Yazdır

Hoşgörü, Terör Diye Yargılandı

Yazar: Aksiyon Tarih: . Kategori 2003 Haberleri

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Demokratik toplumun temel taşlarından biri olan ifade özgürlüğü, sadece herkes tarafından kabul gören yada zararsız sayılan düşünce ve fikirlerin açıklanmasını içermiyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ictihatlarına göre devleti yada toplumun belli bir kesimini sarsan, şok eden ya da rahatsızlık veren görüşlerin açıklanması da düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında yer alıyor. Son dönemde insan hakları alanında önemli adımlar atılmasına karşılık hâlâ düşüncenin bu anlamda özgür olduğunu söylemek zor. Bırakın sarsan, şok eden, rahatsızlık veren düşüncelerin serbestçe ifade edilmesini; Fethullah Gülen Davası'nda olduğu gibi, toplumda genel kabul gören, hoşgörü ve diyalog eksenli görüşler bile insanın başına olmadık işler açabiliyor. Fethullah Gülen, sırf kitap ve kasetleriyle ortaya koyduğu milli-manevi çizgideki görüşleri ve toplumsal barışın sağlanması yönündeki çabaları nedeniyle yaklaşık 2,5 yıldan bu yana Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılanıyordu. Hayatı boyunca hoşgörü ve diyalog çağrısı yaparak ve terörü lanetleyen Gülen hakkındaki davanın 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'ndan açılmasındaki çelişkiyi ise izah etmek mümkün değil.

28 Şubat süreci atmosferinde marjinal bir kesim tarafından gerçekleştirilen iftira ve karalama kampanyasının rüzgarıyla Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel önce idam istemiyle soruşturma başlatmıştı. Ardından TCK'nın 312'nci maddesine dayanarak tutuklama talebinde bulunmuş, bir sonuç alamamıştı. Nihayet 31 Ağustos 2000 tarihinde Terörle Mücadele Yasası'nın 7. maddesinin 1. fıkrasından dava açarak ceza talebini 5 yıldan 10 yıla kadar hapse çevirmişti. Yüksel, somut hiçbir delile dayanmayan, sübjektif ve önyargılı birtakım yorumlardan oluşan 79 sayfalık iddianamesinde, Gülen'i "laik devlet yapısını değiştirerek, yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurmak"la itham ediyordu. 18 duruşmanın yapıldığı yargılama sürecine kitap ve kasetlerden başı sonu kesilerek yapılan alıntılarla farklı anlamlar çıkartılacak şekilde oluşturulan "kolaj" metinler dışında somut ve ciddi hiçbir delil ortaya konulamadı. Dosyadaki delil durumuna göre beraat kararı vermesi beklenen Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, beklenmedik bir şekilde 2,5 yıldır baktığı ve karar aşamasına getirdiği davanın kesin hükme bağlanmasını 5 yıl süreyle erteledi. Gülen'in avukatları ise dosyadaki delil durumuna göre beraat kararı verilmesi gerekirken müvekkillerinin 5 yıl boyunca dava tehdidi altında bırakıldığını savunarak davanın beraatle sonuçlandırılması talebiyle karara itiraz etti.

Mahkeme Suç Tespiti Yapmadı

Davanın başından itibaren Gülen'in avukatlığını yapan Abdülkadir Aksoy, müvekkilinin kesinlikle suçsuz olduğuna ve beraat etmesi gerektiğine inandıklarını, bu nedenle kararı makul ve hukuki bulmadıklarını söylüyor. Aksoy, kararın basın tarafından cezanın af kapsamına girdiği şeklinde kamuoyuna yanlış aktarıldığına işaret ederek gözlerden kaçan şu noktaya dikkat çekiyor: "Mahkeme davayı sonuçlandırmadan erteleme kararı aldı. Dolayısıyla ortada herhangi bir suç tespiti, mahkumiyet ve af sözkonusu değildir. Anayasa'nın 38'inci maddesine göre de suçluluğu yargı kararıyla kesinleşinceye kadar hiç kimse suçlu sayılamaz. Ancak biz davanın bitirilmeden müvekkilimizin aftan faydalanmış gibi zan altında bırakılmasını istemiyoruz. Dosyada iddia edilen suçun unsurlarını ortaya koyacak hiçbir delil olmadığı için zaten yargılama safhası tamamlanmış. Davanın beraatle sonuçlandırılması konusunda ısrar ediyoruz."

Mahkemenin kararına dayanak olarak kullandığı 4616 sayılı Şartla Salıverme Dava ve Cezaların Ertelenmesini Yasası'nın davanın başlamasından 3 ay sonra çıktığını hatırlatan Av. Aksoy, "Biz isteseydik yasa çıktığı zaman müvekkilimizin davanın ertelenmesi imkanından yararlanmasını talep edebilirdik. Ancak müvekkilimizin suçsuz olduğunun mahkeme kararıyla ortaya çıkması ve aklanması için davaya devam ettik" diye konuşuyor. Mahkemenin şimdi verdiği erteleme kararını 4616 sayılı yasanın çıktığı 22 Aralık 2000 tarihinde verme imkanı bulunduğunu ifade eden Aksoy, yargılama sürecinin bitmesinden sonra tam karar verme aşamasında davanın ertelenmesinin doğru olmadığını savunuyor.

Gülen'e Komplo Düzenlendi

Avukat Abdülkadir Aksoy'un dava süreci hakkında anlattıklarına göre, Fethullah Gülen'in suç ve delil uyduran bazı odakların komplosuna maruz kaldığı, yargılama sırasında açık bir şekilde ortaya çıktı. Gülen'in Türkiye'de oynanmak istenen birtakım oyunları zamanında fark ederek, laik-antilaik, Alevi-Sünni, sağcı-solcu, Türk-Kürt gibi kavramları kullanmak suretiyle toplumda çatışma ortamı oluşturmak isteyenlerin önüne geçmek için harcadığı çabalar nedeniyle hakkında sistematik bir karalama kampanyası başlatılmıştı. İlk olarak hazırlanan "Hocanın Okulları" adlı kitap ve medyada çıkartılan haberlerin ardından Gülen hakkında dava açılması sağlandı. "Hocanın Okulları" kitabı hakkında yapılan kovuşturma sonucunda İsmail Özdemir ve Serhat Özkan adlı öğrenciler kitapta Gülen hakkında yer alan iddiaların kendileri tarafından söylenmediğini, ayrıca özel okullarda değil devlet okullarında eğitim gördüklerini beyan etti. Yine kitabı yayınlayan kişilerin kendilerine ücretsiz olarak tahsis ettikleri bir dairenin anahtarlarını ve aynı kişilerce sağlanan maddi olanakları belgeleyen banka dekontlarıyla çek fotokopilerini savcılığa teslim etti.

Gülen aleyhinde başlatılan karalama kampanyası Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in hazırlık soruşturması başlattığı sırada da artarak sürdü. Haziran 1999'da bazı televizyon kanallarında çeşitli montajlar yapılarak bütünlüklerinden koparılmış ve anlamları bozulmuş sözlerin yer aldığı tahrif edilmiş kasetler yayınlandı. Bu yayınlar ve kasetler önce kamuoyunda bir önyargı oluşturularak Gülen suçlu gibi gösterilmeye çalışıldı.

Hedef Saptırmak İçin

Başlatılan soruşturmanın en önemli dayanaklarından biri de Aydınlık Gazetesi'nde 10 Ocak 1999 tarihinde çıkan "Emniyette Fethullahçı Kadrolaşma" konulu asılsız yazı oldu. Bu esnada ortaya çıkan telekulak skandalında yasadışı olarak telefon dinledikleri ortaya çıkan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak ve ekibi hedef saptırmak amacıyla Aydınlık Gazetesi'ndeki yazıdan yola çıkarak teşkilat içinde sürtüştükleri kişilere karşı Emniyette Nurcu kadrolaşma konusunda istihbarat çalışması başlattı. Daha sonra Osman Ak ve ekibi tarafından yapılan istihbarat çalışmalarının husumete dayalı olarak gerçekleştirildiği müfettiş raporlarıyla belgelendi. Dava devam ederken İstanbul'da polis tarafından bir vakfa yapılan operasyonda ele geçirilen bazı kaset ve belgelerde Gülen'i mahkum ettirmek amacıyla yapılan organize birtakım girişimler ortaya çıktı. Bu organizasyonun kasetleri montajladığı, davada ifade veren tanıklara para verdiği ve bunlara kendi istekleri doğrultusunda tanıklık yaptırdıkları anlaşıldı. Hatta bu kişilerin PKK'yla da ilişkisinin olduğu hem PKK'lı bazı öğrencilere burs verilmesi hem de terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın avukatıyla arasında geçen konuşmanın medyaya yansımasıyla anlaşıldı.

Okullar da Suç Unsuru Oldu

Fethullah Gülen ile ilişkilendirilen yurtdışındaki Türk okulları devletin izni ve bilgisi dahilinde açılmasına ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetimi altında çalışmasına rağmen Türkiye'nin çağdaş yüzünü yansıtan bu okullar suç unsuru olarak gösterildi. Oysa bu eğitim kurumlarının laik ve demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda, Türk milliyetçiliği değerlerini ve Türk kültürünü tüm dünyada taşımakta oldukları dönemin Başbakanı Bülent Ecevit başta olmak üzere Türk cumhuriyetlerinden sorumlu dönemin devlet bakanı Abdülhaluk Çay'ın ve milletvekillerinin TBMM'de yaptıkları konuşmalarda dile getirilmişti. Dava dosyasında okullar irticayla itham ediliyordu ancak Afganistan'da Taliban yönetimi Türk okullarını Türkiye hayranı laik insanlar yetiştirdiği gerekçesiyle kapatıyordu. Ayrıca 9. Türk Devlet ve Toplulukları İşbirliği Kurultayı'nın Eğitim Öğretim Komisyonu Sonuç Bildirgesi'nde "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin değişmez ilkeleri doğrultusunda Türk dünyasında faaliyet gösteren resmi ve gönüllü kuruluşlara ait okulların desteklenmesine devam edilmelidir" denilerek bu okullar hakkında ileri sürülen irtica iddialarının asılsız olduğu vurgulanıyordu.

Hoşgörüden Terör Çıkarıldı

Gülen'in tamamen düşünce ifade ve inanç özgürlüğü çerçevesinde kalan görüş ve faaliyetleri zorlama bir yorumla suç kapsamına sokuldu. Dava kapsamında bilirkişi olarak hukuki mütalaa veren Prof. Dr. Çetin Özek'e göre, Terörle Mücadele Yasası'nın siyasi faaliyetlerde bulunmak, düşünce açıklamak, yorum yapmak, eleştiri yöneltmek, sorunların çözümü için öneride bulunmak, bu şekilde oluşan düşünceler etrafında örgütlenmek gibi eylemlerde uygulanması mümkün değildi. Şiddet ve tehdit yöntemlerini benimseme bir yana bu yöntemlere karşı çıktığını hoşgörü ve diyalog çağrısı yaptığı bütün eser, faaliyet ve davranışlarıyla ortaya koyan Gülen'in terör gibi her fırsatta lanetlediği bir suçla itham edilmesi nasıl bir komployla karşı karşıya olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Yaklaşık 2,5 yıl devam eden yargılama sürecinde, iddia edilen suçlamaların ne kadar dayanaksız olduğunu gösteren açık çelişkiler ortaya çıktı. Pek çok saygın bilim adamı, siyasetçi, yazar ve düşünürün katıldığı Abant Toplantılarını düzenleyenler hakkında şimdiye kadar hiçbir soruşturma gündeme gelmemesine rağmen bu toplantılar anlaşılması zor bir şekilde savcılar tarafından Gülen'in suçlu olduğunu ispatlama aracı olarak gösterildi. Fethullah Gülen, Vatikan'dan gelen davet üzerine Türk Hükümetinin bilgisi dahilinde Papa 2. Jean Paul'le görüşmüştü. Hiçbir anormal yanı olmayan bu görüşme bile iddianame ve esas hakkındaki mütalaada suçlama nedeni olarak yer aldı.

Kanun Metinlerinde de Suç Bulunur

Dava dosyasında en ciddi delil olarak gösterilen yazı ve konuşmalar ise kitap ve kasetlerden yapılan bütünlüğünden koparılmış alıntıların bir araya getirilerek farklı anlamlara gelecek şekilde oluşturulan "kolaj metin"lerden başak bir şey değildi. Gülen'in bir konuşmasında geçen "SHP, CHP, DSP'nin canları cehenneme diyemezsiniz" şeklindeki sözleri dava dosyasına (SHP, CHP ve DSP'nin canları cehenneme) şeklinde değiştirilerek sokulmuştu. Gülen'in amacını belirlemek için kitap ve kasetlerden farklı yorumlara yöneltecek şekilde ustaca alıntılar yapılarak "kolaj metin"ler oluşturulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Özek, bu yöntemle kanun metinlerinden dahi suç çıkartılabileceğinin altını çiziyordu.