Yazdır

Kitap okuma üzerine mülahazalar

Yazar: Fethullah Gülen Tarih: . Kategori 2012 Kürsüleri

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 
Fethullah Gülen: Kürsü: Kitap okuma üzerine mülahazalar

Her okuduğunu anlayamayacak seviyede olanların, öncelikle anlayabilecekleri bir kitap veya herhangi bir kitabın rahat anlaşılabilen bölümlerinden başlamaları isabetli olur.

Bu şekilde bir ilk okumayla kitabın usûlü, üslûbu ve takdim şekline de vukufiyet kazanan okuyucunun, daha sonra kitabı iyi anlayabilmek için baştan başlayarak bir kere daha okuması yararlı olur. Bu tür okumayla kişi okuduğunu bilir ve okuduğu malzemeyi rahatlıkla kullanabilir. Evet, insan bu şekilde bir okuma ile malzemeyi hafızasına iyice yerleştirmiş olur ve yerinde onları değerlendirebilir.

Bazen çok kitap okuyan biri, okuduğu kitapların farkında olmayabilir. Her kitap bir yönüyle onun kafasına dağınık bir şeyler bırakır ve gider. Bu bilgiler zihinde sistemli bir istife tâbi tutulmasa da, insan farkına varmadan herhangi bir zamanda bazı meseleleri değerlendirirken, değişik mülâhazalar, irade dışı olarak onun hafızasına uğrayan, dimağında kalan o düşüncelerle beslendiği olur.

Evet, çok okuyan kişinin beyninde gizli bir teyp varmış gibi hiç farkına varmadan pek çok şey kaydolmaktadır. Bu gizli disk ve diskteki malzemenin kullanılabilir hâle gelme meselesi çok okumakla doğrudan alâkalıdır.

Eskiler bir kitaba başlarken, üç şeyi bilmenin vacip, dört şeyi bilmenin de caiz olduğunu söylerlerdi. Vacip olan şeyler:

a) Besmele (Bismillahirrahmanirrahim demek).

b) Hamdele (Elhamdülillah demek).

c) Salvele (sallallâhu aleyhi ve sellem vb. ifadelerle Peygamberimiz'e salât ü selâm okumak).

Caiz olan şeyler olarak da şunları söylerlerdi:

a) İsm-i kitap: Burada kitabın ismi, muhteviyatını aksettiriyor mu, gibi konular üzerinde dururlardı.

b) Fenn-i kitap: Kitap hangi daldan ve konudan bahsediyor? Veya o ilim dalının hangi yanından bahsediyor?

c) Ta'dât-ı fusûl: Kitapta meselelere kaç fasılda yaklaşılmış?

d) Tebyîn-i garaz: Bu kitabı yazmaktan maksat, yani kitabın telifindeki gaye nedir?

Zannediyorum bu düşünceyi bugün de değerlendirmek mümkündür. Bu itibarla kitabı yukarıda ifade edilen dört bir yanıyla kavramak ve o mülâhazalar çerçevesinde anlamak, kitabı gerçekten okumak demektir. Yani isimle müsemma arasındaki münasebeti kavrama, ilgili olduğu fenne dair o kitabın yazılmasındaki espriyi anlama, sonra fasıl, mukaddime ve bölümlerinde eksik, gedik veya fazlalık olup olmadığını, nerelerde teferruata girildiğini öğrenme, kitap okumada esas olan unsurlardır. İfade ettiğimiz bu hususu Nur Risalelerini okuyan bazı ilk Nur talebelerinin gerçekleştirdiği söylenebilir.

Zaman ve zemini iyi değerlendirme

Eskiden temkinli oturarak kitap okumak tavsiye edilirdi. Ben de bazı kitapları okurken öyle yapmışımdır. Bir dönemde, sadece kitabın önemli yerlerini çizmekle yetinmeyip, onun kenarlarına, "Bu mütalâa başka yerdeki şu zatın dediği ile uyum içinde veya şurada mantıkî bir boşluk var. Burada bir tenakuz söz konusu, şurada hissî bir boşluk var, burada demagoji yapılmış." şeklinde kendi mütalâalarımı not ediyordum.

Bir de kitap okuma vakti çok önemlidir. İnsan dinç iken kitap okumalı. Sabah kalktığım zaman veya kaylûleden sonra kitap okumanın istifadeli olduğunu gördüm. Aslında kitap, gece vakti daha iyi okunur. Çok defa benim de gece okuduğum olurdu. Fakat benim genel kanaatim şu:

İnsan gece vakti biraz dinlenmeli, biraz da gecesini evrâd ü ezkârla ihya etmeye çalışmalıdır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de bu husus şöyle ifade edilir: "Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur'ân da okuyuş adına daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar." (Müzzemmil, 73/6)

Geceler, insanın ne dediğini ve ne anladığını en iyi şekilde ifade edebileceği bir zaman dilimidir. Bu zaman diliminde insanoğlu, Rabb'isiyle münasebete geçmeli ve O'nu duymaya çalışmalıdır. Bu açıdan, gecenin içinde insanın mutlaka Rabb'isine ayıracağı bir zamanı olmalıdır.

Okuma tiryakileri

Türkiye'de, az sayıda da olsa çok ciddî kitap okuyan kimselerin bulunduğu da bir gerçek. Esasen okumak bir yönüyle bir kültür ve tiryakilik meselesidir. Meselâ, çantada sürekli kitap taşıma, durakta beklerken okuma, arabaya binerken okuma, hatta arabayı kullanan kişinin bile eğer onda da bir merak varsa bazı şeyleri bantlara okutturup seyahat esnasında banttan dinleme, hep okuma kültürü ile alâkalıdır. Şu da unutulmamalıdır ki, bizim insanımız büyük çoğunluğu itibarıyla okuma fakiri ve düşünce özürlüdür.

Bir başka husus da; istidadı olan da olmayan da bir şeyler yazmalıdır. Zira istidat varsa, ancak yazmak suretiyle ortaya çıkar. İnsan yazmayınca istidadının da var olup olmadığı belli olmayabilir. Hatta –kanaat-i âcizanemce– insan her alanda bir şeyler yazmalı ve tashihe de açık olmalıdır. Yazmanın yolu, değişik şeyler okumaktan geçer.

Bir kitabın, ondan bazı şeyler çıkarıp yazabileceğimiz mülâhazasıyla okunması çok iyi olur. O kitabın içinde önemli noktaları, önemli yerleri çizmek veya derkenar yapmak yahut bir haşiye koyarak belirtmek ve sonra bir kere daha gözden geçirmek çok faydalıdır. Anlaşılması zor ve ciddî olan ağır eserleri ise üç veya beş defa okumak az sayılır. Ben bunu bir ifrat olarak görmüyorum. İnsan, eseri her okuyuşunda aklına geleni derkenar etmeli, eğer gerekiyorsa veya isterse o istikamette bir şeyler karalayabilir.

Yazmanın önemli yanlarından bir diğeri de, eserini bitirdikten sonra, ifadesinden, üslûbundan o türlü düşünceleri takdim keyfiyetinden alın da, muhteva zenginliğine kadar kemal-i dikkatle bir fikrî eseri okuyor gibi birkaç defa okumak. Tıpkı bir şiiri tashih ediyor ve onu gerçek yörüngesine oturtuyor, şiiriyetiyle buluşturuyor gibi beş on defa onu tenkitçi gözüyle okumaktır.

  • Bir kitaba başlarken, şu üç şeyi yapmanın vacip olduğu ifade edilmiştir: 1. Besmele 2. Hamdele (Elhamdülillah) 3. Salvele (Salât ü selâm okumak).
  • Kitap okuma vakti olarak insanın dinç olduğu vakitler tercih edilmeli. Örneğin; sabah kalktıktan sonra veya öğle uykusu akabinde olabilir.
  • Kabiliyeti olan da olmayan da bir şeyler yazmalıdır. Zira insanın yazmaya kabiliyeti varsa bu özellik ancak yazmak suretiyle ortaya çıkar.

Kur'an'ı hüzünle okuyun

Kur'ân okurken kelimelerin yanlış telaffuz edilmesi doğru değildir. İnsan, doğru öğrendiği hâlde sürç-i lisan veya hata ile yanlış okuyabilir.

Allah bundan dolayı —inşâallah— onu sorumlu tutmaz. Ancak kişinin doğru okuması biraz gayretle mümkünken, bu işe fazla önem vermeyip lâkayt ve laubali kalması, Kur'ân-ı Kerim'e karşı bir saygısızlık sayılır. Mü'min, Allah'ın kelâmı olan Kur'ân'ı, en saygılı bir eda ile saygı dolu bir hisle, en saygılı nağmelerle ve en saygılı olduğu bir ruh hâleti içinde eda etmeye çalışmalıdır.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), "Kur'ân okuyan bir insan, Allah ile konuştuğunu söylese ve yemin etse yemininde yalancı çıkmaz." buyurmaktadır. Kur'ân okurken Allah ile konuştuğunun şuurunda olan bir insan, mutlaka kendine çekidüzen verecektir. İnsanın, komutanının karşısında emir tekrarı yapıyor gibi kelimesi kelimesine ve her kelimenin ruhî seviyesine göre üzerine basa basa, onlardan zevk duya duya ve o kelimeleri âdeta içiyor gibi okuması, Kur'ân'a ve Sahib-i Kur'ân'a karşı saygısının ifadesidir.

Kur'ân kıraatinde eksikleri olan bir mü'min, fırsatları değerlendirmeli, bir bilenin huzurunda Kur'ân'ı doğru telaffuz edebilecek şekilde öğrenmeli ve namazlarını çok Kur'ân okuyarak eda etmelidir.

Kur'ân, Allah kelâmı olarak okunmalıdır. Mevlâna İkbal şöyle demektedir: Ben sık sık Kur'ân okurdum. Buna rağmen babam her defasında bana "Oğlum, Kur'ân oku!" derdi. Bir gün canıma tak etti ve babama, "Baba, ben hiç elimden bırakmıyorum ki bu mübarek kelâmı." dedim. Bunun üzerine babam bana şöyle dedi: "Oğlum, Allah'ın şerefli elçisi Hz. Muhammed'e indirdiği Kur'ân'ı, Hz. Muhammed'e inmiş bir Kur'ân olarak okuma! Kur'ân'ı, doğrudan doğruya Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi oku! Yani Sana söylediği şeyleri, emri tekrar ediyor mahiyetinde dön Allah'a karşı tekrar et ve öyle oku!"

Bir kere daha arz etmeliyim ki, Kur'ân, dikkatle muhtevasına inilerek ve Allah kelâmı olduğu şuuruyla, tadı dudağımızda bir burukluk, içimizde bir ürperti hâsıl edecek şekilde okunmalıdır. Muhbir-i Sadık, "Kur'ân hüzünle inmiştir, onu hüzünle okuyun." buyurmaktadır.

Kur'ân, dertli insanın veya çölde yalnız yürüyen sahipsiz birinin, Rabb'ine teveccüh ve O'na iç dökmesinin nağmeleridir. Dertli gönüllere dost olsun diye gönderilen bu kitap, hüzünle inmiştir ve onu hüzünle okumak gerekir. Ne var ki, bu da vicdanların duymasına vâbeste bir hâldir.

Rabb'im, Kur'ân'a karşı sinelerimizi saygıyla mamur kılsın.

Haftanın duası

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'a kâinatın zerreleri adedince hamd ü sena, en doğru sözlü ve en güvenilir elçisi Hazreti Muhammed'e, hane halkına, ashabına ve onlara ittiba edenlere de sonsuz salât ü selam olsun! Rabb'imiz! Sen'in fikr ü zikrinden uzaklaştıracak ne kadar meşguliyet varsa onların hepsinden bizi uzak tut.. bu acz ü fakr içindeki kullarını, hiç kimseye muhtaç olmayacağımız, başka hiçbir kapının önünde el açmak sefaletine düşmeyeceğimiz ölçüde fevkaladeden lütuflarınla zenginleştir. Amin..

Sözün özü

Allah'a karşı vefa hissinin canlı tutulması ile elde edilecek zaferler, ordularla elde edilebilecek zaferleri kat kat aşar. Meselâ; şimdilerde mazhar olduğumuz ihsanların elde edilmesinin, Fatih başta, sağ cenahta Ulubatlı Hasan, sol cenahta Hızır Çelebi İstanbul'un fethine yürüyen fetih ordusu ile dahi elde edilemeyecek kadar zor ve önemli olduğuna inanıyorum. Öyleyse misyonun böylesine öneminden dolayıdır ki, sık sık vicdanlar kontrol edilmeli, Allah ile olan ahd ü peymanlar gözden geçirilmelidir.