Yazdır

Fikrin de namusu var!

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2015 Haberleri

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

Fikrin de namusu var!

İffetsizlik; günümüzde gözü, kulağı ve bedeni esir aldığı gibi akıl, fikir ve düşünce üzerinde de tahakküm kurabiliyor. Düşüncenin de bir namusu olması gerektiğini idrak edemeyen bir insan içinse atılan her iftira ve söylenen her yalan, pek çok ruhta derin yaralar bırakıyor.

İffet ve namusun, zihnimizde ve dinimizde tartışılmaz bir yeri var. Kişinin manevi şahsiyetinin temizliğini ve onurunun dokunulmazlığını ifade eden bu kavramlar, daha ziyade aile mahremiyeti ve cinsel hayatla alakalı konulardaki hassasiyeti vurguluyor. Bu yüzden insan onurunu bütünleyen en önemli unsurlardan biri namus ve iffet kavramı. Bu temel anlamının yanında başına bazı sıfatlar eklendiğinde ise farklı anlamlara bürünebiliyorlar. ‘Fikrin iffeti’, ‘düşünce namusu’ gibi… Fikrin iffeti ve düşüncenin namusundan ne kastediliyor peki?

Kendini ‘Hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi’ olarak tanıtan Cemil Meriç’in de altını sıklıkla çizdiği esaslardan biri, düşünce namusu. Bir insanı hakkaniyetli yapan en temel mesele belki de bu. Düşüncesinin kendini götürdüğü yere korkmadan gidebilen, yanılgılarını çekinmeden açıklayabilen ve inandığı doğrular uğruna düşüncesini satmayan insan... Bilgiye; hikmet, irfan ve tefekkür katmak zor iş. Lakin bir de o fikrin iffeti, namusu söz konusu.

Fikir namussuzluğu münafıklık alâmeti

Allah (cc), her insana akıl ve irade yeteneği vermiş. Aklını çalıştırarak birtakım meselelerde fikir sahibi olup, kendisine ait bu fikri özgürce ifade etmesi ise beşere kişiliğini kazandıran, onu gerçek anlamıyla insan kılan en temel özellik. Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Yıldırım’a göre toplum içinde insana değer kazandıran da bu kişiliğine sahip çıkıp koruması, fikir namusuna halel getirmemek için bütün varlığıyla çalışmasıdır. Böyle hareket eden insan dürüst olur ve toplum tarafından da dürüst bilinip değer kazanır. Şahsiyetini topluma kabul ettirince orada bir ağırlığı olur. Kısacası toplum kendisinden, kendisi de toplumdan emin olur: “Bu kişi dümdüz yolda dik bir şekilde yürür. Fikir namusu olmayan ise hangi tarafa gideceğini bilmeyen, iki sürü arasında bocalayan şaşkın koyundan beter olur. Küçük bir dünya menfaati için, güç sahibi değersiz insanların önünde eğilir. Rüzgârın savurduğu kuru bir kozalak gibi devamlı efendi değiştiren bir kapı kulu olur. İnsan olarak bütün haysiyetini kaybeder. Kur’an-ı Kerim, münafıkları böyle nitelendirir.”

Fikir suretini giymiş heva ve hevesler

Fikrin iffeti ve düşünce namusu hususunda önem gösterilmesi icap eden hususlardan biri de heva ve heveslerin fikir suretine bürünerek insanı yoldan çıkarma ihtimali. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre mesela bir kişi, seni üzecek, canını sıkacak söz ve tavırlar sergilediğinde ona karşı öfkeleniyorsan, burada öncelikle, hak ve hakikatin zarar görüp görmediğine bakman gerekir. Şayet böyle bir durum yoksa, sen nefsin adına öfkeleniyorsun demektir ki, bu da gösterilen tepkinin heva ve heves kaynaklı olduğunu gösterir. Kötülüklere maruz kalındığında ise Kur’ân’ın vaz’ettiği ölçü şudur: “İyilikle kötülük bir olmaz. O hâlde sen kötülüğü en güzel tarzda savmaya bak. (Fussilet, 41)” Kısacası sağlam bir dayanağı olmayan heva ve hevesler, bazen fikir suretine girerek şeytanın ve nefs-i emmarenin de dürtüsüyle kendisini bizlere bir fikir gibi gösterebiliyor. İşte bu tür sözler, şeytanın dürtüleriyle söylenmiş olan heva ve hevesten kaynaklanıyor. Lakin insan bir yanılgı eseri olarak bütün bunları kendisinin düşünüp kurguladığını zannediyor.

 “Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş, / Mevsimden mevsime geçtim böylece. / Gördüm ki ateşte, cımbızda yokmuş / Fikir çilesinden büyük işkence.” Bu dizeler, fikir çilesinin ne menem bir şey olduğunu en iyi bilenlerden birine, “Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası” diyen Necip Fazıl Kısakürek’e ait. İnsanoğlu dünyaya adımını attığından bu yana düşünmek, beşer için vazgeçilmez bir şey oldu. Yaratıcısının bahşettiği akılla yine yaratıcısına ulaşmaya çalıştı. Bu yolda fikrin iffetine ve namusuna sahip çıkmak da önünde büyük bir sınav olarak yer aldı. Kılavuz ise belli, Enbiya Sûresi’nde denildiği gibi: “Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”

Şeytanî bir ok hayalinize çarptığında hemen geriye dönmeli

Fethullah Gülen Hocaefendi: “Düşünce iffetini yakalamak ve korumak için tahayyül ve tasavvur planındaki duyguları dahi temiz tutmaya çalışmak gerekir. Çünkü, fikir, söz ve ameller bir yönüyle hayalde mayalanır. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ‘Fena duygular, seni hayallerinde yakalayınca, ilk fırsatta hemen onlardan kurtulmaya çalış; yoksa bir müddet sonra götürüldüğün yerden geriye dönemezsin.’ demektedir. Evet, bir şeytanî ok gelip hayalinize çarptığı zaman dönebiliyorsanız hemen geriye dönmeli ve zihninizde meydana gelen yırtığı vakit geçirmeden dikmeye çalışmalısınız. O ok daha derinlere nüfuz etmeden ve aldığınız yara sizi öldürecek seviyeye ulaşmadan bir tabyaya sığınmalı, ezelî düşmanınızın saldırılarından korunmalısınız. Aksi halde, bazı hayal deryalarına yelken açmış olur, onun dalgaları içinde savrulur durur ve sahile çıkmaya yol bulamayacak kadar kıyıdan uzaklaşırsınız.”

Menfaat karşılığı fikrini satmak, düşünce namussuzluğudur

Prof. Dr. Muhit Mert: “Düşünce ve fikir, insanın en temel karakteristik özelliğidir ve davranıştan önce gelir. Davranışlar, fikir ve düşünceye bağlı olarak ortaya çıkar. Fikir ve düşünceler, ciddi bir zihinsel çabanın ürünü olarak elde edilirler. O yüzden insan, fikir ve düşüncesini, iffeti ve namusu bilir. Öyle de bilmelidir, zira insan onlarla itibar kazanır. Bir fikir sahibi olup da sahip çıkmayan kimse, insanlar nazarında itibarı düşük addedilir. Fikir namusunun ise iki cephesi bulunur: Birincisi sahip olduğu fikri sonuna kadar savunabilmek, ikincisi de o düşünceye uygun hareket etmek ve yaşamak. İnsan sahip olduğu düşünceyi savunamıyorsa, o fikir sağlam bir temele oturmamış, bir heva veya hevesten ibaret kalmıştır. Hâlbuki düşünceler belki günleri, ayları, yılları bulan sürelerde tekrar tekrar test edilerek oluşur ve bu yüzden kıymetlidir. Bir kimsenin düşüncelerini maddi bir beklenti veya tehditler karşısında ifade etmemesi veya kalemini menfaat karşılığı satması ise fikrin iffetine ve düşünce namusuna terstir.”

Fikrin iffetine uygun şekilde tefekkür etmeli

Prof. Dr. Suat Yıldırım:“Mümin, değer hükümleri olan ve hayatını Rabb’inin çizdiği değer hükümlerine göre sürdürmeye gayret eden insandır. Hikmetli davranış, onun başlıca özelliklerinden biridir. Yüce Allah insanı şerefli yaratmıştır. Yani ona şeref ve değer kazandıracak kabiliyetler vermiş, ona ihsan ettiği irade ile önüne açılan doğru yola girmesini, tercih hürriyetini o şekilde kullanmasını istemiştir. Ama diğer taraftan önüne zararlı ve eğri yolu da koymuş, özgür tercihi ile zararlı yoldan uzak durmasını istemiştir. İnsana düşen, kendisini yaratan Rabb’inin gösterdiği yol haritasına uyması, o ölçülere göre hareket etmesidir. İşaret levhalarına göre hareket etmezse, hevasına uyarak aklına estiği gibi giderse aldanabilir. Çünkü hissiyatın gözü kördür, bazen iki adım ötesini bile göremez, çukura düşer. Özgür iradesine dayalı olan fikrinin de iffetine uygun bir şekilde tefekkür etmesi ve düşüncesinin namusuna da sahip çıkması gerekir. Şu halde insana düşen, kendisini yanıltan hissiyatına, hevasına kapılmamaktır. Rabb’inin çizdiği yol haritasına, şaşmaz ölçülere göre hayatını düzenlemektir.”

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/cuma_fikrin-de-namusu-var_2268029.html