el, kaş, göz işaretleriyle onları alaya alan kimselerin, bu günahta ısrar edip etmemelerine ve tevbe kurnasında arınıp arınmamalarına göre, "yazıklar olsun" itabından Cehennem azabına kadar uzanan bir çizgide muhtelif cezalara çarptırılmaları söz konusudur.

Bu itibarla, masiyetin küçüklüğüne büyüklüğüne bakarak değil, kendisine karşı gelinen Zât'ın azamet ve kibriyâsına nazaran günahlardan sakınmak lazımdır. "Üzerinde ısrar edildiği takdirde hiçbir günah küçük sayılamayacağı gibi, istiğfar ile başı ezilen bir günah da asla kebîre olarak kalamaz." fehvasınca, esas büyük günahlar, üzerinde ısrar edilen küçük isyanlardır. Çünkü insan, bir günahın küfre götürücü ve öldürücü olduğunu bilirse, bir anlık gafletle o cürmü işlese bile, aklı başına gelir gelmez hemen tevbe kurnalarına koşar, gözyaşları içinde istiğfar eder ve masiyet kirlerinden temizlenir. Fakat, "lemem" addettiği günahları önemsemezse, "bir tane, bir tane daha.. ve son defa..." derken, adeta kapana kısılır ve bir daha da masiyetten yakasını kurtaramaz.

Haftanın Duası

Ey her iş Kendisinde başlayıp yine Kendisinde biten... Ey Kendisinden başka mabud ve hakikî maksud bulunmayan ve kâinatın bütün unsurları bir ve tek olduğuna apaçık delalet eden Yüce Rabb'imiz! Sana başkaldırma manasına gelen her türlü isyandan, günahtan ve Senin sevip hoşnut olmadığın çirkin durumların kirletici atmosferinden bizi kurtarmanı diliyoruz. Salât ü selamla kaldırdığımız ellerimizi, bir kere daha Efendimiz'i, O'nun biricik aile fertlerini ve ashabını hayırla yâd ederek indiriyor, duamızın kabulünü öylece umarak bunları Senden diliyoruz Rabb'imiz!

Sözün Özü

Medine'nin Gülü ve gönlümün çiceği.. O olmasaydı âlemin ne değeri olurdu.. Zaten O olmasaydı biz yaratılmazdık.. ve O olmasaydı hilkatin sırrını hiçbir zaman öğrenemezdik.. ve yine O olmasaydı varlığı bir kitap gibi okuyamaz; onu bir meşher gibi mütalâa edemez; o kitabın satır ve sayfaları arasında O'na giden yolları bulamazdık. O olmasaydı cenneti duyamaz, cehenneme karşı ürperti hissedemezdik. Cennetin yolunu kesen mekarihi sevemez, cehennemi çepeçevre saran şehvetlerden uzak kalamazdık. Cemâl nedir bilemez, rıdvan nedir duyamazdık.. hâsılı, O olmasaydı biz de hiçbir şey sayılmazdık.