Yazdır

Prof. Dr. Ferid el-Ensârî: Hocaefendi Her Şeyi Allah İçin Yapıyor

Yazar: fgulen.com Tarih: . Kategori Özel Haberler

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Türkiye'de hazırlanıp yayınlanan tek Arapça mecmua olan Hira dergisi, kısa bir zaman önce hayatını kaybeden Fas'ın önemli ilim ve fikir adamlarından Prof. Dr. Ferid el-Ensârî için "vefa" toplantısı düzenledi.

Ensârî hoca, 6 Kasım 2009 Cuma günü İstanbul'da Sema Hastanesi'nde vefat etmişti. Değişik sahalarda pek çok çalışması olan Prof. el-Ensârî'nin son eseri vefatından bir hafta önce bitirdiği biyografi tarzı bir roman. O, Avdetü'l-fürsân (Kahramanların / Süvarilerin dönüşü) adıyla kaleme aldığı bu romanda, tanıyanların hayranlık duyduğu üslubuyla, M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hayatını anlatıyor. Avdetü'l-fürsân'ın neşredilmesi vesilesiyle akdedilen toplantıda Fas'ın tanınmış ilim adamı ve edebiyatçıları hem kitap hem de müellif hakkında kanaatlerini dinleyenlerle paylaştı.

Merhum Ferid el-Ensarî yad edildi

Programa, Türkiye'den Hira dergisini temsilen Derginin genel yayın yönetmeni Nevzat Savaş ve Ferid el-Ensârî hocanın İstanbul'da hastanede geçirdiği günlerde kendisiyle yakından ilgilenen Sema Hastanesi'nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan katıldı. Fas'tan ise aynı zamanda oturum başkanlığını da yapan Şuayb ed-Dükkalî Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Muhammed Cekip, I. Muhammed Üniversitesi öğretim üyesi, edebiyat araştırma ve incelemeleriyle tanınan Prof. Dr. Abdülmecid b. Mesud ve S. Muhammed b. Abdullah Üniversitesi, Zahrul-mehrez Edebiyat Fakültesi Arap dili ve edebiyatı bölüm başkanı Prof. Dr. Abdurrahim Rahmuni programa konuşmacı olarak katıldı. Milletvekilleri ve başta Prof. Dr. Ahmed Abbadi, Şahid el-Buşihi gibi önemli ilim ve fikir adamları da Ferid el-Ensârî'nin hatırasına saygılarını ifade etmek üzere salonda hazır bulundular.

Toplantıya Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlandı. Daha sonra Prof. Ensârî'nin, Hocaefendi hakkında değişik zamanlarda yapmış olduğu değerlendirmelerden oluşan bir sunum yapıldı. Bu sunumun en dikkat çeken yönü ise Ensârî vefat ettikten sonra Hocaefendi'nin onun hakkındaki hüsn-ü şehadetini ifade eden bir sohbetinden alıntılarla birleştirilmiş olmasıydı. Sanki iki âlim birbirlerini hiç görmeden Allah için birbirlerini sevmişler ve bunu ilan etme hususunda da çok cömert davranmışlardı.

Üstad Ferid el-Ensârî, Hocaefendi hakkında içten bir şekilde şunları söylüyordu:

Hocaefendi ile kucaklaşma arzusuyla dopdoluyum; ama biraz düşününce anlıyorum ki, o kucaklaşılacak bir adam değil, elleri öpülecek bir adam. Fakat yine de ona sarılmak istiyorum. İstiyorum ki, onun kalb atışlarını hissedeyim. Böylece onun sahip olduğu sırrı alma imkânım olsun. Bana bu konuda izin ve imkân verse çok mesrur olacağım. Şunu da biliyorum ki, benim gibi birisinin onunla kucaklaşma talebinde bulunması edebe uygun değil. Edebe uygun olan, onun ellerini öpmek.

Hocaefendi maddi yönden hiçbir şeye sahip değil; ama aynı zamanda da her şeye sahip. Bu da peygamber varisi olmanın hususiyetlerinden biri.

Allah için şehadet ederim ki, Hocaefendi her şeyi Allah için yapıyor.

Fethullah Gülen, Kur'an-ı Kerim, Kur'an hakikatlerinin insanlığa anlatılması, nefis tezkiyesi ve ruh terbiyesi üzerinde faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Bu dört hakikatin bu zamanda kâmil manada bir tek şahısta toplandığını ben şahsen bilmiyorum.

Yeryüzüne yağmur taneleri gibi inen, ağaçları ve ekinleri yeşerten kelimeler vardır. Eğer bu kelimeler hakkıyla okunursa bunlarla medeniyetler doğar. Ben şunu gördüm ki, bu kelimeleri hakkıyla okuyan Fethullah Gülen Hocaefendi bir neslin yetiştirilmesine öncülük yaptı.

Bende sağlam bir kanaat oluştu ki, bu zat Allah'ın inayetine mazhardır ve bu neslin yetişmesinde de böyle bir inayetin ciddi bir tesiri vardır.

Fethullah Gülen bütün insanlara, kültürü, bilgisi, imkânları ne olursa olsun eşit seviyede sesleniyor.

Ben şuna inanıyorum ki, bizim insanımız onu hakkıyla tanımış olsalar onun ortaya koyduğu düsturları hayatlarına taşımaktan başka bir yol bulamayacaklar. Zira bu düsturlar onun kendinden ortaya koyduğu bir şey değil; tamamen Kur'an'dan ortaya çıkmış prensiplerdir.

Hocaefendi ise Prof. Dr. Ferid el-Ensârî hakkında şunları söylüyor:

Elli türlü hastalığım var. Ama ben yine de günlerce kendime dua etmekten ziyade namazlardan sonra onun için dua ettim. Çünkü O ve onun gibilerin İslam'a benden daha fazla hizmet edeceklerine inandım. Bir Feridül Ensârî kadar samimi olacağıma hiçbir zaman inanmadım. Çok samimiydi o.

Namaz kılmıştım, vefatını haber verdiler; yerimden kalkamadım.

Ben kendisiyle hiç görüşemedim; onu yazdıklarından, gönderdiği mektuplarından tanıyorum. O sonradan yola çıkıp öne geçenlerden biri...

Hasta halinde Hz. Üstad'ın romanını (Âhirü'l-Fürsân / Son Süvari) yazdı. Sonra arkadan, hasta yatağında bir eser daha yazdı. Yatarken bir o tarafa bir bu tarafa dönerek yazmak çok zordur; o metastaz olmuş bir kanser hastasıydı. Ölümünü beklerken çok ulvî bir düşünceyle "Ölmeden önce bunu bitirmem lazım." diyor. Bu mesele yarım kalmasın diye çırpınıp duruyor. Bir ibadet ü taat neşvesi içinde meseleye sahip çıkıyor. Bunlar çok hafife alınacak şeyler değil.

Dolu dolu yaşadı, arkada derin, yüzlerce insana yetecek bir hüsnü zan, bir yad-ı cemil bıraktı, gitti.

Oturum başkanlığını da yapan Prof. Dr. Muhammed Cekip, Hocaefendi ile Ensârî hoca arasında derin bir kalbi alaka ve irtibatın bulunduğunu, bu alakanın da hiç görüşmemiş olmalarına rağmen birbirleri hakkındaki ifadelerinde çok net olarak ortaya çıktığını söyledi. Muhammed Cekip Faslılara seslenerek, onları, Fethullah Gülen'i anlamaya ve ortaya koyduğu hakikatlere kulak vermeye davet etti

Sözlerine devamla, "Gerçekten Ferid el-Ensârî, Allah'la yaşadı ve Allah'a yürüdü, gitti. Son olarak da Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hayatını anlatan bir roman yazdı." diyerek sözü Mustafa Özcan'a bıraktı.

Hocanın tedavisinin yapıldığı Sema Hastanesi'nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Özcan, hayatını Kur'an'a adamış bir âlimin kaybıyla hüzünlüyüz; ama arkaya böyle unutulmaz bir hayat ve eserler bırakan bir âlime vefamızı gösterme ve onun dostlarıyla beraber olmadan dolayı da mesuduz, diyerek başladığı konuşmasında İslam coğrafyasının genel bir manzarasını resmetti. Konuşmasını, "Ferid el-Ensârî hocamızın tedavisi bizim hastanemizde oldu. Ancak o da hastanemizde çalışan herkese doktorluk yaptı, bazı unutulmuş değerleri hatırlattı." diyerek tamamladı.

Hira dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Savaş ise Hira dergisinin ilk çıkışı ve bunda Fas entelektüelinin rolünü anlattı. Hira dergisi Türkiye'de hazırlanan bir dergi olmasına rağmen aradaki kalbi alakadan dolayı ilk tanıtım toplantısı Fas'ta yapıldığını belirten Nevzat Savaş, Hira'ya Fas ulema ve entelektüellerinin katkısının çok büyük olduğunu, bunun devam etmesini umduklarını söyledi. Aslında Fas'a açılma ve Fas âlimleriyle görüşmede Hira dergisi çok önemli bir rol oynuyor. Hira dergisi Yayın Yönetmeni, Faslılardan Prof. Dr. Ferid el-Ensârî'nin yerini dolduracak çalışmalar yapmalarını rica etti.

Daha sonra I. Muhammed Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdülmecid b. Mesud ve S. Muhammed b. Abdullah Üniversitesi, Zahrul-mehrez Edebiyat Fakültesi Arap dili ve edebiyatı bölüm başkanı Prof. Dr. Abdurrahim Rahmuni Prof. Dr. Ferid el-Ensârî'nin hayatı ve son romanı hakkında geniş bir tanıtım konuşması yaptılar.

Prof. Dr. Ferid el-Ensârî Kimdir?

Fas'ın tanınmış âlimlerinden Ensârî hoca, 1960 yılında Fas'ın güneydoğusundaki şehirlerden Reşidiyye'de dünyaya geldi. Başarılı ilköğretim ve lise eğitiminden sonra Fes şehrindeki Muhammed b. Abdullah Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde İslami Araştırmalar üzerine yüksek öğretim okuma hakkını kazandı. Buradaki yüksek öğretimini başarıyla bitirdikten sonra Rabat'taki 5. Muhammed Üniversitesi'nde Fıkıh Usulü sahasında mastırını tamamladı. Muhammediye şehrinde yine Fıkıh Usulü sahasında doktora yaptı. Ensârî, akademik çalışmalarının tamamını Fas'ın önde gelen ilim adamlarından Prof. Dr. Şahid el-Buşihi'nin gözetimi altında yaptı. Hocası büyük âlim el-Buşihi onun hakkında "Ferid gerçekten sahasında ferid (tek)dir. Allah onu ilim ve ilmi araştırmalar için yaratmıştır desek abartmış olmayız." diyor. Çalışmalarının çoğu Usul-i Fıkıh ve bu konuda çok önemli eser ve tesirleri olan Şatıbî üzerine idi. Daha sonra Meknes'teki Atîk Üniversitesi'nde Tefsir bölüm başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Mevlâye İsmail Üniversitesi'nde Fıkıh Usulü dersleri vermeye devam etti. Bütün bunların yanında aynı üniversitede fetva heyeti başkanlığı görevini de yürütmeye devam ediyordu.

Üstad Ferid el-Ensârî daha sonra bütün gayretlerini Kur'an'ın daha iyi anlaşılması ve hayata taşınması etrafında yoğunlaştırdı. Bu dönemde "Kur'an Meclisleri" adı altında değişik çalışmalar organize etti ve samimiyetiyle etrafında ciddi bir takipçi kitlesinin oluşmasını sağladı.

Yakalandığı kanser dolayısıyla ölümü beklediği esnada kaleme aldığı son eseri, "Avdetü'l-fürsan" (Kahramanların dönüşü) Arap dünyasının gençlerine ithaf ederek onlara örnek alabilecekleri bir Müslüman portresi sunmayı hedefliyor. Bu roman, aslında bir fıkıh âlimi olan Ferid el-Ensârî'nin aynı zamanda coşkun bir kalb sahibi ve kalbinden taşanları ifade etmede ne kadar mahir olduğunu gösteriyor.