Yazdır

Prof. Dr. Çetin Özek'in Bilirkişi Raporu: Gülen'in Faaliyetleri Suç Teşkil Etmiyor

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2003 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Gülen Davası'nda bilirkişi olarak hukuki mütalaa veren ünlü ceza hukukçusu Prof. Dr. Çetin Özek, cebir ve şiddet gibi yöntemleri benimsemeyen Fethullah Gülen'in hoşgörü ve diyalog çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin Terörle Mücadele Yasası'nın 7. maddesinde öngörülen suç kapsamında değerlendirilemeyeceğine işaret etmişti.

Gülen'in amacını belirlemek için kitap ve kasetlerden farklı yorumlara yöneltecek şekilde ustaca alıntılar yapılarak 'kolaj metin'ler oluşturulduğuna dikkat çeken Özek, bu yöntemle kanun metinlerinden dahi suç çıkartılabileceğinin altını çizdi. Davayı açan DGM eski Savcısı Nuh Mete Yüksel, iddianamesinde Gülen'in suçlu olduğunu ispatlamak için Prof. Dr. Özek'in 'irtica' ve 'Nurculukla' ilgili görüşlerine atıf yapmıştı. Buna karşılık Özek, dava dosyasını inceleyerek yaptığı hukuki değerlendirmede, kendi görüşlerinin bu şekilde kullanılmasına karşı çıkarak Gülen'e isnat edilen suçla ilgili somut hiçbir delilin bulunmadığını ve suçun unsurlarının oluşmadığını vurguladı. Gülen'e ait kitap ve kasetlerin anlam bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde herhangi bir suç öğesi içermediğini belirten Özek, iddianamede yer alan suçlamanın aksine kitap ve kasetlerde kardeşlik, hoşgörü ve uzlaşmanın teşvik edildiğinin altını çizdi. Özek, 48 sayfadan oluşan kapsamlı hukuki değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Sanığın yayımlanmış bütün kitaplarında ele aldığı konular ve bunları anlatış tarzı dikkatle incelendiğinde ortaya çıkacak sonuçlar şu şekilde özetlenebilir: 'Mensubu bulunduğu İslam inancının ve bunun etrafında tanımlanan ahlâk anlayışının özellikleri, benimsenmesi ve daha geniş kitlelerce kabul görmesi için her türlü çatışma ve sertlikten uzak, tamamen barışçı ve uzlaşmacı bir tarzda, bilimin sunduğu, doğrulara saygılı ve bağlı kalarak; sadece ulusal çapta değil bütün insanlık dünyasına kardeşlik, barış, uzlaşma ve hoşgörü gibi olumlu temalar konusunda bir araya gelme konusunda dini ve ahlâki görüşler ve öğütler sunmaktadır. Bunu yaparken legalite ve legalitenin sınırlarına uygun davranmayı zorunlu koşul olarak görmektedir. Bu düşünceleri ile sanık Fethullah Gülen değil 'devletin temel nizamını değiştirmek' tam aksine kurulu sistemin benimsenmesi ve daha da iyileştirilerek güçlenmesi yönünde değindirmelerde bulunmakta, devletin varlığı ve devamlılığına kutsallık izafe eden, devlet kavramı çerçevesi içerisindeki tartışmalardan dahi kaçınmayı isteyen yorumlar getirdiği görülmektedir. ... Teokrasinin İslam dini ile uzlaşmadığı, bilimin dinin anlaşılması için mutlak gerekliliği, cihadın birincil anlamının kan ve çatışma değil, ruh terbiyesi olduğu, dini inançların zorla yayılmasının dinin özüne aykırı olduğu, bütün insanlar arasında kardeşlik, hoşgörü, uzlaşma ve barışın öğütlenmesi gibi hususlardaki sürekli tekrarlar ve vurgular, yazarın kitaplarının bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde varılacak olan sonuçlardır."

'Kasetler Delil Kabul Edilemez'

Özek, dosyada yer alan kasetlerin içeriğinden çok bunların delil olarak kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Kimliği belirsiz özel kişilerin hangi yöntem ve amaçlarla elde ettikleri belli olmayan bazı kasetleri tahrifatlar yoluyla bir anlamda kolaj metinler oluşturarak, bunların yayınlanmaları ve ardından dava dosyasına sokulması ceza kovuşturması kurallarında öngörülen hukuka uygun delil toplama usullerinden değildir. Suç kovuşturma makamları ancak hukuka uygun yöntemlerle delil elde edebilir ve bu tür deliller ceza yargılamasında değerlendirilebilir." değerlendirmesini yaptı.

Prof. Dr. Çetin Özek, iddianamede Gülen'in, Said Nursi'nin ve Nurculuğun temsilcisi olduğunun ileri sürüldüğünü ve bu varsayımdan yola çıkılarak laik düzeni değiştirmek amacıyla terör örgütü kurduğu çıkarsaması yapıldığına işaret etti. İddianamede varılan bu sonucun ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını belirten Özek, kendi araştırmalarına atıf yapılarak Gülen'in suçlanmasının da mümkün olmadığını kaydetti ve raporunda şöyle dedi: "Atıflarda bulunulan inceleme ve araştırmalarımda, Nurculuğun cebir ve şiddet yöntemini benimseyen bir terör örgütü olduğu herhangi bir biçimde ifade edilmediği gibi, laiklik yanlısı olmayan her oluşumun da terör örgütü olarak nitelendirilemeyeceği sonucu da açıkça ortaya konmuştur."

Özek, Gülen'in suçlama konusu olan görüş ve faaliyetlerinin düşünce açıklama özgürlüğü kapsamında olduğu ve suç sayılmayacağı konusunda şu değerlendirmeyi yaptı: "Demokratik toplum düzeninde 'düşünce/görüş açıklamak özgürlüğü' kapsamında salt 'propaganda' fiili suç teşkil etmez. Bir propaganda fiilinin suç sayılabilmesi, açıklanan düşüncenin nitelik/içerik açısından hukuka aykırı sonuca yönelik olmasını gerektirir. Demokrasilerde düşünce açıklamanın yasaklanamayacağı kabul edildiği içindir ki 'propaganda suçu', 'düşünce suçu' sayılır ve bu türden suç tipleri yoktur."

Özek, Terörle Mücadele Yasası'nın Gülen'in yargılandığı maddenin siyasi faaliyetlerde bulunmak, düşünce açıklamak, yorum yapmak, eleştiri yöneltmek, sorunların çözümü için öneride bulunmak, bu şekilde oluşan düşünceler etrafında örgütlenmek gibi eylemlerde uygulanamayacağına işaret etti.

Özek'in mahkemeye sunulan hukuksal görüşünde, Abant Toplantıları'nın suçlama gerekçesi yapılmasındaki garipliğe de şöyle dikkat çekildi: "Abant Toplantısı sonuç bildirgesinin, sanıkla ilişkilendirilmesi tarzı bir yana bırakılsa bile, bu metnin hukuka ve çağdaş uygarlığın ulaştığı düzeye neden aykırı olduğu, neden bu toplantıya katılanların bildirgeyi imzalayanların dışarıda tutularak sanığın DGM kapsamında bu belge ile yargılandığını anlayabilmek mümkün olamamaktadır."

Özek "Abant Toplantıları bir suç idi ise neden bu toplantılara katılan kişilerin tamamı hakkında bir tahkikat açılmadığı göze çarpan en büyük çelişkidir." dedi. Özek, Gülen'in Papa'yla yaptığı görüşmenin suçlama konusu olmasını da "Sanığın 9 Şubat 1998 tarihinde Papa 2. Jean Paul'ün daveti üzerine, Türk hükümetinin bilgisi dahilinde görüşmesinin iddianamede değerlendiriliş tarzını, ceza hukuku açısından açıklayabilmek olanaksızdır." şeklinde eleştirdi.

Özek, dosyada yer alan Emniyet ve askerî makamlara ait bilgi notu ve raporların kimin tarafından hazırlandığı, hangi delil ve vakıalara dayandığı belli olmadığı için hukuki anlamda delil niteliği taşımadığına işaret etti. Prof. Özek, yazısında şu ifadelere yer verdi: "Kaldı ki söz konusu bilgi notu ve raporlarda sanık tarafından cebir, şiddet yöntemlerini kullanan bir terör örgütünün varlığından söz edilmemekte, sadece sanığın fikirlerini benimsediği iddia olunan kişilerin, yasal, sosyal, eğitim, ticari vb. faaliyetlerinden söz edilmektedir."

Gülen'e isnat edilen suçun ispatına yarayan soyut nitelikteki varsayım ve sübjektif değerlendirmelerin yer aldığı kitap ve yazıların mahkemeye sunulmasına karşılık, Prof. Dr. Şerif Mardin, Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Prof. Dr. Nilüfer Göle, Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İhsan Doğramacı gibi çok sayıda bilim adamı ve yazarın makale ve yazılarının lehte delil olarak dikkate alınmamasını da eleştiren Özek, davada sadece sanık aleyhinde yapılan yayınların delil olarak kabul edilmesinin doğru olmadığını, savcının sanık lehindeki delilleri de dikkate alması gerektiğini belirtti.

Özek'in kapsamlı bilirkişi mütalaasında, iddianamede kullanılan 'göz yumulduğu sonucuna varılmıştır', 'düşünülmektedir', 'muhtemel olduğu unutulmamalıdır', 'imajı verilmektedir', 'benim gözlemim şu', 'şahsi görüşüm', 'takiyye uygulanmaktadır' gibi ifadelerin bir iddianamenin içeriğinde bulunması olağan karşılanmayacak nitelikler taşıdığı vurgulandı.

3167 sayılı yasanın öngördüğü 'terör örgütü oluşturmak' suçunun en az iki kişinin katılımıyla gerçekleşebileceğini ve cebir, şiddet, tehdit gibi yöntemlerden birinin kullanılması gerektiğini belirten Özek, Gülen hakkındaki dava dosyası incelendiğinde iddia edilen suçun unsurlarının oluşmadığının ortaya çıktığına dikkat çekti.