Yazdır

Sağ Sol Ayrımı Kalmadı

Yazar: Milliyet Tarih: . Kategori 1999 Haberleri

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) Veri Araştırma şirketi ile birlikte 1998 Mayıs ayında "Türkiye'de Siyasi Parti Seçmenleri ve Toplum Düzeni" başlıklı bir araştırma yaptı. Dördüncü kez tekrarlanan ve 1800 kişiyle yüz yüze görüşmelere dayanan araştırmadan, Türkiye toplumuna ilişkin genel kanılarımızı doğrulamayan sonuçları çıktı. 18 Nisan seçimleri öncesinde, seçmenlerin ve partililerin profilini veren bu araştırmanın sonuçlarını yorumlamasını ODTÜ öğretim üyesi ve TÜSES Vakfı Araştırma Koordinatörü Necat Erder'den istedik.

Araştırmanızın başlıca sonuçları neler?

Amacımız seçmenlerin demografik, etnik, dinsel özellikleri, çalışma konumlarına göre profilini, eğilimlerini ve bu eğilimlerin zaman içinde nasıl değiştiğini görebilmekti... Bu amaçla bugüne kadar dört büyük alan araştırması yaptık. 1993, 1995, 1996 ve 1998'de. Bu araştırmalarda siyasi parti yandaşlarının partilere, giderek kendi partilerine güvenlerini kaybettiklerini tespit ettik. Toplum, partiler dışında yeni arayışlar içinde.

"Türkiye'nin en önemli sorununu hangi parti çözer?" diye sorduğumuzda, "Hiç bir parti çözemez" diyenlerin oranı 1993'te yüzde 15'ti, 1998'de ise yüzde 40'a çıktı. "Kendi partiniz çözer mi?" diye sorduğumuzda da, tüm parti yandaşlarının ve özellikle sosyal demokratların çoğu "Hayır" diyor.

Öte yandan, toplumdaki eğilimlerin sanıldığından çok farklı olduğunu gördük. Örneğin, "Türkiye'nin şeriat kurallarına göre yönetilmesini isteyip istemediklerini" sorduğumuzda şaşırtıcı sayılabilecek yanıtlar aldık. Her beş kişiden biri "Evet" dedi. Şeriat isteyenlerin yalnızca FP'de olmadığı anlaşıldı. Tüm partilerde farklı oranlarda şeriat isteyenler mevcut. ANAP'ta yüzde 15, MHP'de yüzde 27, DYP'de yüzde 20. FP'de bu oran yüzde 45'e çıkıyor

RP'nin kapatılmasını nasıl karşıladıklarını sorduğumuzda, toplumun demokratik reflekslerinin harekete geçtiğini gördük. Seçmenin yarısı bunu doğru bulmuyor.

Kanımca üç Türkiye var. Birincisi, siyasal partilerin varolduğunu sandıkları, bu nedenle kendilerini soyutladıkları Türkiye. İkincisi, büyük medyanın yaratmaya çalıştığı sanal Türkiye. Üçüncüsü, bü tür araştırmaların somut verilerle ortaya çıkardığı gerçek Türkiye.

Seçmenlere etnik, dinsel kimliklerini sorduğunuzda, yüzde 4 kendini "Alevi", yüzde 6 "Kürt" olarak tanımlıyor; yüzde 10 yanıt vermiyor...

Bu oranları değerlendirirken dikkatli olmak gerekir. Çünkü, bunlar Türkiye'deki "Kürt" ve "Alevi"lerin oranı değil. İnsanlar kendilerine etnik ya da dinsel kimlikle ilgili sorular yöneltildiğinde kuşku duyuyor, hatta korkuyorlar. Kimi başka bir kimlik altına gizleniyor. Kendini "Kürt" olarak tanımlayanların, etnik kimlik bağlamında HADEP, dinsel kimlik bağlamında ise FP yandaşı olarak ayrıştığını gördük. Aleviler ise tutarlı bir profil veriyor.

"Aleviler solcudur" diye yaygın bir kanı var. Ama Aleviler arasında kendini "solcu" olarak tanımlayanların oranı yüzde 60'ı geçmiyor. Kendisini sağ'da görenler de yüzde 9 oranında...

Alevileri toptan sol'da görmenin, daha doğrusu bütün toptan kanıların yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Yine de yüzde 60 önemli bir oran.

"Solcuyum" diyenlerin oranı yüzde 13, "sağcıyım" diyenlerin 41, diğerlerinin de yüzde 35. Buradan Türkiye'nin sağa kaydığı görülüyor ama ilginç olan oran "diğerleri" yani yüzde 35 değil mi?

Kendilerini sağ - sol bağlamında tanımlamak istemeyenler, heterojen bir grup. Liberal bir kişi de bu gruba girebilir. Siyasal kutuplaşmanın dışında bir tanımlama var burada. Bu ikinci parti tercihlerini sorduğumuzda da ortaya çıktı. Partiler arasında büyük bir akışkanlık olduğu gürüldü.

"Kesinlikle oy vermeyeceğiniz parti nedir?" diye sorduğumuzda, seçmenlerin yüzde 25'i FP'ye oy vermem diyordu. Yüzde 13 CHP'ye; yüzde 12 MHP'ye, yüzde 11 DYP'ye, yüzde 10 DSP'ye, yüzde 9 ANAP'a "oy vermem" dedi. Sol-sağ kutuplaşması Türkiye'de önemini kaybetmiş görünüyor. Bir kutuplaşma varsa, FP ile diğerleri ekseninde oluyor. Bu da çok ciddi bir kutuplaşma değil. ANAP, kutuplaşmanın en dışında kalan parti görünümünde.

"Türkiye'nin en önemli sorunu nedir?" sorusuna verilen cevaplar şöyle: "Enflasyon - ekonomi" yüzde 46, "terör" yüzde 12, "insan hakları ve demokrasi" yüzde 2. Bu sonuçları nasıl yorumluyorsunuz?

İnsanları en çok ekonomi ilgilendiriyor. Demokrasi önemli bir sorun olarak algılanmıyor. 1993'de yüzde 45 ile "terör" en önemli sorundu. "Enflasyon" diyenler ise yüzde 37 idi. "Terör"ü en önemli sorun görenlerin oranı 1996'da yüzde 16'ya, 1998'de de yüzde 12'ye indi

Bundan "terör" ve "demokrasi" sorunlarını öne çıkaran bir politikanın fazla ilgi görmeyeceği sonucu çıkar mı?

Bu sonuçlar özel olarak sosyal demokratlar için önemli. Halkın öncelik verdiği sorunlar, enflasyon, işsizlik gibi ekonomik sorunlar. Soyut olarak demokrasi anlam taşımıyor. Bu nedenle, sosyal demokratların demokrasi konusuna "eşitlik" bağlamında ve somut konularla yaklaşması gerekiyor.

Şeriat isteyenler yüzde 20, istemeyenler yüzde 60. Bu sonuç, şeriat'a evet - hayır tartışmasının siyasi bakımdan önem taşımadığı anlamına gelir mi?

Şeriat istediklerini söyleyen bir yüzde 20'lik kesim var. Ancak bunların en çok yarısı, bunu dinsel gerekçelerle, "ilkesel" düzeyde talep ediyor. Geri kalanların gerekçesi, sorunlarına başka yerde çözüm bulamamanın çaresizliği...

FP'nin din söylemini ön plana çıkarması, merkez partilerinin inandırıcı olmamasından ileri geliyor.

Araştırmanıza göre FP'liler dahil çoğunluk (yüzde 62) Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyor...

1996'da yaptığımız araştırmada, "Türkiye dünyada hangi ülkelere benzemelidir?" diye bir sorumuz vardı. Büyük çoğunluk "Avrupa, Batı ülkeleri" dedi. RP tabanında da çoğunluk "Batı ülkeleri" diyordu.

Türkiye'nin "İslam ülkelerine" benzemesini isteyen yüzde 13'lük bir kesim var. Anlaşılacağı üzere, RP-FP'nin "İslam enternasyonalizmi"nin kendi tabanı için bile bir anlamı yok.

CHP yandaşları arasında, kendini solcu olarak tanımlayanların oranı yüzde 53, DSP'de yüzde 41. DSP ve CHP'lilerin çoğu kendini "solcu" olarak tanımlamazken, CHP ve DSP'ye solcu parti demek zorlaşmıyor mu?

Sağ-sol kavramları toplumun önemli bir kısmı için giderek anlamsız hale geliyor ya da CHP ve DSP'yi böyle görmüyor.

"Türkiye'nin en önemli sorununu hangi parti çözebilir?" diye sorulunca, seçmenin yüzde 43'ü "hiçbiri" diyor. Bunun nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çok dramatik bir sonuç. "Haketmediği kadar para kazanan kimlerdir?" sorusuna da "politikacılar" yanıtı veriliyor. Seçmenin 1996'da yüzde 40'ı, 1998'de yüzde 52'si politikacılara güvenmediğini söyledi. Partiler ve rejim açısından ürkütücü bir durum.

Kendi partilerine güvenme oranı FP'de yüzde 60 iken, DSP ve CHP'de yüzde 40'lara düşüyor. Yani "demokratik sol - sosyal demokrat" tabanın yarısından fazlası kendi partilerine güvenmiyor.

CHP'liler ikinci parti olarak DSP'yi; DSP'liler ise ANAP'ı tercih ediyor. Bunun anlamı ne?

Geçen araştırmamızda da aynı sonuç çıktı. CHP - DSP tabanında farklılaşma var. CHP, DSP'yi alternatif parti olarak görürken, DSP ANAP'ı kendilerine yakın buluyor. Bülent Ecevit haklı galiba. DSP tabanının CHP tabanından farklı olduğunu görüyorsa, CHP ile bütünleşmenin büyüme getirmeyeceğini de biliyor olmalı. Olası bir birleşme halinde DSP tabanının bir kısmının ANAP'a gidebileceği görülüyor.

CHP'ye gençlerin desteği biraz artmış. Bu nasıl oluyor?

18 - 20 yaş grubu açısından asıl ilginç olan, "şeriat" isteyenlerin oranının görece yüksek olması. Bu grubun geniş ölçüde FP ve MHP'ye oy verdiğini görüyoruz. Gençler toplum ortalamasından daha sağ'da. Ancak, eğitim düzeyi yükseldikçe "şeriat" isteyenlerin ve FP'ye desteğin azalması...

Dört DSP'liden Biri Fethullah Gülen'i Benimsiyor

Fethullah Gülen'le ilgili sonuçlar ilginç. Araştırmaya göre CHP'lilerin yüzde 15'i, DSP'lilerin yüzde 26'sı Gülen'in görüşlerini benimsiyor...

Fethullah Gülen'in RP-FP'nin İslam enternasyonalizmine karşı Anadolu Müslamanlığını savunan, ulus devleti yücelten ve destekleyen bir söylemi ve görüntüsü var. Bu görüşler, siyasi yelpazede farklı konumlarda olan kimselere munis görünüyor olabilir.