Yazdır

Fethullah Gülen: İsnat Edilen Suçlamaların Hiçbiri Doğru Değil

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2003 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, hakkında açılan davanın kesin hükme bağlanmasını af kapsamında ertelediği Fethullah Gülen, isnat edilen suçların hiçbirini işlemediğini belirterek, hakkında açılan davanın sonucunun, kamuoyu vicdanında beraat olarak beklendiğini açıkladı.

Gülen, "Kararı verenler işin aslını daha iyi bilirler ama davanın açılmasıyla yaralanan, yıllardan beri sürüncemede kalmasıyla da yarası derinleşen kamu vicdanı ancak bir beraat kararıyla tatmin olabilir, yarasını iyileştirebilirdi." dedi. ‘Aksi ispatlanana kadar her şahıs masumdur' hukuk kaidesini hatırlatan Gülen, erteleme kararına avukatlarının yapmış olduğu itirazın DGM hakimleri tarafından inceleneceğine ve adaletin tecelli ettiğini gösterecek bir kararın geç de olsa verileceğine inandığını kaydetti.

Fethullah Gülen, tedavi için bulunduğu ABD'de, Ankara 2 No'lu DGM'nin 10 Mart 2003'te hakkında verdiği karar hakkında bir açıklama yaptı. Mahkeme sürecinde gerek kamuoyunu gerekse mahkeme heyetini etkileyecek hiçbir açıklama yapmadığını hatırlatan Gülen, sadece kanuni haklarını avukatları vasıtasıyla kullandığını ifade etti. Gülen, şunları kaydetti: "Mahkeme öncesinde dostlar dahil –hiç mübalağa yapmıyorum– yüzlerce, binlerce kişinin ziyaret isteklerini geri çevirdim. Seslerini duyduğumda gurbetteki hasret ateşime bir damla su serpeceğine inandığım en samimi dostlarımın, en yakın arkadaşlarım, en candan akrabalarımın dahi zaman zaman telefonla konuşma isteklerini sineme taş basarak reddettim. Siz bu hayata bir isim koyacaksanız iradi inziva ya da iradi hapis diyebilirsiniz. İradi sürgün demek belki en doğrusu. Altmış beş yıllık hayatının en küçük karesini bile halkın içinde geçiren bir insan için bunun ne kadar zor ve tahammül edilmesi imkansız bir şey olduğunu ancak benimle aynı hissiyatı paylaşanlar anlayabilir. Ama ben bütün bunlara milletim için seve seve katlandım. Allah'ın hakkımda takdir buyurduğu kaderin cilvesi dedim, o cilveleri okumaya çalıştım. Günahlarıma keffarettir deyip bu dönemi bir muhasebe ve murakabe vesilesi bildim. Madem bu kadar istek var, belki bazı yakın çevremin ısrarla söylediği gibi Türk ve dünya kamuoyunun da beklentileri var, öyleyse söyleyeyim; ben hayatım boyunca ne bir şahsa ne de bir kuruma ne asalak ne de tufeyli hiç olmadım. Harçlığımın olmadığı, maaşımın yetmediği yerde borç aldım, karnımı öyle doyurdum. Eğer borç alacak birisini bulamadıysam aç durmayı tercih ettim. Müdürlüğünü yaptığım kurumda talebenin hakkı dedim, kul hakkı dedim, sabununa bile elimi sürmedim. Hiçbir kimseden, hiçbir kurumdan ulûfe almadım, ulûfe beklentisi içine de girmedim. Allah'tan başka hiç kimseye minnetim de olmadı."

Gülen, kendisine isnat edilen suçların hiçbirisini işlemediğini, vatana ve millete, devletin sunduğu maddi–manevi imkanlarla yaptıkları hizmetler ile övünüp, ‘Ben, ben' diye diye etrafta dolaşanlardan çok daha fazla milletin, vatanın varlığına, birliğine, bütünlüğüne, bugününe ve yarınına, devletin imkanlarına sahip olmadan hizmet etmeye çalıştığını vurguladı. Ziya Paşa'nın, ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz' sözüne atıfta bulunan Gülen, şöyle konuştu:

"Yapılan işler ortada. Önce Allah'ın lütfu ve inayeti, ardından milletimin samimi, fedakar, hasbi insanlarının insanüstü gayretleri ile gerçekleştirdiği, dünyanın dört bir yanına dağılan ve tarihte eşine az rastlanır cinsten başta eğitim ve öğretim olmak üzere hayatın değişik alanlarındaki faaliyetler meydanda. Ama bunları tek başıma ben yapmadım; zaten ne dün, ne de bugün ancak şeytana yakışır böyle bir iddiada bulunmadım, yarın da bulunmayacağım. Bu işler devletime danışılarak ve devlet büyüklerinin teşvikleri ile yapılmaya çalışıldı. Bundan emin olabilirsiniz. Defalarca ifade ettiğim gibi, önünde bin bir barikat geleceğine doğru yürüyen bu milletin yüzünü ak, alnını açık edecek bütün bu işlerde benim rolüm, milletimin bana verdiği hüsnüzan kredisini yine onlar hesabına kullanmaktan ibaret oldu.

Her bir kuruşunda vefakar halkımızın alın teri bulunan devlet imkanlarını suiistimal edenlerin elini kolunu sallayarak dışarılarda dolaştığı, skandal skandal üstüne adı her türlü yolsuzluk, hilekarlık, düzenbazlık, sahtekarlık vb... şeylere karışanların el üstünde tutulduğu bir yerde benimle alakalı bu davanın neticesi kamuoyu vicdanında beraat olarak bekleniyordu. Kararı verenler işin aslını daha iyi bilirler ama davanın açılmasıyla yaralanan, yıllardan beri sürüncemede kalmasıyla da yarası derinleşen kamu vicdanı ancak bir beraat kararıyla tatmin olabilir, yarasını iyileştirebilirdi." "Evet, artık herkes biliyor ki, asıl işi ben olan, beni suçlu göstermek, hakkımda mahkumiyet kararı çıkması için ellerinden gelen her türlü gayreti gösteren bazı insanlar var." diyen Gülen, söz konusu insanların, yapılan hizmetlerin varlığı ve devamının kendi şahsıyla bir alakası olmadığını bilmediğini vurguladı. Gülen, yapılan hizmetlerin, asırlarca dünyada söz sahibi olmuş bir milletin içinden çıkan duygu, düşünce ve inancın yeniden harekete geçişinin bir göstergesi ve sonucu olduğunu ifade etti.

Başta kalp, şeker, yüksek tansiyon olmak üzere onlarca hastalıkla hayatının son demlerini yaşadığına inanan bir insan olarak, mahkeme kararının beraat ve mahkumiyet olmasının kendisi açısından önemli olmadığını açıklayan Gülen şöyle konuştu:

"Ama yaralanan ve mutlaka tamiri gereken bir kamu vicdanı vardır. Mevcut kanunlar muvacehesinde ispatı yapılamamış sözde suç vardır. İspat ya da itiraf ile tespiti yapılamamış suça beraat vermemek herkesin bildiği ‘Aksi ispatlanana kadar her şahıs masumdur' hukuk kaidesine aykırıdır. Bu açıdan inanıyorum erteleme kararına avukatlarımın yapmış olduğu itiraz DGM'nin yetkili hakimleri tarafından tekrar dikkatlice incelenecek ve adaletin tecelli ettiğini gösterecek bir kararın geç de olsa verileceğini ümit ediyorum."