Yazdır

Fethullah Gülen, Diğer Dinlere de Örnek Biri

Yazar: Zaman Benelux Tarih: . Kategori 2010 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Avrupa'da ırkçılık ve İslam karşıtı seslerin arttığı bugünlerde Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel 2014'de dünyanın en büyük dinler arası toplantılarından 'Dünya Dinleri Parlamentosu'nu yapmaya aday. Toplantı özellikle toplumda dinler arası diyalogu ve sosyal uyumu teşvik etmesiyle dikkat çekiyor. Çünkü bunlar tam da dünyanın her yanından göç alan Avrupa'nın zorlandığı alanlar. Brüksel'in adaylığı bu yüzden çok önemli. Geçtiğimiz hafta bu çerçevede önemliydi çünkü özel bir heyet şehri ve dini ve toplumsal yapısını mercek altına aldı. Aday ülkelere birçok kriter yükleniyor. Şuan Brüksel ile birlikte Meksika'dan Guadalajara ve Amerika'dan Dallas şehri de organizasyona ev sahipliği yapmak istiyor. Ancak şehrin dünya çapındaki bu organizasyona ev sahipliği etmesinin hem ekonomik hem de toplumsal etkileri çok büyük. Çünkü binlerce dini, politik ve kültürel liderlerin konuşmacı olarak katıldıkları yüzlerce faaliyette çeşitli dinlere mensup insanlar arasında diyalog ortamı oluşturuyor. Bu önemli faaliyetin 2014'de AB'nin kalbi Brüksel'de diyalog rüzgârı estirip estirmeyeceği ciddi merak konusu. İncelemeyi yapan ve ilk izlenimleri edinen heyetin başında ise Dünya Dinleri Parlamentosu Yöneticisi Rahip Dirk Ficca vardı. Rahip Ficca'nın Brüksel'de bulunmasını fırsat bilerek 'parlamento', Brüksel'in adaylığı, dinler arası diyalog, sosyal uyum gibi konuların yanı sıra ciddi saygı duyduğu ve "Benim kahramanım" olarak nitelendirdiği Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik.

Fethullah Gülen, Diğer Dinlere de Örnek Biri

Dünya Dinler Parlamentosu'nun amaçlarını bize kısaca özetleyebilir misiniz?

Haberleri okuduğunuzda sanki din birçok zaman problemin parçası gibi görünüyor. Bu yüzden bazı sözleri öne çıkarıp dinin çözümün de bir parçası olduğunu göstermeli ve aynı zamanda çözümün daha büyük bir parçası haline getirmeliyiz. Parlamento'nun hedefi ikiye ayrılabilir. Birincisi dinler ve toplumlar arasında daha çok anlayış, saygı ve uyum oluşturmak. Sonra onlara inanç kazanmanın ve global toplumun meydan okuyuşlarıyla yüzleşme yollarını sunmak.

Bu toplantıda adeta tüm dinleri bir araya getiriyorsunuz. Bütün dinler bir mi olsun diyorsunuz?

Hayır. Bizim temel prensiplerimizden biri uyum. Birleşme değil. Yani her dinin ferdiyetini ve eşsizliğine hürmet ediyoruz. Biz Müslümanlara dinler arası masaya Müslüman olarak gelmelerini rica ediyoruz. Yani tamamen Müslüman olarak. Yahudilere ise Yahudi sebeplerinden dolayı. Hümanistlere ise hümanist oldukları için. Ama dinleri bir yapmak hedefimiz değil. Bu zaten imkânsız bir şey. Sonra dünyaya yapılabilecek katkıların güvenirliğini azaltır. Biliyorum bazen hedefimiz sanki buymuş gibi gösteriliyor. Ancak bu hakikatten daha uzak olamazdı.

Dinler ve toplumlar arasında daha çok anlayış, saygı ve uyum oluşturmaktan bahsediyorsunuz. Bu çerçevede dinler arası diyalog ve sosyal uyumun önemini birçok konuşmanızda dile getiriyorsunuz. Bu konuların toplantıdaki yerleri nelerdir?

Ben dünyadaki birçok problemin insanlar arasındaki bağlardaki eksiklerden kaynaklandığını düşünüyorum. Bazıları birbirini bilmediklerinden ötürü oluyor. Yani ben seni bilmiyorum. Bazıları ise yanlış anlaşılmadan ötürü. Senin hakkındaki düşüncelerim yanlış. Bazen de iletişim sağlamak için yollarımız olmuyor. Yani diyalog bunların hepsine çözüm getirebilecek bir şey. Bazı insanlar diyalog denilince bir uzlaşmanın olması gerektiğini düşünüyorlar. Bir anlaşma sağlanması gerektiğini de. Ancak diyalog karşılıklı anlayışla ilgili bir mevzu. Birbirimizi anlamamız önemli. Uzlaşsak da uzlaşmasak da. Öte yandan sosyal uyum aynı cemiyeti paylaşan farklı toplumlar arasındaki mücadele ile ilgili. İki tarafı nasıl dengede tutabilirsiniz bununla ilgili. Biz senden Türk ve Müslüman kimliğini bırakmanı istemiyoruz. Öte yandan daha geniş bir cemiyette yaşıyorsun. Bu sosyal uyum mücadelesi. Avrupa'da da en mühim mevzunun bu olduğunu düşünüyoruz.

Avrupa'nın kendine has mevzularına birazdan değinmek istiyorum. Ancak sizin diyalog hakkındaki kişisel görüşünüzü de merak etmiyor değilim.

Çok mühim olduğunu düşünüyorum. Bir seçenek değil. Bireyler için dinler arası diyalog bir paradox. Bazı insanlar kendi kimliklerine duydukları hassasiyeti ve kişisel inançlarını zayıflatacağını düşünerek korkuyorlar. Ama benim tecrübem şu ki bu yönde adımlar atan insanlar hem kendi kişisel ufuklarını genişletiyorlar, hem de kendi dini kimliklerinde derinlik kazanıyorlar. Bunu Belçika'daki Başpiskopos Leonard da söyledi. Öte yandan medeniyetler ya da global toplumlara bakıldığında barış içinde yaşama kabiliyetimiz tartı da duruyor. Örneğin insanların İslamiyet hakkındaki izlenimleri gerçekten çok uzak. Bunun da yanlış kullanılma yolu çok tehlikeli. Bunun içinde bir yol oluşturmak için bir yöntem diyalog.

Tüm bu süreçler ve temaslarda 'güven' hangi rolü oynuyor sizce?

Her zaman söylerim. Benim için güven uzlaşmadan daha önemli. Bazı insanlar var birçok konuda uzlaşabilirim ancak güvenmediğim. Sonra hiç uzlaşamadığım insanlar var ki hayatımı emanet edebilirim. Bizimde yaptığımız ilk şey güven tasarlamak. Daha sonra ortak noktaları bulup birlikte çalışabileceğimiz alanları seçiyoruz. Farklılıklarımız üzerine müzakere ediyoruz. Güven dünyadaki en önemli şey.

Öte yandan göreviniz gereği birçok dinden insanlarla temas halindesiniz. Parlamento'ya Müslümanların bakışını kısaca değerlendirebilir misiniz?

Müslümanlardan, diğer toplumlardan aldığımız tepkilerin aynısı alıyoruz. Tüm dini toplumlarda gerçeğin sadece onlarda olduğunu düşünen insanlar var. Onlar için başkalarıyla diyalog için neden yok. Yani kazanılacak hiçbir şey yok. Bu yüzden kendilerini Parlamento'dan dışlıyorlar. Başkaları ise inançlar arasındaki diyaloga çok açıklar ve dini kimliklerin bir parçası olarak görüyorlar. Bu yüzden Parlamento onlar için dünya üzerinden insanlarla bağı kurabilecekleri bir yöntem. Müslüman toplumunun bazı alanlarda yanlış anlaşıldıklarını düşündüğünü düşünüyorum. Parlamento da kendileri anlatmak için bir fırsat. Tabi Parlamento'nun İslami nedenleri daha fazla savunması gerektiğini düşünenler de var. Ama biz onlara kendilerini anlatabilecekleri ve savunabilecekleri bir platform sunuyoruz.

Yanlış anlaşılmalardan bahsettiniz. Bu çerçevede dünya çapında artan islamofobi hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bu Melbourne'de gerçekleşen Parlamento'nun ana konusuydu. Kırkın üzerinde programımız vardı İslamiyet ve Batı üzerine. Burada Avrupa'da çok açık ve şiddetli. Çok yanlış anlaşılma ve korku var. Ben bunun yanlış anlaşılmaya dayandığını düşünüyorum. Çok trajik. Buna hemen el atılması gerektiğini düşünüyorum. Bu korkuları ve Avrupa'daki Müslüman toplumunun tecrübelerini çok samimi bir şekilde tespit etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sonra bunu nasıl pozitif bir yöne çekebiliriz. Bunu dinler arası diyalogun acil olduğunu söylemek için nasıl neden olarak kullanabiliriz? Avrupa'daki ve dünyadaki Müslüman toplumunun yaşadıklarını kesinlikle küçümsemiyorum. Bunu insanlık tarihi için çözmemiz gerekiyor.

Özellikle Avrupa'daki sıkıntılardan bahsediyorsunuz. Buna biraz daha fazla ışık tutabilir misiniz?

Avrupa geçtiğimiz kırk yıl içerisinde göç konusunda tecrübeli. Göç özellikle Müslümanlardan oluşuyordu. Berlin'in dışında büyük bir Türk Müslüman nüfusu var. İlk etapta misafir işçi olarak gelmiş ancak Almanların onların orada kalmalarından şaşkınlık duyduklarını düşünüyorum. Bana Almanya'da çok tanınmış bir söylem olduğunu anlatmışlardı. Şöyleydi: Biz misafir işçi davet ettik ancak insan aldık. Yani Avrupa'nın karakteri değişiyor. Geleneksel beyaz Avrupa nüfusu düşüyor yani daha fazla göç ihtiyacı olacak. Daha az değil. Göçmenler için vatandaşlığa giden açık yollar yok. Bu yüzden insanları asimile etmek değil, entegre etmek için yöntemler geliştirilmeli. Bunu bir de global krize bağlayıp göçmenler arasındaki yüksek işsizlik oranına bağladığımızda. Bir de ülkelerin sosyal hizmetler için bütçeleri zorladığınızda. Bu sosyal huzursuzluk oluşturur. Sonra da islamofobi oluşur. Yani bu bir kısır döngü.

Peki, İslam 2014'de düzenlenecek olan Dünya Dinleri Parlamentosu'nda ne tür bir rol oynamalı?

Avrupa ağırlayan olursa kesinlikle Avrupa'daki durumu dünyadaki islamofobiye atlayış noktası olarak kullanırız. Terör, iş, globalleşme ve dünyadaki Müslümanlar üzerindeki etkileri konuları var. Sonra sömürge altında kalan Müslüman ülkelerde bulunan izler var. Buna şu anda dünya sanki kör ancak günümüzün gerçeği. Bunlara daha fazla ilgi göstermeliyiz.

İslamiyet'in Parlamentodaki önemine değindiniz. 1999 yılında Cape Town'da düzenlenen toplantıya önemli İslami liderlerden Fethullah Gülen Hocaefendi de dinler arası diyalogun önemine dair İslami bir mesaj yayınlamıştı.

Sayın Fethullah Gülen'i biliyorum ve ona derin bir hayranlık besliyorum. Çalışmalarının birkaçını okudum. İlham verdiği hareketi de gördüm. Bu tatlı dilli kibar adam Türk Müslümanlara ve dünya üzerindeki başkalarına İslamiyet'in en yüksek değerlerini ve armağanlarını şekillendirme yönünde açık ve fedakâr bir deneme ile ilham oldu. Ben her dinin bir Fethullah Gülen'e ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Onunla ilgili hayranlık duyduğum nokta onun ve Müslümanlara çağrılarının hiçbir batı evrensel aydınlanma kategorisine sınıflandırılmış olmayışıdır. O İslamiyet'in akılcı yönünü aktif kullanarak dinler arası oluşuma katkıda bulunma çağrısında bulundu. O Müslümanlara herkesi Müslüman komşun veya kardeşinmiş gibi muamele et dedi. Ve ben bunun her dinin yapması gerektiğini düşünüyorum. Kendi akılcı değerlerine bakması gerekiyor. Bu yüzden o sadece Müslüman toplumu için yaptıklarından ötürü benim kahramanım olmakla kalmıyor aynı zamanda diğer dinler için bir model teşkil ediyor.

Gülen hareketini gördüğünüzü ifade ettiniz. Dinlerarasi diyalog, sosyal uyum ve toplumlar arasında barış, eğitim gibi alanlarda birçok faaliyette bulunuyorlar. Parlamentonun aktiviteleriyle karşılaştırdığınızda nasıl bir portre görüyorsunuz?

Bizde insanları Parlamentoya katılarak kendi dinlerinin içine bakmaya davet ediyoruz. Öte yandan Gülen hareketi dağıtılmış bir hareket. Yani birkaç genel merkez tarafından yönetilmiyor. Gerçekten kalpler, bilinçler, Kuran'ı Kerim ve Fethullah Gülen'in anlayışı üzerine bina edilmiş. Bizde dağıtılmış bir model istiyoruz. Biz dinler arası hareketi yönetmek istemiyoruz. Chicago ve ABD insanlara nasıl yaşayacaklarını emredemez. Yani insanlar arası bir harekete güvenmeliyiz. Bunu da yine güçlüce basitleştirilmiş olarak Gülen hareketinde görüyorum. Kurumların dini ve bilgiyi dağıtmak adına gerekli olduğunu düşünüyorum ancak insanların daha büyük bir şeyin hizmetinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Her gittiğim şehirde bir Fethullah Gülen organizasyonu görüyorum. Chicago'da bu Niagara burada ise IDP. Kullandıkları metodoloji arasında benzerlikler var ama yine de yerel. Aksi takdirde acayip bir bürokrasi gerekir ve kaynağın yanı sıra enerji harcanması gerekirdi. Niçin bu yerel alanda harcanmasın ki? Bu çerçevede Gülen hareketi aynı zamanda Parlamento için de bir model.

Son olarak Belçika'da Brüksel'in adaylığını incelemelerinizle ilgili bir soru sormak istiyorum. Çeşitli Müslümanlarla temaslarda bulundunuz. Aralarında IDP ve Fedactio gibi kuruluşlar da var. Bu temaslarla ilgili izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Türk insanında gördüğüm ve diğer toplumlarda göremeyeceğiniz çok sıcak ve derin olan bir iftihar algım var. Türk insanında hayranlık duyduğum girişimci bir ruh var. Bu sadece iş alanında değil sosyal hizmet ve eğitim alanında da olabiliyor. Bunu Fedactio'daki ziyaretimde de çokça hissettim. Tüm dinlerde olduğu gibi Müslümanlarda da dini ve kültürel olanlar var. Ancak Türk toplumunda hangisi olursa olsun Müslümanlarda İslamiyet'ten ötürü bir iftihar algısı ve kardeşlik var. Bu çok açık.

Bir hafta boyunca çeşitli dini, kültürel ve politik liderlerle temaslarda bulundunuz. Şehri gezdiniz. Brüksel'in Dünya Dinleri Parlamentosu 2014'e ev sahipliği yapma şansını yüzde kaç olarak değerlendiriyorsunuz?

İki aday daha var yani en azından yüzde 33. Ancak çok güçlü bir teklifleri var. Biz aday şehirler arasında seçmek için altı kriter uyguluyoruz. Ve öyle görünüyor ki Brüksel hepsine birden uyacak. Bu iyi bir nokta. Ancak diğer şehirlerden bir tanesi de hepsine uyarsa o zaman bir tür değerlendirme yapıp ekstra olumlu yönlere bakacağız. Ancak şu an için Brüksel'in kendini aday olarak öne çıkartmak için yaptığından daha fazla yapamayacağını düşünüyorum. Ancak kesinlikle göç ve sosyal uyum mevzuları Brüksel'e has. Ancak diğer şehirlerin de kendilerine has yönleri var.

Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yok, en önemli mevzulara değindik. Ben teşekkür ederim. (Hatice Avcı)