Yazdır

20 Ocak Katliamı Karabağ'ın Provasıydı

Yazar: Enes Cansever, Aksiyon Tarih: . Kategori 2010 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

20 Ocak, Kızılordu'nun gerçekleştirdiği Bakü katliamının 20. yıl dönümüydü. O günleri, dönemin SSCB Milletvekili Kazak Oljas Süleymanov'la konuştuk.

1985'te devlet başkanlığına gelen Mihail Gorbaçov'un glasnost (açıklık) ve perestroyka (yeniden yapılanma) politikalarıyla Soğuk Savaş'ı bitirip Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni (SSCB) yeniden toparlamaya çalışma gayreti ve beraberinde izlediği yanlış politikalar, aynı zamanda Sovyetler'in sonunu hazırladı. İlk kıvılcım Kazakistan'daki hadiselerdi, yangını tutuşturansa Azerbaycan'dakiler... Gorbaçov yönetiminin, emekliliğe ayrılan döneminin Kazakistan Komünist Partisi Genel Sekreteri Dinmuhammed Kuneyev'in yerine Rus asıllı General Gennadiy Kolbin'i ataması, Almatı ayaklanmalarını başlattı. Jeltoksan 1986 (Aralık 1986) olarak bilinen ve Kazak halkının ıstıraplı ama onurlu günleri olarak nitelenen bu ayaklanma, Sovyetler Birliği'ne ilk başkaldırı olarak da tarihteki yerini aldı. Azerbaycan'daki 20 Yanvar (20 Ocak) direnişi ise sistemin yerle bir olmasını sağladı. Azeri halkı, 1988'den başlayarak Kızılordu'nun 20 Ocak kanlı baskınını yaptığı 1990'a kadar 'Azatlık (Özgürlük)' mitingleri düzenlemişti. Bu sebeple dönemin SSCB Savunma Bakanı Vlademir Yazov, Gorbaçov'u, Kızılordu'nun Bakü'ye baskın yapması için ikna etmişti. Kızılordu, Bakü'ye ağır silahlarla baskın düzenledi. 131 sivilin katledildiği, 700'den fazla insanın yaralandığı bu olay, SSCB'nin dağılmasına, 15 cumhuriyetin bağımsızlığını ilan etmesine sebep oldu.

Tam 20 yıl önce meydana gelen bu trajik olay, Azerbaycan tarihine 'Kanlı Yanvar' olarak geçti. İsmini bu acı günden alan 20 Yanvar Meydanı, o gün âdeta kan gölüne dönmüştü. Azeri halkının sembol şairi Mehmet Aslan, yaklaşık 60 mısradan oluşan hüzün dolu 'Ağla Karanfil Ağla' şiirini bu faciaya ithafen kaleme almıştı. Hem de Azatlık Meydanı'ndan kalkan şehitlerin tabutu, şehitliğe götürülürkenki kısa zaman diliminde... Karanfil, Azeri halkının hayatında sevinci ve mutlu günleri temsil ediyordu. Ancak bu faciayla artık karanfil çiçeği hüznün ve dramın sembolüydü. Tabutların güzergâhında âdeta karanfillerden dağlar oluşmuştu. Şair Mehmet Aslan'ın şiirinin bir kısmı şöyle:

Karanfil şehit kanı / Ağla karanfil ağla / Cavanlara kıydılar / Tanklar altına koydular / Kanın içip doydular / Ağla karanfil ağla / Uzak menzil acı yol / Yoldu yol, ilacı yol / Şehitlere bacı ol / Ağla karanfil ağla…

Emrini Devlet Başkanı Gorbaçov'un verdiği faciaya dünya gözünü kulağını kapatmıştı. Avrupa, bu trajedi karşısında kötü bir imtihan vermişti. ABD ise "Asayişi sağlamak için kuvvet kullanımı gerekiyordu" yönünde bir açıklamada bulunmuştu. Bu faciadan çok değil, 11 ay sonra, Gorbaçov'a Nobel Barış Ödülü verilmişti.

Katliamın ardından Azeriler, genel grev ilan etti, 40 gün kepenklerini açmadı. Kardeş ülke Türkiye'de protestolar yükseldi. İstanbul başta olmak üzere Anadolu'nun birçok şehrinde mitingler düzenlendi. Şehitler için gıyabi cenaze namazları kılındı. Camilerde dualar okundu. Fethullah Gülen Hocaefendi ise İzmir'deki Hisar Camii'nde verdiği vaazda baygınlık geçirmişti. Ayıldığında Anadolu insanlarına şöyle haykırmıştı: "Hazar'ın kıyısında kardeşlerimiz Kızılordu'nun tank paletleri altında çiğnendi. Orada kardeşlerimizin kanı akıyorken, bizim burada yediğimiz ekmek, boğazımızdan geçen lokmalar haramdır. Oradan bize çağrı var. Onların yardımına koşmalıyız. Parçalanan gönüller, dağlanan ciğerler, maddi ve manevi desteğimizi bekliyor. İşçimiz gitsin, çiftçimiz gitsin, esnaf gitsin, arabası olan arabasıyla, olmayan ayaklarıyla gitsin. Kuyuya düşen Yusuf misali Yakup gibi oraya yetişmeliyiz."

Yetişenlerden biri de dönemin SSCB Yüksek Şûrası Milletvekili ve Kazak halkının millî şairi Oljas Süleymanov'du. Moskova'nın bu acımasız baskınına karşı Azeri halkına destek amacıyla kanlı geceden bir gün sonra Bakü'ye gelmişti. Hâlen Kazakistan'ın UNESCO Daimi Temsilcisi olan millî şair Süleymanov, o dönemde Moskova'dan Bakü'ye geleceğini hiçbir şekilde kimseye hissettirmemişti. Süleymanov, istihbarat teşkilatı KGB'nin bütün yolları kapatacağının farkındaydı. Ancak havalimanında ikili ilişkilerde bulunduğu görevlilerin desteğiyle bunu başardı. Gerisini kendisinden dinleyelim.

Neler oldu o gece? Siz Moskova'dan Bakü'ye nasıl gelebildiniz?

Bakü'ye gündüz sabahın güzel ışıklarında gelmiştim hep. Bütün yüzler ve simalar hep gülümserdi. Bakü'nün sokakları şen şakraktı. Gelişim o kadar sıktı. Caddedeki, sokaktaki Azeri halkı, hatta taksi sürücüleri bile tanıştı. Kızılordu'nun ortalığı viraneye çevirdiği ve kanlı baskını düzenlediği günün ertesi gecesi ulaşabildim Bakü'ye. Milletvekili unvanımı ve ikili ilişkilerimi kullanarak ve kimseye hissettirmeden Moskova'dan Azerbaycan'a gelmeliydim. Büyük bir çabadan sonra askerî bir uçakla akşam karanlığında, şu anda Haydar Aliyev'in adını taşıyan havalimanına iniş yapmıştım. Ama şehre gidecek araba bulamadım. Bir araç sürücüsüne beni metroya kadar götürmesini rica ettim. Metronun kapanmasına az bir süre kalmıştı. Kendimi metronun vagonuna attım. Ama bomboştu. Her tarafa siyah kurdeleler asılmıştı. Belli ki ülke karalar bağlamış. Şehre geldiğimde ise tam bir felaketle karşı karşıyaydım. Şehir âdeta sessizliğe gömülmüştü. Her zaman geldiğim Bakü değildi karşımdaki şehir. Böyle bir manzara karşısında zaman zaman tansiyonumun yükseldiğini, kan basıncımın hızlandığını hissediyordum. Aslında ben Bakü baskınını haber aldığımda hasta yatağımda yatıyordum. Nihayet kalacağım otele geldim. Otel resepsiyonundaki hanım beni görünce, gayriihtiyari, "Oljas Sülaymonov!" diye sevinçten çığlık atmıştı. O çığlık hâlâ kulaklarımda. SSCB Milletvekili olduğum için simam birçoğuna yabancı değildi. Bir de sık sık bu otelde kalıyordum. O çığlıkla otelin bütün görevlileri aşağı indi. Onlardan biraz malumat aldıktan sonra odama çekildim. Otelde yalnız kaldım.

Kimse yok muydu sizden başka otelde?

Hayır. Çünkü Azerbaycan'a ve Bakü'ye bütün giriş çıkışlar yasaktı. Otelde geçirdiğim o geceyi hiç unutamıyorum. O soğuk, karsız, rüzgârlı ve sessiz ocak gecesini hiç unutamıyorum. Otelin 10. katından Bakü'yü hüzünle izliyordum. Bir ara ayağıma bir demir parçası takıldı. Dikkatle baktım ki top mermisi otelin 10. katına isabet etmiş ve terasına düşmüş. Gündüz oldu. Yine 10. kata çıktım. Bütün evler viraneye dönmüştü.

Bakü baskını Almatı'dakinden daha mı ağırdı?

Hem de çok... Aslında 20 Ocak katliamını yaparak tecrübe kazanan Kızılordu, daha sonra Karabağ'da Hocalı katliamını ve diğer faciaları gerçekleştirdi. Diyebilirim ki 20 Ocak katliamı, Karabağ'ın provasıydı.

Günümüzde baktığımızda, Azerbaycan Kafkasların, Kazakistan ise Orta Asya'nın parlayan yıldızı. Böyle bir olayın gerçekleşmesinde nasıl bir ortak nokta görüyorsunuz?

Kazak halkı bugün bağımsızlığına kavuşmasını, Aralık 1986 kahramanlığına borçludur. Azeri halkı da 20 Ocak şehitlerinin ruhuna... Tarihte kansız ve emeksiz bir şekilde kurulan devletler, hiçbir zaman muktedir olamamıştır. Bu iki kardeş ülkeye 20 yıl sonra bakınca meselenin içyüzü daha net bir şekilde gözüküyor. Her iki ülkede zengin yer altı kaynakları var.

SSCB döneminde bu mitinglere katılmak, destek vermek ya da Moskova'ya aleni meydan okumak da aslında bir kahramanlık değil mi?

Asıl kahramanlık, bu uğurda tanklara ve Kızılordu'ya karşı göğsünü siper etmektir. Asıl kahramanlar, bu uğurda şehit olan ve gazi kalanlardır.

Sovyetler Birliği'nde sizin gibi tanınmış, çok etkin ve önemli başka simalar vardı. Onlar neden sesini çıkarmadılar?

Ona bir şey diyemem. Ama ben o günlerde Almatı'da da, Bakü'de de aynı tepkiyi göstermiştim. Eğer halkımıza o desteği ve morali vermemiş olsaydık belki de bugün adım Oljas Süleymanov olmayacaktı. Azeri halkının gerçek kardeşi ve dostu hiç olamayacaktım.

Bakü'deki katliamı yerinde gördükten sonra Moskova'ya dönüşünüzde, dönemin SSCB parlamentosu Yüksek Şûra'da Gorbaçov ve yönetimini ağır bir şekilde eleştirdiniz. O tepkileriniz Sovyet yönetimi tarafından nasıl karşılandı? Birtakım baskılara maruz kalmışsınızdır.

O tepkileri konuşmaya bile değmez. Kahramanlık bile sayılmaz. Olması gerekeni yaptık. Bu şehitlerimiz ve gazilerimiz varken bize kahraman denmez. Zor zamanlarda olduğu gibi günümüzde de birbirimize her zaman destek olmalıyız. Derdimizle dertlenmeliyiz. Karabağ problemini de ancak bu birliktelikle çözeceğiz.

Türkiye'nin Karabağ problemindeki aktif rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye çok önemli işler görüyor. Bölgenin güçlü ülkesi. Karabağ probleminin çözümüne yönelik çok büyük katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum. Türkiye'ye güvenmeliyiz.

Sizin Bakü'ye gelişiniz Aralık 1986 olayları nedeniyle Haydar Aliyev'in Kazak halkına desteğinin bir vefası mıydı?

Haydar Aliyev, çok yakın dostumdu. SSCB döneminde her zaman biz kardeş ülkeleri gözetip kolluyordu. Kazak halkına da büyük destek veriyordu. Bildiğiniz gibi o, SSCB'nin ikinci adamı pozisyonuna kadar yükselen önemli bir liderdi. Bu gücünü ve desteğini, sadece biz Kazak halkından değil, aynı zamanda diğer Orta Asya ülkelerindeki kardeş ülkelerden ve o dönemdeki genç liderlerden de esirgemiyordu. Haydar Aliyev, daha önce gelmiş olabilseydi, Karabağ toprakları işgal olamayacaktı.