Yazdır

İnsanlığa Adanmış Koca Bir Ömür

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 1999 Haberleri

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Takdim

Milletlerin önünde giden ışık şahsiyetler vardır. Hayatları, ortaya koydukları eserleri ile onlar yaşadıkları devrin dışına taşarken, sonraki nesilleri de aydınlatırlar. Alvarlı Efe Hazretleri de geçidi bekleyen şehrin bu ülkeye armağan ettiği ışık şahsiyetlerden biri. Hayatı ilim ve irfan meclislerinde geçen Alvarlı Efe Hazretleri'nin feyz ve bereketi hala yüreklerde. Vefatının üzerinden tam 43 yıl geçti; ama hikmetli sözleri, unutulmaz beyitleri ile o hala gönülleri aydınlatıyor. Ebedi aleme irtihalinin 43. yıl dönümü olan 12 martı vesile kılarak Alvarlı Efe Hazretleri'ni yeniden anlamak ve anlatmak istedik. Hayatını, yetiştirdiği kişileri, bir ömrün meyvesi olan Divan'ını,torunu ve aynı zamanda Alvarlı Efe Hazretleri İlim ve Sosyal Hizmetler Vakfı Erzurum Şubesi Başkanı Hasan Mazlumoğlu'ndan dinledikçe kendini insanlığa adayan insanları daha iyi anladık.

Hasan Mazlumoğlu'nun da dediği gibi onun hayatını yakinen öğrendikten sonra 'kullara kurban olan'lara ne kadar da muhtaç olduğumuzu hissettik. Yarınlarımızın daha aydın olması için Alvarlı Efe Hazretleri gibi ışık şahsiyetleri hiç unutmamalı ve onların mirasını gelecek nesillere mutlaka ulaştırmalıyız. Bu topraklarda silinmez izler bırakan güzel insanları tekrar rahmet ve şükranla yad ediyoruz.

Turhan Bozkurt: Sayın Mazlumoğlu, aynı zamanda torunu olma şerefini de taşıdığınız Alvarlı Efe Hazretleri hakkında öncelikle neler söylemek istersiniz?

Hasan Mazlumoğlu: Alvarlı Efe Hazretleri memleketimizin yetiştirdiği nadide insanlardan birisi. Esas ismi Muhammed Lütfü Efendi. 'Efe' unvanı o zamanlar belli bir ilim seviyesine ulaşanlara veriliyormuş. Yani bir saygı ifadesi olarak. Gerçek Hakk dostu, gerçek veli-i kani. Ve kendi ifadesiyle bir yerde şöyle diyor: "Halik'ını bilse insan, kullara kurban olur." Yani Cenab-ı Hakk'ı gerçek manada tanıyan insan, konumu ne olursa olsun, kendini onun yarattığı kullara kurban olma noktasında görür. Bunu bir üstünlük ve meziyet olarak düşünmez, aksine kendine görev telakki eder ve farzın üstünde farz olarak görev telakki eder, vacibin üstünde vacip olarak görev telakki eder. İnsan olmanın yolunun da insana hizmet etmekten geçtiğini bilir. Dünyaya böyle gelmiş, böyle yaşamış, böyle vefat etmiş. Efe Hazretleri, Pasinler'e bağlı Kındığı köyünde 1868 senesinde dünyaya gelmiş. Muhterem pederleri Hace Hüseyin Efendi. İlk güzellikleri pederlerinin dizinin dibinde kazanmış. İlk tedrisini babasından görmüş. Validesi Seyyide Hatice Hanım. Efe Hazretleri'nin seyyitliği de validesinden gelmiştir.

TB: Küçük yaşta şiirler yazdığı naklediliyor...

HM: Efe Hazretleri ömrünün tamamını ilme, öğrenmeye ve öğretmeye adıyor. Kısa zamanda o kadar mesafe kat etmiş ki, küçük yaşta güzel sözler yazmaya başlamış. Zaten Hace Hüseyin Efendi de şiir yazarmış. Efe Hazretleri bir gün yazdıklarından birinin pederinin de bulunduğu mecliste okunmasını istemiş; ancak mahlas kısmının okunmasını istememiş. Okumuşlar ve meclis dağıldıktan sonra, Hace Hüseyin Efendi'nin elindeki bir tomar kağıdı sobaya attığını görmüşler. "Ne yapıyorsunuz?" diye sormuşlar. O da şöyle demiş: "Bugün huzurda öyle şeyler okundu ki, ben bundan sonra bunları okutmaya haya ederim." Efe Hazretleri'nin istidadı önemli, ama ondaki istidadı keşfetmek de en az onun kadar önemli.

TB: Daha sonraki hayat hikayesi...

HM: Daha sonra Dinarkom köyüne gitmişler. 1. Cihan Harbi'ne kadar orada kalmışlar. Sonra vazifesine Yavi nahiyesinde devam etmiş. Efe Hazretleri'nin Alperen oluşu Yavi'de kurduğu müfreze ile oluyor. Orada kurduğu müfreze Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunda önemli rol oynuyor. Bu, dikkate şayan bir hadisedir. İmamlığa bu hadiseden sonra başlıyor. Kendileri hafız değil; ama Kur'an üzerinde vukufiyeti var. Yani kesbi ilminin yanı sıra vehbi ilmi de söz konusudur. Efe Hazretleri, Yavi'den sonra Hasankale'nin Alvar köyüne geliyor. Bu arada Hasankale Müftülüğü teklif ediliyor; ama kabul etmiyor. Uzun bir müddet orada ilim öğretiyor. Daha sonra rahatsızlanarak Erzurum'a yerleşiyor. Doktor kontrolünde bulunması gerektiği için son günlerine kadar Erzurum'da kalıyor. 12 Mart 1956'da ebedi aleme irtihal ediyor.

TB: Kendisine 'Alvarlı Efe' denilmesinin sebebi nedir?

HM: Hayatının en uzun kısmını Alvar'da geçirdiği için, kendisine 'Alvarlı Efe' diye hitap edilmiş. Efe Hazretleri'nin en büyük özelliği 21 yaşında iken insanları terbiye etme noktasına ulaşmış olmasıdır. Günümüzdeki 21 yaşındaki insanlarla Efe Hazretleri'ni karşılaştırın, bunun ne kadar önemli bir meziyet olduğunu anlayabilirsiniz.

TB: Efe Hazretleri'nin yetiştirdiği şahsiyetler kimlerdir?

HM: Efe Hazretleri'nde sistemli bir medrese tahsili kendini göstermiyor. Zaman zaman onun dizinin dibinde oturan ve bunu devam ettirenler kendilerinden feyz alıyor. Elbetteki maddi ve manevi feyzinden nasibini alanlar çok. Aradan 42 yıl geçmiş. Türkiye'nin her yerinde bu insanlara rastlamak mümkün. Fethullah Gülen Hocaefendi, Efe Hazretleri'nden layıkıyla nasibini alan birisi. Hocaefendi, Alvarlı Efe'den çok kısa süreli ders almış; ama asıl dersleri torunu Sadi Efendi'den almıştır. Hocaefendi'nin kısa zamanda büyük feyz alması, alış verişin güçlü olduğunu gösterir. Büyük insanlar herkese bir şey vermek ister; ama alıcının kabı darsa ona ne yapsınlar? O kabı taşırmamaya da dikkat ederler. Sadi Efendi de 96'da Yalova'da vefat etti. Hatta Hocaefendi sık sık ziyaret ederdi kendisini. Bunun yanında Naim Hocaefendi(Gölleroğlu). Naim Hoca'nın okuduğu beyitlerin çoğu Efe Hazretleri'ne aittir. Efe Hazretleri'nin sistemi icazetli tekke sistemi olmadığı için şimdi şu bu diye sayamıyoruz; ama çok kimse var.

TB: Sizce en önemli özelliği ne idi?

HM: Efe Hazretleri'nin en önemli özelliği; günümüzdeki hastalıklardan biri olan kişilerle uğraşma hastalığının olmaması idi. Efe Hazretleri diyor ki: "Kişinin uğraşacağı yegane şey kendisi. Kendini terbiye edecek ki topluma faydası olsun." Yani kişiyi kişilerle, müesseseyi müesseselerle mücadeleye sokmuyor. Bununla ilgili bir olayı nakletmek isterim: Bir fetva için Efe Hazretleri'nin huzuruna gelirler. Kendisi fetvaya muktedir bir şahsiyettir; ama o, yanındakilere meselenin fetvahaneye götürülmesini ister; yani bu müesseselere olan saygısından ileri gelmektedir. Fetvahanenin saygınlığına halel gelmesin diye bunu yapar. Zaten insanların mücadele edeceği iki unsur bünyesinde mevcut. Güzelleştirme yönünde ruh asaletini kazanma ve ıslah adına nefsini terbiye etme. Yani kurumlarla kişilerle mücadele değil, kendiyle mücadele. Bu tutturulursa hem emekler meyve verir, hem de o insanların oluşturduğu cemiyet mükemmel bir cemiyet olur. Maddi manevi kişilikli bireyler... Devletine bağlı, milletini seven, manevi değerlerine bağlı, bilgili, çizgisi sağlam ve onu koruyan bireyler. Ama insanlarda bunu tesis ederken önce kendisinde tesis ediyor.

TB: İnsanlara karşı tutumu nasıldı?

HM: Efe Hazretleri, Divan'ında şöyle der: "Kişi Cenab-ı Hakk'a yakınlık duymak isterse önce başını bir eşiğe koymalı. Daha sonra kendini din-i mübine adamalı. Peygamberimiz(sas)'in sünnetini bizzat yaşamalı ve onu bünyesinde sindirmeli. Vakarda, başı arşa değen taze selvi gibi; ama tevazuda, dalları yeri süpüren salkım söğüt gibi olmalı." Ölçü bu yani. Şimdi insan o sağlam karakteri yakalayabilmek için bu prensiplere sahip olmalı. Efe Hazretleri bunları yaşamış. Tevazu noktasını da aşmış, mahviyet noktasını da halletmiş.

Sözlerinin birçok yerinde, "Kıyamet günü beni sakla ki, benim perişaniyetimi kimse görmesin." diyor. Bunu gösteriş olsun diye söylemiyor. Günümüzde kimi insanların tevazuunda bir kibir ve gurur gizlidir. Efe Hazretleri bu tevazuu aşmış, mahviyet noktasını da kendisine hayat tarzı olarak benimsemiş. Bilindiği gibi tevazu insanların kendinde bulunan güzellikleri bilip de bilmezlikten gelmesi, mahviyet ise bu güzelliklerin dahi farkında olmaması. Efe Hazretleri bunu kendinde halletmiş. Onda bir başka özellik de, ehl-i beyt muhabbetidir. Bu muhabbet onda zirveye çıkmıştır. Kendilerinin Divan'ındaki Muharremiye dediğimiz sözlerini okurken hayran hayran bunu gözlersiniz.

TB: Efe Hazretleri'nin sosyal hayat içindeki profili nasıldır?

HM: Eğitime son derece önem vermiş. Çocuk yaşta eğitimin gerekliliğine inanmış. Müspet ilimleri okumaya ve okutmaya engel olma gibi bir tavrı kesinlikle söz konusu değildir. Yurt kalkınmasında çok önemli bir yeri olan müspet ilimlerin öğrenilmesine engel olması düşünülemez bile. Bunun yanı sıra insanları dış görünüşleriyle hiçbir zaman yargılayıp mahkum etmemiş. Hatta anlatılır: Bir gün bir davete icabet eder. O meclise de bir alkollü şahıs gelir ve kendisine ulaşmaya çalışır. Tabii etraftakiler de buna engel olmak ister. O çevredeki hareketliliği görünce engelleri aşar ve sarhoşu elinden tutarak yanına alır. Ev sahibine onun rahatsız olduğunu söyleyerek yemeğini getirmesini ister. Kendisi de ikramda bulunur. O insan, Efe Hazretleri'nin bu yakınlığından nasibini alır ve daha sonra istikametini doğrultur.

TB: Efe Hazretleri'ni insanımıza hangi yolla anlatıyorsunuz?

HM: Bunun için bir kuruma ihtiyaç vardı; çünkü zaman bunu gerektiriyor. Önce İstanbul'da arkadaşlarımız 1989'da Alvarlı Efe Hazretleri İlim ve Sosyal Hizmet Vakfı'nı kurdular. Daha sonra 1990'da Konya'daki arkadaşlarımız Konya'da şube açtılar. 1993'te biz Erzurum şubesini açtık. Vakfın ana gayesi ilim ve sosyal hizmet. Eğitim öğretimi destekliyoruz. Vakıfların gayesi hayır ve hasenattır. Bu işleri de yapıyoruz. Biz Erzurum'da kurban bayramlarında ihtiyaç sahibi aileleri tespit edip bayram sabahı onlara et dağıtıyoruz. Üniversite öğrencilerine burs veriyoruz. Çeşitli anma toplantıları düzenliyoruz.

TB: Vakfın diğer çalışmaları nelerdir?

HM: Vakfın toplantılarında Efe Hazretleri'nin Divan'ında okuduklarımız doğrultusunda onun istediği insan tipinin (mizaç ve karakter olarak) yetişmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Efe Hazretleri'nin sözleri özel insanlarda nüshalar (özel arşivler ve nüshalar) halinde bulunuyordu. Babam bunların tamamını toplamaya çalışmış ve bir heyet huzurunda okuyarak onun sözleri olduğunu teyit ettirmiş ve bir araya getirmiş. Daha sonra 'Hülasatü'l-Hakayık ve Mektubat-ı Hace Muhammed Lutfi' ismi altında "Küçük Divan" anlamına gelen "Divançe" adı altında yayınlandı. 1996'da ikinci baskıyı yaptırdık. Divan'ın ikinci baskısı 5 bin adettir. İlk baskı 1977'dedir. Efe Hazretleri şöhreti hiç sevmemiş. Mümkün olduğu kadar kendini saklamış. Kitabın geç basılmasını da biz buna bağlıyoruz. Arap harfleri ile yazılı olanı 1979'da. Bizim bastırdığımız ikinci baskıda lügat ilavesi de var. Anlaşılması kolay olması bakımından.

TB: Bundan sonraki hedefleriniz...

HM: Biz Efe Hazretleri için "Hacegan eşya odası" diye bir müze oluşturmaya çalışıyoruz; ama eşyaları toplamakta zorlanıyoruz. Aileler vermek istemiyor. Eşyalarını insanlara tanıtmak istiyoruz. Bir insanın eşyalarından nasıl bir hayat yaşadığı anlaşılabilir. Mütevazı mı yoksa lüks mü? Bunu anlayabilirsiniz. Aynı durum sözlerinde de yaşanmış olabilir; ama ısrarla çalışmalarımız sürüyor.

Yine temmuzun ikinci pazarını Efe Hazretleri'yle "Vuslat Günü" olarak kutluyoruz. Bu yılki 4'üncüsü olacak. Bu çerçevede toplu sünnet töreni, panel konferans veriliyor. İkramlarımız oluyor; çünkü Efe Hazretleri misafiri olmadığı gün hayıflanırmış.

Alvarlı Efe Hazretleri kimdir?

Hace Muhammed Lutfi (Alvarlı Efe Hazretleri) 1868'de Erzurum'un Hasankale'ye bağlı Kındığı köyünde dünyaya gelmiştir. Pederleri Hace Hüseyin Efendi, valideleri Seyyide Hatice Hanım'dır. Tahsilini başta pederi olmak üzere devrinin şöhretli alimlerinden tamamlayarak mücazen 1307'de Hasankale'nin Sivaslı Camii'ne imam olmuştur. Aynı yıl pederleri ile birlikte Bitlis'e giderek Hace Muhammed Pir-i Küfrevi Hazretleri'nin mümtaz bir halifesi olarak Hasankale'ye avdet etmişlerdir. Buradan Erzurum'un Dinarkom köyüne gitmiş ve orada 1. Cihan Harbi'ne kadar kalmıştır. Bilahare vazifesini Yavi nahiyesine oradan da ana vatanı olan Hasankale'ye nakletmiş, kendisine Hasankale Müftülüğü teklif edilmiş ise de kabul etmemiştir. Hasankale'ye bir saat mesafede olan Alvar köyü halkının istirhamı üzerine oraya giderek bu köyde yirmi dört sene vazife yapmıştır. 1939 yılında tedavi için Erzurum'a gitmiş, Mehdi Efendi Mahallesi'nde müsteciren bir evde ikamet ederek 16 sene de burada olmak üzere 90 senelik ömrünü insanlığa ve İslamiyet'e adamıştır. 12.3.1956 tarihinde ebedi aleme intikal etmiş ve naaş-ı şerifi Alvar köyünde pederleri Hüseyin Efendi yanında sıralanmıştır.