Yazdır

Her şeye rağmen müspet hareket

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2015 Haberleri

Oy:  / 11
En KötüEn İyi 

Her şeye rağmen müspet hareket

Müspet hareket her zaman tavsiye edilse de bazı dönemlerin selametle sonuçlanması adına hayati önem taşıyor. Zira saldırgan üsluba karşı aynı dili kullanmak haklıyı haksıza, sevgiyi nefrete dönüştürebiliyor.

Bediüzzaman Said Nursi, şartlar ve zaman ne getirirse getirsin etrafa saçılan menfiliklere kendi cinsinden cevap vermeyi değil, Kur’an hizmetine devam etmeyi seçmişti. Türlü iftiraların atıldığı dönemlerde bile talebelerine sabrı tavsiye etmişti. Hatta vefatından biraz önce, talebelerine yazdığı son mektup dahi şu ifadelerle başlar: “Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-yı İlahi’ye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır; vazife-i İlahiye’ye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müspet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya sabırla, şükürle mükellefiz.”

Peki Üstad’ın böylesine önemsediği müspet hareket nedir? Öğütleri bugüne uyarlandığında kendi adımıza nasıl dersler çıkarabiliriz? İlahiyatçı Prof. Osman Güner, Yeni Ümit Dergisi’ndeki yazısında konuyu şöyle açıklıyor: “Müspet hareket, yapıcı, imar edici, eksiklikleri giderici pozitif bir tavır sergilemektir.” Aksinin ise menfilik olduğunu anlatarak Bediüzzaman’ın şu sözünü hatırlatıyor: “Otuz senedir menfiliğe bulaşmamak ve kudsi vazifeye karışmamak için (hakkım olduğu halde) bana karşı yapılan muamelelere hep sabır ve rıza ile mukabele ettim.” Dünya var olduğu müddetçe suların durulmayacağını ve sürekli bir şeylerle imtihan olacağımızı düşünürsek Üstad’ın duruşunu daha iyi anlamamız mümkün. Konuyu irdelemek ve bugüne uyarlamak adına yazar Mücahit Bilici’nin geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı yazı ‘müspet hareket’in günümüzdeki önemini kavratacak türden. ‘Siyasi veya kültürel iktidarla olan ilişkilerde sağlıklı bir muhalefet dili nasıl olmalıdır?’ sorusuyla başlayan Bilici, iktidarın ya da güçlü olanın oluşturduğu hegemonyaya dikkat çekiyor. Buna itirazı olanların ise karşı argüman geliştirirken ister istemez baskın güç ile aynı dili konuşmaya başladığını anlatan Bilici, şöyle devam ediyor: “Ama bu ne kadar doğru? Başkasının yanlış şarkısında bağırarak itiraz etmek yerine kendi türküsünü çağırmak, kendi şiirini mırıldanmak elbette mümkün.” Bediüzzaman Said Nursi’nin de ‘müspet hareket’ prensibinde böylesi bir duruşa işaret ettiğini vurguluyor. Ona göre müspet hareket bizi baskın olan gücün yıkıcı üslubuna kapılmaktan da koruyor. O halde gündem belirleyicilerin diline uyup savrulmaktansa kendi hikâyemizi tamamlamak elbette mümkün. Somutlaştıracak olursak sosyal medyada veya sokakta devam eden türlü çirkin söylemlere aynı üslupla cevap aramaktan kaçınmak bu yolda tavsiye edilen davranış. Kısacası Mücahit Bilici’nin dediği gibi bağırarak itiraz etmek yerine kendi şiirini mırıldanmak. Böylesi bir duruş ile hegemonyanın yıkıcılığına karşı müspet hareketi benimseyenler başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstererek belki başkalarına da ümit ve cesaret kaynağı olacaktır. Zaten merhamet timsali Peygamberimiz Hz. Muhammed’in, (sas) ‘zalim sultan karşısında sadece hakkın söylenmesini’ en büyük cihad olarak nitelemesi de müspet hareketin önemini başka bir söze gerek bırakmayacak kadar net açıklıyor.

Öte yandan Fethullah Gülen Hocaefendi de barış ortamının inşasında müspet harekete sık sık vurgu yapıyor. Herkesin kendi yolunun muhabbetiyle yaşaması ve asla gönlünde başkalarına kötülük etmeye yer vermemesi gerektiğini anlatan Hocaefendi bir sohbetlerinde şu sözlere yer veriyor: “Kendi takip ettiği hayat tarzına ve benimsediği mesleğine bağlılığını canlı tutup, onun sevgisini başka gönüllere duyurmak yerine, başkalarının yolunu tahrip etmekle meşgul olan bir insan, müspet değil menfi hareket ediyor demektir. Bu kimse günah işliyor, başkalarına düşmanlıkla yaşıyor ve haddizatında kendi mesleğine zarar veriyor demektir.”

Menfi hareketle teselli bulan, sevdirmeyi bırakıp nefret ettirir

“Bütün ömrü boyunca hep müspet hareket etmiş bulunan Üstad Hazretleri her türlü menfinin de karşısında olmuştur. Biz O Rahim Rabb’imizin lütfuna sığınır, O’na dua ve iltica ederiz. Biz de O’nun kuluyuz, karşımızdaki insanlar da. O’nun kullarını O’nun rızasını umarak, O’nun yoluna dâvet ederiz. Bundan ötesi bizim irade sınırımızı aşar ve sorumluluk sahamızın dışında kalır.

Rabb’imiz, Kur’ân-ı Kerim’inde ‘Peygamber üzerine tebliğden başka (bir vazife) yoktur.’ buyuruyor. ‘Bu Rabbanî hakikat, niçin müspet hareketinde en önemli bir şartı olmuş?’ diye bir soru geliyor insanın aklına. Bu soruyla birlikte, hayalimizde müspetin zıddı canlanıyor: Menfi...

Demek ki, diyoruz, kendi vazifesini yapmakla meşgul olanlar, menfi harekete vakit bulamazlar. Ve yine diyoruz ki, kendi görevlerini bir tarafa bırakıp sadece dış hadiselerle, sosyal neticelerle ilgilenenler, umduklarını bulamayınca, önce tedirgin olurlar ve sonunda ümitsizliğe düşerek menfi hareketlerle teselli bulmaya çalışırlar. Tebliği terk edip dedikoduya koşar, ıslahtan vazgeçip tahribe saparlar. Sevdirmeyi bırakıp nefret ettirirler.

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’daki imanî bahislerle imansızlık cereyanının, küfrün, şirkin ve dalâletin karşısına çıktığı, riya, gösteriş, teveccüh-ü nas belalarına karşı İhlas Risalesi’ni telif etmiştir. Müslümanlar arasında düşmanlık, kin, gıybet gibi afetlerin mecra bulamaması için Uhuvvet Risalesi’ni kaleme almış, İslâm birliğinin en büyük bir düşmanı olan kavmiyetçiliğe karşı 26. Mektubun 3. Mebhasını yazmıştır. Kısacası her menfiye karşı onu tesirsiz kılacak, onun panzehiri olacak bir eser telif etmiştir. Bu cümleden olarak, büyük bir içtimaî yaramız olan ‘tekfir’ meselesi üzerinde de hassasiyetle durmuştur. Ehemmiyetine binaen bu konu üzerinde biraz durmak istiyorum. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ‘Müslümanlar için esas olan hüsn-ü zandır’ prensibinden hareketle, tekfirden büyük bir hassasiyetle sakınmıştır.

‘Said’i bilenler bilirler ki mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfür bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır. Onu tekfir etmez.’ Günahkâr bir mümini hemen küfürle itham etmek ve onu İslâm dairesi haricine atmak büyük bir cinayettir ve ehl-i sünnet itikadına zıttır.”

Prof. Dr. Allaaddin Yaşar’ın Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’ndaki ‘Bir ömrün değişmez prensibi müspet hareket’ başlıklı konuşmasından.