Yazdır

Gülen Hareketi'ne Yönelik Korkular İdeolojik

Yazar: Aksiyon Tarih: . Kategori 2010 Haberleri

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Akademik dünyada Gülen Hareketi'ne ilgi artıyor. Paris, Londra, Amsterdam ve Chicago'da düzenlenen Gülen Konferansları'nda dünyanın seçkin üniversitelerinden sunumlar yapılırken, gönüllüler hareketi artık bilimsel ve sosyolojik araştırmalara konu oluyor. Hareketle ilgili en güncel çalışma Houston Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Helen Rose Ebaugh'un Avustralya, Azerbaycan, Türkiye, Fransa, Hollanda ve kendi ülkesi Amerika'da hareketi araştıran Ebaugh'un çalışması mayısta Amerika'da yayımlandı. Kısa süre önce Türkçeye çevrilen ve 'Gülen Hareketi' adıyla Doğan Kitap'tan çıkan çalışma, sivil ve dinî bir küresel hareketin sosyolojik analizini yapıyor.

Doktorasını New York'taki Kolombiya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde yapan Helen Rose Ebaugh, sosyal hareketler ve din sosyolojisi alanında uzman bir isim. 1990'da Houston Üniversitesi'ne geçtikten sonra yeni göçmen hareketleri üzerine çalışan Ebaugh, dinin yeni göçmenler üzerindeki etkilerini analiz etmek için 13 göçmen grubunu incelemiş. 11 Eylül 2001'de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne terörist saldırılar düzenlendiğinde öğrencilerine dünya dinleri dersleri veren Ebaugh, Amerika'yı şoke eden bu saldırılar üzerine, 'terörizme pirim tanımayan, hoşgörülü İslam anlayışı' üzerine araştırmalar yapmaya başlar. Çünkü o saldırılar üzerine Amerikan kanallarında, İslam ile terörizmi özdeşleştiren yayınlar başlamıştır. Tam bu esnada, 13 Eylül 2001'de The Washington Post gazetesinde yayımlanan tam sayfa bir ilan, ünlü akademisyenin dikkatini çeker. İlanın sahibi, 'Fethullah Gülen isminde Müslüman bir din adamı'dır ve Amerika'ya yönelik terörist saldırıları kınamaktadır. Ebaugh, Gülen adını ilk kez bu ilanla duyar.

2005'te, Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İsveç'te düzenlediği bir konferansa davet edilen Prof. Dr. Ebaugh, burada ikinci kez Fethullah Gülen ismini duyar. Aynı yıl Türkiye'den Houston Üniversitesi'ne master için gelen öğrencilerle tanışır. Harekete ilgisi artınca, 2006'da ilk kez Türkiye'ye gelir ve araştırmalarına başlar. Bu süre zarfında ülkemizi 4 kez ziyaret eder. Dünyanın farklı bölgelerine de giderek 5 yılda araştırmasını tamamlar.

'Gülen Hareketi' isimli çalışmanın üç önemli özelliği dikkat çekiyor. Birincisi, hareketle ilgili nihai çalışma olmaması. Ebaugh'un araştırmaları hâlâ devam ediyor. İkincisi, kitaptaki bir bölümün tamamen Gülen Hareketi'ni tehlikeli görenlerin tezlerine yer vermesi ve ideolojik karşıtlıkları ele alması. Üçüncüsü ise kitabın bilimsel yönü kadar tamamen bir saha çalışmasının ürünü olması ve dünyanın farklı ülkelerinden elde edilen verilerle desteklenmesi. Kitabın kısa hikâyesi bundan ibaret. Kalan kısımlar için sözü Helen Rose Ebaugh'ya bırakalım.

- Hareketi araştırmaya başlarken dikkatinizi çeken ilk konu ne oldu?

İlk zamanlar hareketin para kaynakları hakkında epey soru vardı. Okulları, hastaneleri, medya gruplarını kim finanse ediyordu? Amerika mı, İran mı, yoksa Suudi Arabistan mı? 2007'de araştırmalara başladım ve önce hareketin finansal kaynakları üzerinde durdum. İlk sorum, 'Bu para nereden geliyor?' idi. 2007 baharında Türkiye'de iki hafta geçirdim. İstanbul ve Bursa'da iş adamları, esnaf ve çalışanların da aralarında olduğu 103 kişi ile görüştüm. Bunlar hareketin içinden insanlardı. Türkiye'nin en zengin iş adamlarıyla da mülakatlar yaptım. Cevabını aradığım ikinci soru, bu insanların harekete neden maddi destek verdikleriydi.

- Sadece hareketin maddi boyutu üzerinde mi durdunuz?

Başlarda evet. Çünkü hareketin finansal kaynakları üzerine bir kitap yazmak üzereydim. Kitabı bastırmak için Oxford ve New York üniversitelerinin yayınları ile görüşmeler yaptım. Büyük bir şaşkınlıkla bana, 'Gülen kim, nasıl yazılıyor?' gibi sorular sordular. O zaman anladım ki Gülen, Batı'da hiç tanınmıyor ve öncelikle bizim Gülen hakkında Batılı okurlara yönelik genel bir kitap yazmamız gerekiyordu. Sonra geri döndüğümde, Gülen'in hayatını Türkiye'nin yakın tarihi üzerinden yazmaya başladım. Sonuçta bu kitap ortaya çıktı. Kitapta hem genel konular hem de mali kaynaklarla ilgili bölümler var. Kitap için Türkiye'de harekete çok karşı olan 25 kişiyle mülakat yaptık. Ayrıca Houston'da yaşayan ve yine harekete karşı olan 7 Türk master öğrencisiyle de söyleşi yaptık. Bunları da kitaba ekledik.

- O zaman, harekete karşı olanlarla devam edelim. Bunlar kim ve bu kişileri nasıl belirlediniz?

Öncelikle bu isimleri rastgele belirlemedik. Harekete karşı olduğu çok belli isimlerle görüştük. Bunlar arasında politikacı, asker, akademisyen ve gazeteciler var. Sistematik bir örneklem almadık, en fazla karşı çıkanları belirledik ve onlarla görüştük. Dikkatimizi ilk çeken, harekete karşı çıkanların bazı ortak argümanlara sahip olmalarıydı. En belirgin şüphe, Gülen'in Türkiye'de askeriye ve devletin içine, İslami bir devlet kurmak için sızma girişimiydi. Bunu söylediklerinde, 'ben bir bilim insanıyım, bana data veya delil verin ki onlardan yola çıkarak araştırma yapayım' dedim ama görüştüklerimden hiçbiri bana somut bir veri veya delil gösteremedi. Sonuçta onların korkularını anlamak zor değildi ama şunu gördüm; hareketin o korkuya yol açacak sistemli bir çalışması yoktu.

- Böyle bir kanaate nasıl vardınız?

İşi istatistiklere vurduğunuzda, hem devlette hem orduda Gülen'e sempati duyanların olması normaldir. Türkiye'de 70 milyondan fazla insan yaşıyor. Bunların ne kadarı Gülen'e sempati besliyor bilmiyoruz ama kabaca 5- 7 milyon arasında olduğunu tahmin edebiliriz. Bu veriler, istatistiksel olarak hükümet veya devlette ister istemez Gülen destekçilerinin olabileceğini gösterir. Ben bunun planlı ve sistematik bir çabanın neticesi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü hareket içindeki insanlar bana hep apolitik gözüktü. Bence Gülen Hareketi siyasi değil sivil, daha doğrusu dinî ve sivil bir harekettir. Kesinlikle dinîdir ama aynı zamanda okullar, hastaneler ve diyalog söylemi yönüyle de sivildir.

- Harekete karşı olanların diğer argümanları neler?

İkincisi Gülen'in CIA ajanı olduğuydu (gülüyor). Görüştüğüm insanlar, "Bu hareketi Amerikan hükümeti destekliyor. Çünkü Amerika, Türkiye'yi Ortadoğu'da önemli buluyor." dediler. Bu insanlar hareketi Amerika'nın finanse ettiğine inanıyor; ama ben bu yönde de bir delil veya veri bulamadım.

- Bu konuda delil bulmak için ne gibi araştırmalar yaptınız?

Biliyorsunuz, Gülen hakkında Türkiye'de bir dava açıldı ve 6 yıl devam eden dava sonucu kendisi bütün suçlamalardan beraat etti. Yüzlerce, hatta binlerce soruşturma neticesinde hareket didik didik edildi. Dışarıdan bir para kaynağı olsaydı öncelikle savcılar bunu kesinlikle bulurdu. Onun dışında bu harekete mensup Türkiye'de birçok kurum var. Bu kurumların bütün mali bilgilerine internetten ulaşılabiliyor. Bu kurumları devlet her yıl denetliyor. Nereden geldiği belli olmayan bir para girişi olsa mutlaka bir yerde tespit edilirdi. Sonuçta devletlerin bu harekete para yardımı yapmadığına kani oldum ama bir istisna ile. Mesela, hareket bir ülkede okul açmak istediğinde, o ülkenin hükümeti veya yerel hükümet ücretsiz arazi verebiliyor. Bazı ülkelerde de bunu gördüm ve harekete yönelik tek resmî yardım buydu. Mesela, Avustralya'da devlet Gülen okuluna maddi yardım yapıyor ama orada devlet bütün özel okullara maddi yardım yapıyor. Onun dışında harekete yönelik bir devlet yardımı görmedim.

- Türkiye'de harekete sempati ile bakanlar bile hareketin şeffaf olmadığı eleştirisini getiriyor. Bu konuya yaklaşımınız nedir?

Evet, böyle bir eleştiri de yapılıyor. Ancak bunun tam tersine ben Gülen Hareketi'nin içine girdiğimde bana her şeyleri ile açıldıklarını gördüm. Tam bir şeffaflıkla karşılaştım.

İlginç eleştirilerden biri de hareketin yatılı okullarda öğrencilerin beyinlerini yıkadığıydı (gülüyor). Oysa çocukları bu yurtlarda okuyan aileler ile görüştüğümde onların bu çalışmadan çok memnun olduklarını gördüm. Beyin yıkama tabirinin çok tartışmalı olduğunu düşünüyorum. Karşıtların diğer eleştirisi ise hareketin sadece kendi insanlarına destek olduğu şeklindeydi. Oysa benim okullarda gördüğüm tablo bu iddiayı boşa çıkarıyor. Çünkü okullarda okuyan öğrencilerin yarısı, harekete mensup olmayan ailelerin çocukları. Bunların en az yüzde 20'si de hareketten burs alıyor.

- Peki, bunlar içinde sizin katıldığınız eleştiri yok mu?

Benim de kafamda şüpheler oluşturan ve hâlâ emin olamadığım konu, kadınların hareketteki yerine dair eleştirilerdi. Houston'da gördüğüm kadarıyla hareketin dışa bakan yüzünde kadınların rolü yok. İşler çoğunlukla erkek odaklı yürüyor. Bunun bir sebebi dil engeli olabilir. Brüksel, Amsterdam ve Paris mülakatlarında bunun biraz daha farklı olduğunu gördüm. Brüksel'de kadınlar çok aktifti. Hâlâ kadın konusu üzerinde çalışıyorum; çünkü bu konuda benim de sorularım var. Türkiye'de kadınlara karşı genel bir ayrımcılık var ama bunun kısmen kültürden kaynaklandığını düşünüyorum.

- Hareketteki kadınlara bu konudaki görüşlerini sordunuz mu?

Onlarla görüştüm ve bana erkeklerden farklı ilgi alanlarımız var dediler. Benim tespitlerime katılmadılar ve harekette kadınların önemli rolü olduğunu söylediler.

Bana göre liderlik ve daha önemli pozisyonlarda kadın var ama yeterli değil. Bence bunun tek sebebi hareketin tavrı değil, kültürel sebepler de etkili. Ben hâlâ Sayın Gülen'in bu konudaki görüşünü merak ediyorum. Sonuçta bu konuda elimde yeteri kadar veri yok ve araştırmaya devam ediyorum.

- Bütün bu eleştirilerden nasıl bir sonuç çıkardınız?

Hareketi eleştirenlerin bakış açısından baktığımda, vardığım sonuç şu oldu: Hareketten korkuluyor. Bence bu ideolojik bir korku. Çünkü korkuları destekleyen yeteri kadar veri olduğuna inanmıyorum. Harekete karşı insanların yarısının, hareketten hiç kimseyi tanımadıklarını gördüm. Hareketle hiç alakası olamayan kişilerden yola çıkarak korkuları artırdıklarını gördüm. Bu yüzden, Cumhuriyet gazetesi gibi Gülen karşıtı kaynakları okuyup hareketi, hareketin içinde olamayan kaynaklardan öğrenmeye çalışıyorlar. Bu da korkuları besliyor.

- Karşıtların görüşleri dışında kitap için hareket hakkında ne gibi çalışmalar yaptınız?

Bu kitap hareketin Türkiye'deki durumunu anlatıyor. Ben özellikle hareketin 2000'li yıllardan sonraki dışa açılımını araştırıyorum. Geçen mayısta Azerbaycan'a gittim ve hareketi orada ilk tanıyanlarla röportajlar yaptım. Geçen aralıkta Avustralya'ya gittim ve hareketi araştırdım. İki hafta önce Brüksel, Paris ve Londra'daydım. Şu anda benim sosyolojik ilgi alanım küresel dinî hareketler; şimdi dünyanın her tarafındaki bu hareketi izliyorum ve her yerde farklı sonuçlarla karşılaşıyorum. Amsterdam'da Gülen Hareketi'ne mensup birini gördüğünüzde hemen tanırsınız.

- Nasıl yani? Fiziksel olarak mı?

Hayır, daha çok kültürel kodlarla ve davranış özellikleriyle. Şimdi bu konu üzerinde çalışıyorum ama size bazı örnekler verebilirim. Hareketle çok çeşitli yerlerde temas ettim. Her zaman çok benzer tavırlarla karşılaştım. Önce sizi çay ve kurabiyelerin olduğu bir odaya alıyorlar. Seyirciler önceden hazırlanmış oluyor. Sonra siz podyuma çıkıyorsunuz. Önce sizi seyirciye tanıtıyorlar. Konuşmanın sonunda size bir hediye veriliyor. Bu tavır her yerde aynı.

- Sizinle görüşmeden önce ortamın bu kadar hazırlanması, insanların hazırlıklı olması çalışmanızın objektifliğine zarar vermiyor mu?

Hayır, çünkü ben eğitimimi bilimsel metotlar üzerine aldım. Kendi metodolojime ve söyleşi tekniklerime fazlasıyla güveniyorum. Bu kitabın en güvendiğim yönü objektif ve bilimsel olmasıdır. Hatta objektifliğime zarar verir endişesi ile kitabı yazarken Sayın Gülen ile tanışmadım.

- Kitabı yazdınız, şimdi kendisi ile tanışmayı düşünüyor musunuz?

Zannetmiyorum. Çünkü ben Gülen'i değil, Gülen Hareketi'ni araştırıyorum. Daha çok hareketin içindekilerin Gülen'i nasıl algıladıkları üzerinde duruyorum. En önemli kaygım ve çabam, hareketin herkese en doğru şekilde tanıtılması.

- Harekete mensup insanlarla ilgili gözlemlerinizi de paylaşabilir misiniz?

Harekete mensup bütün insanlar çok hoş, çok nazik, çok profesyonel ve ürettikleri malzeme de birinci sınıf. Hareketi tek kelimeyle anlat derseniz, 'kalite' derim. Bir şeyleri doğru ve iyi yapma ve kalite üzerinde duruluyor. Hangi kurum olursa olsun hepsinde birinci sınıf işler yapılıyor. Ben bunu hem hareketin kendisi hem de diğer insanlar açısından çok önemli buluyorum. Bence hareketin yaptığı en önemli işlerden biri de yabancılara yönelik Türkiye gezileri. Bu sayede harekete karşı dünya genelinde bir sempati kazanılıyor. Geçen yıl sadece Houston'dan 600 önemli isim Türkiye'ye gitti. Bu geziler diğer faaliyetlerin temelini oluşturuyor. Bunlar Türkiye'nin Batı'da doğru ve müspet tanınmasına da ciddi katkı sağlıyor. Çünkü daha önce bu insanlar Türkiye'yi ya hiç tanımıyordu ya da çok az tanıyordu. Bu gezilerle kafalardaki Türkiye imajı değişiyor.

- İlgi alanınız küresel hareketler. Size göre Gülen Hareketi'nin Anadolu'dan çıkıp küresel bir harekete dönüşmesinin temel sebepleri nelerdir?

En önemli sebep, hareketin yerelde çok iyi organize olması. Nerede olursa olsun, o bölgenin insanları ile temasa geçip onların hareket içinde aktif olmasını sağlıyorlar. Yani küresel hareket olmanın yolu yerelleşmeden geçiyor. İkinci gerekçe ise şiddet ve terörizmin arttığı, İslam'ın terör ile özdeşleştirildiği günümüzde, verilen barış ve diyalog mesajlarının harekete olan ilgiyi artırması. Benim tespit ettiğim üçüncü gerekçe ise eğitime verilen önem. Günümüz dünyasında anne babaların en önemli meselesi çocuklarının eğitimi artık. O açıdan bana göre eğitime bu kadar odaklanmasa, hareket bu kadar büyüyemezdi.

- Diğer örneklere bakıldığında küresel sivil ve dinî hareketler genellikle eğitime mi öncelik veriyor?

Hayır, öyle bir genelleme yapamayız. Bu hareketin eğitime önem vermesi şart değildi. Başka konulara da odaklanabilirdi. Dünyada bunun örnekleri var. Sağlık ve yardım işlerine odaklanan küresel hareketler de var.

Gülen Hareketi- Gülen Hareketi'ni diğer küresel sivil hareketlerden ayıran en önemli konunun eğitim olduğunu söyleyebilir miyiz?

Eğitim çok önemli ama bana göre Gülen Hareketi'ni diğer küresel hareketlerden ayıran tek fark eğitim değil. Kültürler ve dinler arası diyalog da çok önemli. Ayrıca yerel kişilerle diyalog da... Bir de hareketteki insanların nasıl organize olacağını çok iyi bilmesi meselesi var. Herkes üzerine düşeni gönüllü olarak yapıyor. Houston Üniversitesi'nin rektörü, Gülen Enstitüsü'nün bir toplantısında bana, "Gülen Hareketi'ndeki insanlar nasıl organize olacağını çok iyi biliyor ve bundan öğreneceğimiz çok şey var." demişti. Burada gönüllülük önemli ama o gönüllüleri organize edip onların ahenkli çalışmalarını sağlamak da önemli. Bu yüzden kitabımda bir bölümü, 'Türk- İslami verme kültürüne' ayırdım. Bu bölümü okumadan Gülen Hareketi anlaşılamaz. Bence Gülen Hareketi'nin başka bir ülkede başlama imkânı yoktu. Bu hareket ancak Türkiye gibi bir ülkeden başlayabilirdi. Türk ve İslam kültüründeki bazı kavramlar, Gülen Hareketi mensuplarına 'verme duygusu' kazandırıyor. Hareket ayrıca Türk kültüründen çok fazla izler taşıyor. Nereye giderseniz gidin, hareketteki Türkiye esintilerini hissedebilirsiniz.

- Peki, küresel terörizmin tavan yaptığı böyle bir yüzyılda, küresel sivil bir hareketin diyalog ve barış söyleminin önemi nedir?

Bu sorunuza bir örnekle cevap vereyim. Üç hafta önce Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'ndaydım. Koridorlarda dolaşırken, Gülen Hareketi'ni çalıştığımı bilen bazı Avrupalı parlamenterler yanıma yaklaşarak 'Bu harekete güvenebilir miyiz?' diye bana sordular. Onlar, Avrupa'da gittikçe yükselen 'İslamofobiya'ya karşı işbirliği yapabilecekleri Müslüman gruplar arıyorlardı. Bu çatışmacı dönemde, hoşgörü ve barış mesajları aranıyor ve insanlar Gülen Hareketi'ni bu mesajların temsilcisi olarak görüyor veya görmek istiyor. (Zafer Özcan)

Helen Rose Ebaugh'ın Gülen Hareketi İsimli Kitabını Satın Alın