Yazdır

Tarihî Lâiklik Bildirisi

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 1998 Haberleri

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 
"İslam ve Laiklik" toplantısında buluşan aydınlar, asgari müştereklerde birleşilebileceği konusunda mutabakata vardılar.

Toplantı amacına ulaştı

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Demokraside Birlik Vakfı ve TURKSAV'in katkılarıyla düzenlediği "İslam ve Laiklik Sempozyumu" dun yayınlanan sonuç bildirisiyle sona erdi. Abant'taki toplantıya katılan yazarlar, sanatçılar ve ilim adamları, toplantının İslam-laiklik ekseninde ortak bir metin yayınlayarak amacına ulaştığı yorumunu yaptılar.

Hararetli tartışmalar

"Din-devlet, din-dünya ilişkileri, İslam'da hakimiyet, Türkiye'de ve dünyada laiklik" konuları, Toplantı boyunca hararetli tartışmalara sahne oldu. özellikle laiklik konusunda görüş birliği sağlanamadığı için bildiride laikliğin tarifi yapılamadı. Komisyon çalışmalarına katılan Y. Nuri Öztürk ile Namık Kemal Zeybek, sonuç bildirisinin kaleme alındığı son toplantıda yer almadılar.

"Zenginleşerek dönüyorum"

Sempozyumun en ilgi çekici katılımcılarından biri olan M. Ali Kılıçbay, gerek katıldığı komisyonda, gerekse genel kurulda en çok konuşan ve tartışan kişi oldu. Kılıçbay, bildiri katılmadığı maddeler içermesine rağmen, "Buradan birçok yeni şey öğrendim, zenginliklerle donuyorum." diyerek katılımcıların kazançlarını ifade etti.

Özgürlük bildirgesi

Abant'ta 3 gündür bir arada olan 50'yi askın aydın, din-devlet, din-dünya ilişkilerini konu alan 10 maddelik tarihi bir bildiri yayınladı.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Abant'ta düzenlediği "İslam ve Laiklik Sempozyumu" sona erdi. Sempozyumun 10 maddelik sonuç bildirgesinde, Türkiye'de öteden beri süregelen laiklik-İslam bağlamındaki sorunun çözümüne yönelik cesur ve ilk kez dile getirilen ifadeler bulunuyor.

Organizesinde, Demokraside Birlik Vakfı ve TURKSAV'in da katkıları olan sempozyum 16-19 Temmuz tarihleri arasında üç gün devam etti. Toplantıya katılanlar, İslam-laiklik ekseninde bir "aydınlar bildirisi" mahiyeti taşıyan maddeler içeren bir "manifestonun" Türkiye'de ilk defa gerçekleştirildiğini sık sık dile getirdiler. Sempozyum, aralarında çok büyük dünya görüsü ayrılıklarının bulunduğu çok sayıda aydını bir araya getirdi. Bildirinin 2. maddesinin kendi teklifi doğrultusunda yer almasını isteyen Y. Nuri Öztürk'un talebi kabul edilmezken, Namık Kemal Zeybek'ın de dördüncü maddedeki "devletin kutsal olmadığı" ifadesinin değiştirilmesi isteği oylamayla reddedildi.

Din-devlet din-dünya ilişkileri, İslam'da hakimiyet, Türkiye'de ve dünyada laiklik arabaşlıklarıyla 3 ayrı komisyonunda tartışılan konular, önce "komisyon bildirisi" olarak genel kurula getirildi. Gerek komisyonlarda, gerekse genel görüşmeler sırasında hararetli tartışmalar oldu. Prof. Mehmet Aydın'ın başkanlık ettiği genel kurul cumartesi gecesi saat 02.00'ye kadar devam etti.

Laiklik Tarifsiz Kaldı

Diğer iki komisyon, genel kurula ortak bir metin getirirken, laiklik konusunun görüşüldüğü 3. komisyondan Kezban Hatemi'nin "laiklik konusunda halk oylaması yapılmalı" önerisi dahil 4 ayrı taslak çıktı, Komisyon üyeleri bu taslaklar üzerinde ittifak edemediler. Genel kurul sırasında laklık konusundaki farklı görüşleri uyuşturmak mümkün olmadığı için, bildiriye laikliğin tarifi konulamadı.

Türkiye'nin siyasi, akademik, medya, sanat gibi platformlardan aydınların katıldığı toplantı, hem toplanma gayesi, hem toplananlar, ve hem de çıkan bildirinin sekli ve hedefleri itibarıyla bir ilki ifade ediyor. Prof. Yunus Vehbi Yavuz, Abana bildirisinin özellikle ilk iki maddesinin, İslam'ı yorumlama ve sistemleştirme acısından bir reform özelliği taşıdığını söyledi.

Kılıçbay Çok Tartışıldı

Sempozyumun en ilgi çekici katılımcılarından biri M. Ali Kılıçbay'di. farklı bir dünya görüsü ve ideoloji taşıyan Kılıçbay, gerek komisyonunda, gerekse genel kurulda en çok konuşan ve tartışan kişiydi.

Bildirinin, katılmadığı maddeler içerdiğini belirten Kılıçbay, "Buna rağmen bundan birçok yeni şey öğrendim, zenginliklerle donuyorum." dedi.

İkinci komisyonun ve ardından genel kurulun başkanlığını yapan Prof. Mehmet aydın, sempozyumda ortaya çıkan metinden daha önemli olanın, Türkiye'nin en önemli aydınlarının bir araya toplanması olduğunu belirterek, "Bu metin mükemmel olmayabilir; fakat bu bir ilktir, ve mükemmele gitmek için bir adimdir." dedi.

Toplantının organizatörü, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, "Metindeki mutabakatlar kadar, metne geçmeyen mutabakatlar da çok önemli. Buradaki topluluk birbirinden farklı düşünce ve görüşteki diğerleriyle arasındaki güven bunalımını büyük ölçüde giderdi. Bu bildiri, pek çok ülkeye ve barışa hizmet edecek tarihi bir nitelik taşıyacaktır, buna inanıyoruz." dedi.

Sempozyuma Katılanlar

Prof. Dr. M. Yasar Nuri Öztürk, Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof. Dr. Mehmet aydın, Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Halit Refiğ, Fehmi Koru, Ali Bular, Yavuz Gökmen, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi, Nevval Sevindi, Riza Zelyut, Liberal düşünce Dernegi Başkanı Doc. Atilla Yayla, DYP Milletvekili Namik Kemal Zeybek, FP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Alptekin, FP Hatay Milletvekili S. Metin Kalkan, DYP Milletvekili Rıza Akçalı, Prof. Dr. Salih Akdemir, Prof. Dr. E. Nazif Gurdoğan, Prof. Dr. Ahmet Arslan, Dr. Ali Bayram, Mehmet Bozdemir, Mustafa Çalışan, Abdurrahman Çelik, Doç. Dr. Mehmet Çelik, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Prof. Dr. Ali Gören, Hüseyin Gülerce, Doç. Dr. İlhami Güler, Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu, Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu, Prof. Dr. Bekir Karlığa, Mehmet Ali Kılıçbay, Doç. Dr. Hayri Kırbasoğlu, Levent Korkut, Dr. Nebahat Koru, Prof. Dr. Burhan Kuzu, Şükrü Özbuğday, Prof. Dr. A. Yüksel Özemre, Doç. Dr. Ömer Özsoy, Doç. Dr. Mehmet Paçacı, Doç. Dr. Gülper Refiğ, Doç. Dr. Sami Selçuk, Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu, Abidin Sungur, Mehmet Tasdiken, Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Uçman Tekin, Cemal Ussak, Dr. Cemal Ulsever, Dr. Gaffar Yakın, Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, Melih Yürüsen, Yahya Akengin.

İşte bildiri

Biz, özellikle din-devlet ilişkileri ve laiklik ekseninde düğümlenen derin bir bunalım içinden geçtiği görüntüsü veren Türkiye'nin bir grup aydını olarak Abant'ta bir araya geldik ve aşağıdaki noktalarda uzlaşmaya varmanın yararlı olacağı üzerinde görüş birliğine vardık.

İslam'a göre temel amacı, insanları, dünya ve ahiren hayatında, iyilik, güzellik ve mutluluğa ulaştırmak için yol göstericilik olan vahiy akla hitap eder ve onun tarafından anlaşılıp yorumlanmasını ister. İslam düşünce tarihinde aklin önemini küçümseyen bazı anlayışlar olmasına rağmen, hakim çizgi, vahiy ile akil arasında bir zıtlık bulunmadığıdır. Vahyin anlaşılması ve yorumlanması hususunda her inanmış insana, düşünce gücü ve bilgisi ölçüsünde, sorumluluk düşmektedir. Her mü'min aklini kullanmak zorundadır. Hiçbir fert veya zümre dinin anlaşılması ve yorumlanması hususunda ilahi bir yetkiye sahip olduğu iddiasında bulunamaz.

İslam'ın ilk dönemlerinde vahiy-hayat ilişkisi çok daha somut biçimde kurulmuş, fonksiyonel akla önem verilmiş, hatta bazı nassların acık ifadelerine rağmen, dinin ana maksatları ve zaruretler dikkate alınarak, hükümlerin farklı yorumları yapılabilmiş ve uygulamalara gidilebilmiştir. Bu çerçevede günümüz Müslümanları da İslam dünyasının gündelik problemlerini çözüme kavuşturma yetkisine sahiptirler.

Son zamanlarda, İslam dünyasında kargaşaya sebep olan kavramlardan birisi de 'hakimiyet' kavramıdır. Kurdan acısından bakıldığında, alem üzerinde, bilgisi, iradesi, rahmeti, adalet ve kudretiyle mutlak hakim hiç kuskusuz Allah'tır. Bütün varlıklar da bu külli hakimiyetin altındadır. Mü'minler için Allah, ahlaki ve sosyal değerlerin öğretici ve yol göstericisidir. Fakat, bu 'hakimiyet' kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. 'Hakimiyet milletindir' ifadesi, 'Hakimiyet bir ferdin, sınıfın, zümrenin tabii veya ilahi hakki değildir' anlamına gelir; siyasi manada 'milli iradeyi esas almak ve onun üstünde bir güç tanımamak demektir.

Devlet metafizik veya siyasi anlamda kutsallığı bulunmayan beşeri bir kurumdur. Devlet bireylerin doğal insani ilgi ve ihtiyaçlarını yerine getirmek için varolan ereğini ve işlevini bu ilgi ve ihtiyaçlarda bulur. Yasama, güvenlik, adalet, özgürlük bu ilgi ve ihtiyaçların en temel ve doğal olanlarıdır. Devletin her turlu ideolojiye, inanç ve felsefi görüşe eşit mesafede bulunması gerekir. Devletin totaliter, otoriter, sert, dayatmacı bir resmi ideolojisi olamaz. Yukarıda zikredilen devletin ana görevlerini ifa etmekle sorumlu tüm devlet görevlileri bu görevlerini dinlerin, inançların ve dini yorumların önündeki engelleri kaldırır; din ve vicdan özgürlüğünü, dini inançların gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini herkes için güvence altına alır. İslam'ın demokratik hukuk devletinin evrensel ve temel değer ve ilkeleri dışında, siyasi rejimin ayrıntılarının düzenlenmesini topluma bıraktığı görüsündeyiz.

Devlet, hukuk devleti çerçevesi içerisinde, dini inanışlar ve felsefi kanaatler konusunda tarafsız bir konumda olmalıdır. Vatandaşların inanma veya inanmama haklarını korumalı ve inançlarını hayata geçirmelerinin karsısında duran engelleri ortadan kaldırmalıdır. Laiklik esas itibarıyla bir devlet tutumudur ve laik devlet dini tanımlamaz, bir din siyaseti de gütmez. Temel hak ve özgürlüklerin tanımı ve sayımında laikliğin kısıtlayıcı bir ilke olarak yer almaması gerekir.

Türkiye'nin bir kişim güncel sıkıntılarının kaynağında Vatandaşların yasam tarzına müdahale ve bu konudaki hassasiyetleri yatmaktadır. Laiklik, din karşıtlığı değildir ve insanların yasam tarzlarına müdahale edilmemesi biçiminde anlaşılmalıdır. Laiklik bireyin özgürlük alanını genişletmeli, özellikle kadına karsı ayrımcılık seklinde sonuç doğurmamalı, onu kamu alanındaki haklarından mahrum etmemelide.

Türkiye'nin sıkıntılarının asılması için özgürlükçü demokrasinin kökleşmesi ve sivil toplumun güçlendirilmesinin önündeki engellerin kaldırılması sağlanmalıdır. Vatandaşlar her şeyi devletten bekleme alışkanlığından vazgeçmeli, devlet de vatandaşını vesayete muhtaç görmeyi terk etmelidir. İnsanların dini ve felsefi inanç ve kanaatleri ile inançlarına göre yasama haklarını kullanmaları; acık ve yasallığını hukukun üstünlüğü ilkesinden alan bir kamu düzeni kuralı olmadıkça kimsenin cezalandırılmasına, kamu görevinden uzaklaştırılmasına, eğitim ve diğer kamu hizmetlerinden yoksun bırakılmasına sebep ve gerekçe kılınamaz. Laiklik ilkesi, insan kaynaklarında mutlak eşitlik ilkesi ile adalet ilkesinin tarafsız uygulanmasından hiçbir dini veya felsefi görüşe odun vermeme anlamında bir anayasal tanıma kavuşturulmalı, ikinci aşamada da Bütün mevzuat gözden geçirilerek Vatandaşların ciddi boyutlara varan endişe ve ızdırapları giderilmelidir.

Biz, Abant'ta toplananlar suna inanıyoruz: İnsanların değişik görüş ve eğilimlerden olmaları, farklı yasam tarzlarını tercih etmeleri, ülke yararını gözeten sağlıklı kararlar almalarına engel değildir. Sorunlarımız, ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, vatandaş inisiyatifleriyle çözülebilir. Din-devlet ilişkileri üzerinde uç gün sureyle yürüttüğümüz tartışmalar sonunda ulaştığımız sonuçların Bütün Türkiye'nin ortak özlem ve beklentilerine cevap vermeye yardımcı olacağına inanıyoruz.