Yazdır

İstiklâl Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif

Yazar: fgulen.com Tarih: . Kategori 2007 Haberleri

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

İstiklal harbinin yaşandığı günlerde 23 Nisan 1920 günü TBMM açılmıştı. Ordularımız, Anadolu'yu işgal edenlerle savaşıyor. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş. Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için bir İstiklal Marşı hazırlatmak istiyor. 1920 yılı sonlarında bu amaçla bir şiir yarışması açılıyor ve katılımcılara 6 ay süre veriliyor.

İstiklal Marşı yarışmasına bu süre içerisinde tam 724 şiir gönderiliyor. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı, bu şiirleri değerlendirmek için bir komisyon kuruyor. O dönemin Türkiye'sinde iletişim imkânlarının neredeyse sıfır olduğu bir ülkede yarışmaya katılan 724 şiir tek tek okunuyor, içlerinden 6 şiir elemeyi geçip Meclis Matbaası tarafından bastırılıyor ve milletvekillerine dağıtılıyor.

Ayrıca kazanan şiir için 500 lira ödül var. O zaman için çok büyük bir para. O sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ankara' da yaşayan ve aynı zamanda milletvekili olan ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy'dan da bir şiir istiyor.

O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif'in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğreniliyor.

Bunun üzerine Mehmet Akif Ersoy "Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya katılamam. Yarışma dışı bir şiir yazıp size veririm" diyor.

Evinde yazmaya başlıyor ve "Kahraman ordumuza" ithaf ettiği şiir bittiğinde, Maarif Vekaleti' ne teslim ediyor. Böylece yarışmaya 7. şiir de katılmış oluyor.

Müsabaka sonuçlanıyor. Mehmet Akif Ersoy'un şiiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili Hamdullah Suphi tarafından büyük bir coşkuyla okunuyor.

Büyük tezahürat ve alkışlar arasında ve oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.

Tarih 12 Mart 1921. İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor. Meclis yetkilileri birkaç gün sonra Mehmet Akif Ersoy'a 500 liralık para ödülünü vermeye geliyorlar. Almayı reddediyor.

"Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkım değildir ve bana ait değildir" diyor.

Meclis yetkilileri ısrar ediyor. "Bu parayı kasamızda tutamayız. Siz alın, isterseniz bir yere bağışlayın" diyorlar. Mehmet Akif, bunun üzerine parayı alıyor ve hastanede yatmakta olan gazilerimize bağışlıyor.

Fethullah Gülen Hocaefendi, 27 Aralık 1936'da vefat eden büyük şair ve mütefekkir Mehmet Akif Ersoy'la ilgili olarak "Düşünce ve Aksiyon İnsanı[1]" başlıklı yazısında kısaca şöyle anlatıyor:

Her türlü tariften vâreste bu samimî ve hasbî vatan evlâdı Mehmet Akif için şimdiye kadar cilt cilt eserler yazıldı. Üzerinde bir hayli yorumlar yapıldı ve pek çok şey söylendi. Zannediyorum, bundan sonra da, îmanı, aşkı, heyecanı, aksiyonu, davası ve düşüncesiyle alâkalı daha dünya kadar şey yazılıp-söylenecektir. O, yaşadığı dönem itibarıyla Anadolu, Rumeli ve Arabistan'ı dolaşan ender Türk aydınlarından biridir. Uğradığı her yerde şanlı fakat tali'siz bir milletin hicran dolu sesi olmuş, soluğu olmuş inlemiş ve çevresinde ürpertiler meydana getirmiştir. Az insan vardır o ölçüde çizgisini koruyan. Baytarlığından müfettişliğine, Dârulfünûn edebiyat müderrisliğinden "Sırât-ı Müstakîm" kadrosu içindeki hizmetlerine, ondan da Dârul-Hikmeti'l-İslâmiye'deki vazifesine, Millî Mücadele yıllarındaki hitâbelerine kadar hep samîmî olmuş, hep vefâlı davranmıştır.

Sahabî gibi zâhitçe yaşamış ve ukbâya da fakirce yürümüş bu tok sesli vatan evlâdı için, şimdiye kadar yapılan meşkûr hizmetler mahfuz, düşünce, aksiyon ve sanat cephelerinin, akademisyenlerce daha ciddî ele alınacağı vefâ tüten günleri bekliyoruz.

[1] Yeni Ümit, Ekim 1994, sayı 26, cilt 4