Yazdır

Önce Erzurumlular Taşlar

Yazar: Halka ve Olaylara Tercüman Tarih: . Kategori 2009 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Muammer Cindilli, Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi yazarı Serhat Akkan'a Fethullah Gülen'i anlattı. Cindilli, "Fethullah Gülen hareketinin Cumhuriyet'in temeline dinamit koyma niyeti taşıdığını sezseler ilk taşlayan Erzurumlular olur. Çünkü biz Müslümanlığımızı siyasetin aksesuarı olarak asla görmeyiz" diyor.

Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Muammer Cindilli, Erzurum'da çok sevilen bir isim... Kendisini "Milliyetçi-Ülkücü gelenekten gelip hala o duygu ve düşünceleri taşıyan, bu düşüncelerin dışında bir ideolojik aidiyet yaşamamış bir insan" olarak nitelendiriyor. Gazeteci arkadaşım Serhat Akkan, Cindilli ile sıcak bir ortamda sıcak bir söyleşi yaptı. Söyleşinin konusu tabii ki Fethullah Gülen'di. İlginç ve çarpıcı açıklamalar yaptı Cindilli...

Fethullah Gülen konuşurken muhakkak kameraya alındığını, her söylediğinin not edildiğini, Gülen okullarındaki Atatürk posterlerinin gururlandırdığını anlattı. En çarpıcı cümlesi ise şu oldu: "Fethullah Gülen hareketinin Cumhuriyetin temeline dinamit koyma niyeti taşıdığını sezseler ilk taşlayan Erzurumlular olur." Serhat Akkan sordu, çevresinde milliyetçi duruşuyla tanınan ve sevilen Cindilli cevap verdi:

Muammer Cindilli'nin sorulara verdiği cevaplar aşağıda.

SA: Sayın Cindilli, Fethullah Gülen'in hemşerisisiniz. Kendisi ile ilk temasınız nerede ve nasıl oldu?

MC: Öncelikli olarak şunu belirtiyim ki; Fethullah Gülen ismi ne Türkiye için ne Türk coğrafyaları için ne de küresel problemlere ilgi duyan bir ecnebi için meçhul bir isim değil. Fethullah Gülen, yeni tabirle, küresel bir olgu; hatta oyun kuran, belirleyen bir markadır. Benim Fethullah Gülen Hocaefendi ile mensubiyet noktasında bir bağım yok. Doğrusunu söylemek gerekirse, "milliyetçi-ülkücü" gelen ve hala o duygu ve düşünceleri taşıyan bir insanım. Erzurum'da medreselerde yetişmiş bir çok ilim sahibi insan vardır. Biz de çocukluk ve delikanlılık dönemlerimizde Erzurum'a iz bırakan hatipleri, ilim adamlarını bilirdik. Bunlardan bir tanesi de çok iyi hatip olan, vücut diliyle düşüncelerini aktarabilen ve dinleyenleri kendine Sağlayabilen Fethullah Gülen Hoca'ydı...

SA: Kendisinin çalışmalarına ilişkin ilk kuvvetli dikkatiniz nasıl oluştu?

MC: İzmir'de çeşitli oyunlar neticesinde milliyetçi-ülkücü gençler darp ediliyor, okullara alınmıyordu. İzmir bizim açımızdan sıkıntılı bir il olmuştu. İçerisinde Esat Bütün'ün de yer aldığı bir ekiple birlikte İzmir'de gönderildim. Vazifemiz orada analiz yapmaktı. İzmir'de neler olduğuna bakacak, dış parmakların neler olduğunu, milliyetçi gençlerin nasıl güçlendirilebileceğini araştırıp rapor hazırlayacaktık. Rahmetli Alparslan Türkeş Bey ile son değerlendirmeleri yapıp odasından ayrılmak üzereyken bizlere, "Bir dakika bekleyin" dedi ve Ahmet Er isimli Genel Başkan Yardımcısını çağırdı. "Çocuklar senin bölgene gidiyorlar, orada bir çalışma yapacaklar, tavsiyen var mı" dedi. Ahmet Er bize Türkeş Bey'in odasında, "Orada çok aklı başında milli hassasiyeti yüksek insanlar var. Başınız sıkışırsa İzmir Defterdarı Burhan Özfatura ve Merkez Vaizi Fethullah Gülen'e de uğrayın" tavsiyesinde bulundu. Bir siyasetçinin, bir din adamı için, "Milli hassasiyetleri yüksek biridir" demesi Erzurumlu olarak benim dikkatimi çekti. Biz bir Cuma namazında tesadüf oldu ve Fethullah Gülen'in vaazını dinledik. Çok etkileyici bir hitabeti vardı. "Acaba neden bu tavsiyede bulunuldu" diye kafamda soru işaretleri oluşmuştu. Bu soruların cevabını o vaazda buldum. Sonraki dönemlerde ise Fethullah Gülen ile hiçbir temasım olmadı.

SA: Fethullah Gülen hakkındaki gözlemleriniz nelerdir?

MC: 12 Eylül döneminde biz tutuklandık. Çıktıktan sonra Fethullah Gülen ismi daha çok gündeme gelmeye başladı. Bu isim Risale-i Nur hareketinin özgün bir penceresi olarak Türkiye'nin gündemindeydi artık. Kendisiyle alakalı olumlu şeyler de söylendi, olumsuz şeyler de... Bugün bile söyleniyor. Bu isimle ilgili müspet bir şey söyleyince "F Tipi" olmak gibi kategori içine sokuluyorsunuz. Aleyhinde olunca da bu sefer başka bir şekilde kategorize ediliyorsunuz. Dolayısıyla ismi üzerinde böylesine çok spekülasyon yapılan insanlarla ilgili doğru tespit yapmanın zor olduğunu düşünüyorum. Ama bizim yazdıklarımızla da söylediklerimizle de, tarihe ve Allah'a karşı sorumluluğumuz var. Fethullah Gülen'in konuşmalarının büyük çoğunluğunu dinledim. Mümkün mertebe kendisini okudum. Risale-i Nur külliyatından da okuduklarım oldu. Bana göre şu an yaşayan Türk diline iki büyük eserin önemli katkısı var. Bunlardan biri Atatürk'ün Nutuk'u, diğeri de Risale-i Nur külliyatıdır. Bugün ortalama bir insan, hatta avam, eski dile mensup bir takım kavramları kullanıp algılayabiliyorsa Risale-i Nur okuduğundan ya da dinlediğindendir. Bugün okumuşun, aydının ve devlette çalışan insanın biraz olsun Osmanlıcaya, zengin Türkçeye aşinalığı varsa bunun sebebi de Nutuk'tur... Dolayısıyla herhangi bir insanın, veyahut da bir münevverin, Atatürk'ü sevip Nutuk'tan haz duymasının, bunun yanında da Risale-i Nur külliyatının akıcı mürebbi üslubuna sahip olmasının mümkün olduğunu görüyorum. Türkiye ne çekmişse "vicdanını-hürriyetini bir yere ipotek edeceksin" anlayışından çekmiştir. Mesela hem Sultan Abdulhamit'i, hem Enver Paşa'yı aynı anda olumlamak mümkündür diye düşünüyorum. Birini överken diğerine sövmek acı tecrübelere neden olmuştur.

SA: Fethullah Gülen'in yaptığı işler konusunda hiç tereddütleriniz oldu mu?

MC: Yaptığı işler hususunda çoğu zaman bende de tereddütler oluşuyor. Bu ülkeyi seven yerli ve milli olduğunu düşündüğüm birçok insanın hocanın kendisi ya da hareketiyle ilgili endişesi var. Ancak şunu söylemeliyim. Bizim batı karşısındaki o güçlü duruşumuzu kaybedişimizin önemli nedenlerinden biri eğitimdir. Batı bize topu-tüfeği ve parasıyla da geldi ama en önemlisi eğitimdi. Eğitim ile bizi bir ölçüde sömürgeleştirmek, beyinlerimizi tutsak almak istemişlerdi. Bizim batıdan aldığımız model de beyinlerin tutsak edilmesine müsait bir iklimi oluşturuyordu. Bu insan, "Nesne düştüğü yerden kalkar" prensibince hem yurt içinde hem yurt dışında eğitime çok ehemmiyet gösterdi. Okullarında istiklal Marşı okunuyor, Türk Bayrağı dalgalanıyor ve Atatürk Posteri bulunuyor. Bu bir Türk olarak beni gururlandırıyor.

SA: Fethullah Gülen'in Türkiye'deki totaliter ve din esasına dayalı bir devlet modeli düşündüğü yönündeki görüşlere katılıyor musunuz?

MC: Nurculuğun kendisi İslam'ın Türk'e ait yorumudur. Din eksenli bir örgüt güçlenecekse kökü bu toprakta olan güçlensin. Türkiye'de bu tip dini argümanlı oluşumların siyasallaşma diye bir programlan yoktur. Yani siyaseti ehline bırakıp, hali güzelleştirmek, insanın iç dünyasını heyecanlandırmak, dünyada ahiret saadetini temin etmek için bir araya gelmek asıl gayeleridir. Laiklik ve Cumhuriyet açısından endişe duyanlar bunu bilimsel bir temele oturtarak bizim gibi ortalama insanları ikna etmelidirler. Edemiyorlarsa da ötekileştirme yaklaşımından uzak durmalıdırlar. Devletle, rejimle ilgili talepleri ya da devleti ele geçirme niyetleri olsa, Türkiye’deki samimi Müslümanlar, samimi cami cemaati bunlara destek olmaz. Samimi insanlar Cumhuriyet içselleştirmişlerdir. Fethullah Gülen hareketinin Cumhuriyetin temeline dinamit koyma niyeti taşıdığını sezseler ilk taşlayan Erzurumlular olur. Çünkü biz Müslümanlığımızı siyasetin aksesuarı olarak asla görmeyiz.

SA: Gülen cemaatinin güçlenip kontrol edilemez noktaya gelmesi mümkün müdür?

MC: Bu düşünceye katılmıyorum. Bizdeki devlet geleneği bir tek sosyeteye, cemaate, ideolojik gruba devleti tümüyle teslim etmeyecek kadar büyük bir tarihi akla sahiptir. Gülen hakkında endişeler taşınıyorsa, karşı grubun da en az onlar kadar çok çalışması, onlar kadar fazla mesafe alması gerekir. Kimse devletin gücünü arkasına alarak ötekiyle kavga etmemelidir. Devlet hâkimdir, hakemdir... Türkiye'de eğer hep birilerini hain olarak göreceksek, bu coğrafyayı da hain ürüten bir coğrafya diye bakarız. Bu da geleceğe dönük umutlarımızı yok eder. Bu bayrak için, bu coğrafya için, dinimiz için gönlünü veren, düşünen, üreten insanlar ne kadar çok olursa o kadar iyi olur. Türk genci adının önünde arkasında ne olursa olsun hürriyetini başkasına ipotek etmez, kendisi adına başkasının düşünmesine izin vermez. Bizim dünyada referans kabul edilebilecek marka isimlere ihtiyacımız var. İdeolojik mensubiyetlerimiz ve hırslarımız insanları çabuk harcamamıza sebep olmamalıdır. İnsanların doğup büyüdüğü topraklarda kendisini ifade edebilmesine zemin hazırlamalıyız, ötekileştirme sürecinden de hızla çıkmalıyız.

Fethullah Gülen ile aynı mekânda bulundunuz mu? Bir anınız var mı?

MC: Öncelikle şunu söyleyeyim. Benim doğduğum, ekmek yediğim ve bulunduğum bu coğrafyaya yürek yangınlığım var. Dolayısıyla Erzurum'un bir küresel markasını da herkesten daha fazla bir dikkatle ve objektif olarak değerlendirmek durumundayım. Kendisiyle tanışıklığımdan söz edersem, bu yanıltıcı olabilir. Aynı mekanlarda birkaç defa bulundum ve gördüm ki Fethullah Gülen Hoca'nın her anı gözler önünde. Konuşurken muhakkak kameraya alınıyor, her söylediği not ediliyor. Kendisinde hem bir gizem, hem de müthiş bir şeffaflık var. Bir toplantısına katılmıştım. O zaman Mehmet Kırkıncı Hoca mezhepçilik ile alakalı bir kitap yazmıştı. Gülen Hoca, kendisini tebrik etti. Kırkıncı Hoca "Bu konudaki mülahazanızı dinlemek isterim" dedi. Kameralar her zamanki gibi yine açıktı. Verdiği cevap beni çok etkiledi. "Estağfurullah Efendim" dedi öncelikli olarak. Çünkü Kırkıncı Hoca kendisinden 10 yaş büyüktür. "Büyüklerin yanında kelam etmeyi adaba mugayir bulurum" dedi. Aradan yarım dakika geçmedi; "fakat" diyerek devam etti... "Emrin edebe galip geldiği anlar da olur" diyerek başladı görüşlerini aktarmaya.

SA: Sizi burada etkileyen üslubu ve kıdeme saygısı mı oldu?

MC: Kendisinden daha kıdemli bir Risale-i Nur talebesine hürmetini orada herkesin önünde gösterdi. Zaten o konuşmayı yapacaktı; ama bunu bir üslup dâhilinde ifade etti. Diğer hocanın yaşına, kıdemine hürmeti ihmal etmedi. Bu müebbet bir tavır olduğu kadar bir zeka pırıltısıdır da. İlk defa kendisini orada dinledim.

Türkçeye hâkimiyetinin ve zengin bir lügate sahip olmasının yanında şunu da hissettim. Sadece dini ilimleri değil klasikleri de okumuştu. Konuşmasında Dostoyevski'ye, Kafka'ya, Oblomov'a atıfta bulundu. Klasikleri okumuş ve okuduğuna da hâkim olmuş bir insan izlenimini edindim. İki yönlü bir tavrı vardı Fethullah Gülen'in. Dini ilimleri biliyor, aynı zamanda da çağdan haberdar. Bir entelektüel donanıma sahip. Akademisyen olmamasına rağmen analitik zekası çok gelişmiş. Türkçeye ve Türk dilene hâkimiyeti beni etkilemişti. Çok mütevazı olmasına rağmen tevazusunun istismar edilmesine de müsaade etmeyecek bir karizması var. Firavunluk taşımayan bir heybeti bulunuyor.