Yazdır

Oliver Roy'un Söyledikleri

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2000 Haberleri

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Geçen gün bir gazetede Oliver Roy'la yapılmış bir röportaj yayınlandı. Profesör Dale Eickelman ve Graham Fuller gibi, İslam ve İslam dünyası üzerine çalışmaları olan Roy'un söyledikleri ve kendisiyle röportajı gerçekleştiren gazetecinin veya gazete yönetiminin röportajı takdimi konusunda birkaç noktaya açıklık getirmek gerekiyor:

Röportaj verilirken spotta, kamuoyunda ve medyada daha çok Fethullah Gülen ismiyle birlikte anılan ve bizzat Roy'un yerinde tespitiyle bir "hayır işleme" birliği arz eden düşünce çizgisi hakkında, "Scientology Kilisesi gibi bir tarikat" başlığı tercih edilmiş. Oysa, bu başlığın altındaki yazıda, "Fethullahçılar, bana kalırsa bir nevi cemaat" ifadesi geçmekte, röportajın aslında ise, ayrıca, "dini bir çalışma ya da hayır işleme için oluşmuş birlik" ifadesi kullanılmaktadır. (Röportajı yapan sayın gazetecinin, Roy'un tespitini tam aksettirebilme açısından, Roy'un kullandığı "confrerie" kelimesini açıklama ihtiyacı hissetmesi, özellikle gazetecilik ahlakı açısından takdir ve teşekküre şayandır.) Fethullah Gülen'in adıyla anılan çizginin bir tarikat olmadığı defalarca işlenmiş bir konu. Zaten Roy da "tarikat" demiyor. Ayrıca, Sayın Roy'un 'Fethullahçılar' tabirini kullanıp kullanmadığını da bilmiyoruz. Ne yazık ki, bilhassa Türkiye medyasında, bir hareketi, akımı, daima kişilerle özdeşleştirmek ve böylece bir etiketlemeyle "tanım" kolaylığına ve ucuzculuğuna kaçmak adeta bir moda. Bu, biraz da Batı tipi algılamadan kaynaklanıyor. Hıristiyanlıkta Hz. İsa çok önde olduğu için, ona bağlı olanlara Hıristiyan, yani "İsevi" deniyor. Yahudiler için kullanılan tabir de "Musevi". Fakat İslam için, hiçbir zaman Müslümanlar ve İslam'ı gerçekten ve samimi olarak anlamak isteyenler tarafından "Muhammedi" tabiri kullanılmamış. İslam'da Hz. Muhammed (sav), kendi adına ve kendi başına hareket eden biri olarak asla görülmemiştir. O, bizzat Kur'an'ın diliyle, "Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum" demiştir. Medyada ucuzcu bir yaklaşım olarak Fethullah Gülen'in adıyla birlikte anılan çizgi için "Fethullahçı" tabirini kullanmak, sanki bu çizgide Fethullah Gülen'in de tabi olduğu bir fikir, bir inanç yokmuş gibi bir manayı akla getirir ki, bu hem yanlış bir tespit, hem de gerek Fethullah Gülen, gerekse o çizgide yürüyen onca insan için büyük bir suçlama ve hakaret ifade eder.

Söz konusu spot başlığında, ayrıca, Fethullah Gülen'in adına izafe edilen düşünce ve çalışma çizgisinin Scientology Kilisesi'ne benzediği gibi bir intiba verilmektedir. Halbuki Sayın Roy, röportajın aslında, Lübnan'daki Abhash ve ABD'deki Hakkaniye cemaatleri için "Yapılarıyla Scientology Kilisesi'ni hatırlatıyorlar." ifadesini kullanmaktadır. Spottaki ifade, sanki her bakımdan Scientology Kilisesi'ne benzerliği de akla getirmektedir ki, bu tür benzetmelerin kamuoyunda yanlış anlamalara yol açacağı da ortadadır.

Oliver Roy, "Her din Tanrı haklarını insan haklarının önünde tutar, bu bakımdan, hiçbir din demokrasiyle bağdaşmaz." derken, doğru bir tespitte bulunmuyor. Bilhassa İslam, Allah ve insan hakları arasında bir çelişme görmez ki, böyle bir akıl yürütme İslam için doğru olsun. Bunun yanı sıra insan akıl ve iradesini dini teklifte esas alan ve hem dünya, hem ahiret hayatıyla ilgili kaderini insanın iradesine bırakan İslam'ın demokrasiyle bağdaşıp bağdaşmayacağını tartışmaya bile gerek yoktur.

Fethullah Gülen'in adına izafe edilen düşünce ve çalışma çizgisinin New Age diniyle de herhangi bir ilgisinin olmadığı açıktır. Çünkü, bizzat Sayın Roy'un da ifade ettiği gibi, bu dinde Allah inancı yerine, insandaki ve evrendeki enerji ile, bu iki enerji arasındaki uyuşma ön plana çıkmaktadır. Ayrıca bu dinde, bilhassa İslam'dakine benzer bir akide ve ibadet sisteminin olmadığı da ortadadır. Ferdin yetişmesi ve mutluluğu açısından veya bir başka noktada herhangi iki din veya inanç sistemi arasında her zaman benzerlikler bulunabilir. Bu, hiçbir zaman arada adeta bir ayniyet olduğu manasına gelmez.

Sayın Roy'un Müslümanların adam öldürüp öldüremeyeceği konusunda söyledikleri ve bu konuda verdiği Cezayir örneği de tartışmaya değer bir husustur.