Yazdır

Paralel paranoya şimdiden onlarca kitaba konu oldu

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Paralel paranoya şimdiden onlarca kitaba konu oldu

İnsanların zihinlerinde rüşvet ve yolsuzluk patenti vurularak kodlanan 17-25 Aralık tarihi üzerinden bir yıl geçti. Ayakkabı kutuları ve para sayma makinelerinin ortaya çıkması ile başlayan yolsuzluk soruşturması süreci bir anda "paralel paranoya" sanrılarıyla başka bir yöne evrilmeye çalışılınca ülke son bir yılda akıl almaz bir kaos ortamına sürüklendi.

Yaşanan hukuk skandalları, fişlemeler, "Alo Fatih"lerle medya üzerinde kurulan baskı, algı operasyonlarıyla camiaya karşı yürütülen linç ve benzeri pek çok olay son bir yılın rutin gündemi haline geldi. İleride belgesellere, kitaplara, dergilere konu olacak çapta yaşanan olağanüstü kaos hali ise daha şimdiden pek çok yazar tarafından kayıt altına alınarak kitaplaştırıldı. Yaşananların tarihe o kötü kokusunu bırakmadan bir an evvel kayıt altına alınması bu sürecin sonraki yıllarda da çokça konuşulacağının ilk işaretlerini verdi. Gerek hizmet camiasının önemli kanaat önderleri, gerek iktidara muhalif isimler ve gerekse hükumetin yakınındakilerce kaleme alınan onlarca kitap okunmak üzere raflarda yerini aldı. Ali Ünal, Mahmut Akpınar, Çetin Ağaşe, Aytekin Gezici, Mehmet Altan ve Ahmet Dönmez gibi pek çok isim tarafından kaleme alınan eserler bu günü anlamak açısından geleceğe ışık tutuyor.

“Köprüden Önce Son Çıkış”

Ali Ünal “Köprüden Önce Son Çıkış” isimli hacimli kitabında 17 Aralık süreci ile başlayan olağanüstü hal döneminin olaylarını kronolojik olarak ve geçmiş ile bağlantısını kurarak açıklıyor. 17 bölüme ayrılan kitap, kahraman Yargı ve Emniyet mensuplarına ve ailelerine ithaf olunarak başlıyor. Soru cevap şeklinde ilerleyen kitapta 55 sorunun cevabı veriliyor. Son bir yılın fotoğrafı çekilirken 17 ve 25 Aralık operasyonları, Selam Tevhid Örgütü soruşturması, 7 Şubat MİT Olayı, engellenen diğer yolsuzluk olayları, ortaya konan ses kayıtları ve tüm bunları “Paralel”e bağlama çabaları gibi pek çok husus objektif bir şekilde savcılık fezlekeleri ve tape kayıtları ile birlikte ortaya konuyor. Akıcı bir dille okurlarının karşısına çıkan Ünal, son bir yıllık süreçte yaşananları hiçbir olay atlamadan ve birbiri ile mantıksal bağlantılarını kurarak anlatıyor. Kitabın ortalarına doğru ise yaşananlar karşısında susan ulema ve onların üzerinde durdukları sözde İslami argümanlar ile hesaplaşılıyor. İlerleyen bölümlerde Hayrettin Karaman'ın fetvaları, yapılan algı operasyonları, cadı avı ve Hocaefendinin mülaanesinin arka planlarını bulmak mümkün. 17 Aralık sürecini anlamak isteyenlere bir başucu niteliğinde olan kitap, bölümlerin birbirinden bağımsız olarak da okunabilmesine fırsat tanıyor.

“PARAlel PARAnoya”

Prof.Dr. Mehmet Altan'ın kaleme aldığı  “PARAlel PARAnoya” kitabı, “Her Şeyi Bunlar Yaptı Bıbıcım” mottosu ile karşımıza çıkıyor. Gelecekte bu günleri yazacak olanlara başvuracakları kaynağın dönemin gazeteleri olması gerektiğini salık verecek şekilde hazırlanmış. Paranoyanın tarifi ile başlayan kitap, bu tarif üzerinden 17 Aralık sürecinin paranoyak ruh hallerini bir bir masaya yatırıyor. Paralel safsatasını geçer akçe kabul edenlerin ganimetten pay elde edebilmek için “çaya çorbaya paralel” mantığı ile hareket ettiklerini ortaya koyuyor. Havuz medyasının 17 Aralık sürecinde attıkları manşetlere bolca  yer verilen kitap, hafızaların tazelenmesine yardım ediyor. Havuz medyasının merkezden alınan emirlerle yalan manşetlere imza attığını ortaya koyan kitapta, “iddia ve gerçekler” şeklinde verilen bölümlerle hizmet camiasına yönelik yapılan iftiraların nasıl anında tekzip yediği anlatılıyor. Paralel paranoyanın geldiği boyutu anlamak açısından önemli bir kaynak olan eserde iftiralara ve saldırılara karşılık hizmet kanadından yapılan itidal çağrılarının örnekleri de sunuluyor.

“Dün İrtica Bugün Paralel”

Mahmut Akpınar'ın “Dün İrtica Bugün Paralel” ismiyle çıkan kitabı 17-25 Aralık sürecine dair analizler içeriyor. Erdoğan'ın otoriterleşme sürecinin 17 Aralıktan önce görülmeye başlandığının ipuçlarını veren kitap, demokrasiden uzaklaşma, kirlenme ve otoriterleşmenin Erdoğan'ın hem yol arkadaşları Bülent Arınç ve Abdullah Gül ile hem de ABD,  AB,  Rusya ve Çin gibi büyük güçlerle ittifakını bozduğunu ortaya koyuyor. Erdoğan'ın başkanlık sistemi için Oslo'da PKK ile antlaşma yaptığını ifade eden Akpınar, camianın yapılan gizli antlaşmalar sonrasında linçe uğratıldığını söylüyor. Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi isimle çıkılan yoldan tek adamlığa gidişin ipuçlarını sunan Akpınar, mutlak güç tutkusunun en yakınlarındakilerinden başlayarak herkesi bertaraf etmeye vardığını ortaya koyuyor. Erdoğan'ın herkesten mutlak itaat beklediğini için rakip olarak gördüğü herkesi sindirdiğini ifade edilen kitapta, Erdoğan'ın kendi cemaatini kurmaya çalıştığı ifade ediliyor. Hizmete yönelik linç kampanyası başlatıldığını dile getiren Akpınar, yapılan algı operasyonunun 28 Şubat'ta bile bu boyutlara varmadığını söylüyor. Erdoğan'ın nefret söylemlerinin toplumu kutuplaştırdığı ifade edilen kitapta, dünün irtica kavramı yerine bugün “paralel ”inin konduğu ifade edilerek dünün irticacı avcıları nerede ve ne durumdaysa bugünün paralel avcıları için de benzer akıbet kaçınılmaz olduğunun altı çiziliyor.

“Alo Fatih” kitabı

Mehmet Altan'ın “Alo Fatih” kitabı, medyanın Recep Tayyip Erdoğan ile imtihanını anlatıyor.  Medyaya müdahalenin örneklerinin sunulduğu kitapta Erdoğan'ın talimatı ile işten atılan isimlerden, yayından kaldırılan programlara kadar baskının pek çok örneğini bulmak mümkün. Habertürk'te Erdoğan'ın talimatıyla Devlet Bahçeli'nin yayın akışını durduran Fatih Saraç'ın kim olduğunun da anlatıldığı kitapta, Fatih Altaylı'nın bu talimatlar yüzünden medyada herkesin utanç içinde olduğunu ifade eden sözleri de yer alıyor. Erdoğan'ın havuz medyasını nasıl kurduğu anlatılan kitapta, satış rakamları şişirilen gazetelerden kamu kaynaklarının keyfi dağıtılmasına, hükumetin hangi kanal ve gazetelere kendi adamlarını yerleştirdiğinden havuza para aktaran iş adamlarına hangi ihalelerin verildiğine dair onlarca konuya açıklık getiriliyor.    

“Beraber Yürüttük Biz Bu Yıllarda”

İsmail Arlı'nın “Beraber Yürüttük  Biz Bu Yıllarda” isimli kitabı, Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı seçildiği 1994 yılından 2014 yılına değin devletin kaynaklarını yürüttüğü ifade ediliyor.  Erdoğan'ın Belediye Başkanı olduktan sonra adım adım nasıl zenginleştiğinin anlatıldığı kitapta kamu ihalelilerinin nasıl ve kimlere verildiğine dair önemli bilgiler yer alıyor. AKP ileri gelenlerinin kimlerle nasıl ticari ilişkilere girdiğinin anlatıldığı kitapta, AKP'nin şirketlerle kurduğu gizli bağlar ortaya konuluyor. AKP dönemindeki özelleştirmelerden sonucu belli olan ihalelere kadar isim ve tarih verilerek anlatılan kirli para ilişkilerinin hikâyelerini bu kitapta tüm ayrıntılarıyla bulmak mümkün.

“Yüzde On: Adil Düzenden Havuz Düzenine”

Ahmet Dönmez, “Yüzde On: Adil Düzenden Havuz Düzenine” isimli kitabında ihalelerden ne zamandan itibaren yüzde 10 komisyon alındığını anlatıyor. Aynı zamanda Zaman'ın başbakanlık muhabiri de olan Dönmez, bu yüzde 10'luk mekanizma yüzünden hangi bürokratların Erdoğan ile yollarını ayırdığını isim isim anlatıyor. Erdoğan'ın en yakınındaki isimlerin yaşanan yolsuzluklar yüzünden istifa ettiğinin anlatıldığı kitapta Hakan Şükür'ün sinir krizleri geçirmesine sebep olan dönemin başbakanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin tüm detayları da kitapta yer alan konular arasında.

"Uzun Adam'ın En Uzun Günü: 17 Aralık"

Dr. Mehmet Altan'ın "Uzun Adam'ın En Uzun Günü: 17 Aralık" isimli kitabı iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, Türk siyasi tarihinde skandallar ve hukuksuzluklarla anılacak bir dönemin miladı olan 17 Aralık 2013 Salı günü yaşananlar özellikle dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açısından ele alınıyor. Altan, 17 Aralık'ın ‘Türkiye'nin Orta Doğu ve Balkanlar'ın dahi en kuvvetli ve kudretli siyasal lideri' olarak lanse edilen Recep Tayyip Erdoğan ile AKP için ‘sonun başlangıcı' olduğunu belirtiyor. Kitabın amacının yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvet tarihçesini değerlendirmek olduğunu belirten Altan, AKP irdelenirken merkeze Tayyip Erdoğan'ın kaçınılmaz olarak yerleştiğini dile getiriyor. Bu açıdan, büyük yolsuzluk ve operasyonlarının yapıldığı Dört Bakan ve Halkbank'ın Genel Müdürü Süleyman Aslan dışında en büyük şoklardan birini Başbakan Erdoğan'ın yaşadığı ortaya çıkıyor. Sabaha karşı gerçekleşen operasyonlar sonrası Erdoğan'ın Şeb-i Arus törenleri için gittiği Konya'dan ivedilikle aradığı oğlu Bilal Erdoğan'la arasında geçtiği iddia edilen telefon kayıtları kitapta ayrıntılı bir şekilde yer alıyor. Saatleri ve olay örgüsüyle verilen telefon konuşmalarının daha sonra çeşitli paylaşım sitelerine servis edilmesiyle başlayan ‘öteki' ve ‘düşman' oluşturma süreci de ayrıca dikkat çekilen hususlardan. Başbakan Erdoğan, kendisine ait oluğu öne sürülen ve çoğunluğunu ‘Onu şey yapalım' ve ‘Tamam Babacığım'  ibarelerinin oluşturduğunu kayıtlarda oğlu Bilal Erdoğan'a  evde bulunan paraları ‘sıfırlama' talimatını veriyor. Bu noktada, işlemler için başta Bilal ve Sümeyye Erdoğan olmak üzere bütün aile fertleri seferber ediliyor. Altan'ın kitabında dikkat çektiği önemli unsurlardan birini ise, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran'ın Bülent Arınç'ın cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesi oluşturuyor. 17 Aralık günü neler yaşandığını ayrıntılı biçimde soran Umut Oran'ın önergesi sayesinde bu tarihi günün meclis arşivine alındığına dikkat çekiyor.  Oran, Erdoğan'ın kızı Sümeyye ve oğlu Bilal ile telefon kayıtları yanında Sümeyye Erdoğan'ın babasının talimatı üzerine TK2123 sefer sayılı THY uçağı ile sabah 09.00'da İstanbul'a uçarak, Bilal Erdoğan'a paraların sıfırlanması için aktarılacakların listesini iletip iletmediğini soruyor. Bununla birlikte, Erdoğan'ın geldiği TC-ANA uçağının gün içerisinde başka bir yere gidip gitmediği sorusu da yer alıyor. Bunlar yanında, birinci bölümün son sayfalarında 17 Aralık sürecinden sonraki günlerde neler yaşandığı kronolojik olarak yer alması tablonun bütünü görmek açısından önem taşıyor. Kitabın ikinci bölümü ise sürecin ortaya çıkardığı kuşkusuz en esrarengiz aktör olan Fuat Avni'nin twitter'da ‘korkma titre' sözüyle attığı twitler başlıklar halinde bir bütün olarak yer alıyor. Önemli olaylardan önce yaptığı uyarılarda yanılmayarak daha da merak uyandıran Fuat Avni hesabının tahmin ve yorumlarının bulunduğu bu bölümde, ‘7 Şubat MİT krizinde Camianın parmağı var mı?', ‘Başbakan'ın kişilik analizi' gibi dikkat çekici başlıklar var.

‘Belgelerle 17 Aralık: Hükümeti Devirme Operasyonu mu?'

Çetin Agaşe ‘Belgelerle 17 Aralık: Hükümeti Devirme Operasyonu mu?' isimli kitabında bir kafede otururken yanına gelip özel bir konuyu görüşmek isteyen okuru Şeref Dereci'yle yaptığı röportaj ve önemli belgelerden oluşuyor. Şeref Derici'yi kitabın merkezine oturtan, 17 Aralık sürecinin kilit isimlerinden Reza Zarrab'ın karıştığı büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna delil niteliğinde yüzlerce sayfalık dosyaların elinde bulunuyor olması. Dereci bu belgeleri Agaşe ile paylaşarak, Reza Zarrab'ı maliyeye ihbarını ve sonrasında yaşadığı süreci ayrıntılarıyla anlatıyor. Buna göre Dereci'nin hayatını ‘alt üst eden' olaylar silsilesi Fatih'te bir arkadaşının  ofisinde Reza Zarrab'ın adamlarından Adem Gelgeç'le tanışmasıyla başlıyor. Zarrab'ın üzerine üç şirket kurdurduğu adamı ile yollarını ayırma kararı sonrası Gelgeç'in elindeki belgelerin ulaştığı Dereci belgeleri bir mali müşavir arkadaşına inceletip ölüm riskine rağmen Zarrab'ı maliyeye ihbar ediyor. Kitapta, 17 Aralık anlatılırken tek bir satırda aynı günün sabahı dört bakana ve Halkbank Genel Müdürü'ne yönelik operasyonlar yer almazken, büyük yolsuzluğun tek sorumlusunun Zarrab olduğu imajı öne çıkıyor. Zarrab'ın Türkiye ve dönemin Başbakanı'nı kandırabildiği sonucunu çıkarmak da mümkün olabiliyor. Kitapta, 17 Aralık bölümü öncesi Dereci'nin AKP milletvekillerinden Emin Dindar ile i12 Haziran 2011 genel seçimlerinde AKP için yürüttüğü seçim çalışmalarının 17 Aralık bağlantısı olmamasına rağmen kitapta ayrıntılı olarak yer alması nerede durulduğuna dair bir ipucu değeri taşıyor. Dereci'nin elinde bulunan delil niteliğindeki belgeler 13 Ekim 2013 tarihinde Yeni Şafak'ta ‘Türk Vikiliks' manşetiyle çıkıyor. Nihayetinde, Dereci'nin Adem Gelgeç yoluyla ulaştığı belgelerle aslında Başbakan'ın zarar görmemesini engellemeyi hedeflediği vurgulanıyor. Dereci, bu gayeye yönelik  o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'a 17 Aralık'tan 32 gün önce bir de mektup yazıyor. Agaşe, kitabını paylaştığı bu mektup sayesinde Başbakan'ın 17 Aralık Operasyonu'ndan haberdar olmasına rağmen engellemeye çalışmayıp bizzat ön ayak olduğunu vurgulayarak bitiriyor.

“Fuat Avni: Firavun'un Sarayındaki Musa”

Aytekin Gezici, “Fuat Avni: Firavun'un Sarayındaki Musa” isimli kitabında 17 Aralık sürecinin ortaya çıkardığı kuşkusuz en gizemli aktör olan Twitter fenomeni Fuat Avni'ye dair kim olduğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çevresinde oluşturduğu paranoya gibi pek çok detay yer alıyor. Gezici, bir klişe hakine gelen ‘Fuat Avni kim?' sorusunun cevabını aradığı birinci bölümde birçok ihtimali sıralıyor. Buna göre, kitapta eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görevini teslim edeceği dönemde gündemi sarsan beyanların sahibi Hayrunnisa Gül ihtimali bile dillendirilmiş. Ancak Gezici uzun süre devam eden arayışın kapsamının Fuat Avni'nin danışmanlardan biri olduğuna dair twitiyle daralttığına değiniyor. Fuat Avni'nin verdiği operasyon haberlerinin örneklerinin yer aldığı üçüncü bölümde, Soma Faciası, Binali Yıldırım'ın karıştığı İzmir Limanı Yolsuzluğu, Bankasya'ya El Konulması, Ergenekon-Balyoz gibi davaları yürütmüş olan polislere yönelik operasyonlar gibi başlıklar altında her biri skandal niteliğindeki olaylar irdeleniyor. Gezici, kitabında ‘Fuat Avni'yi anlama kılavuzu' ve ‘Fuat Avni mizahı' gibi başlıklarla Fuat Avni'nin kendine has üslubuna dikkat çekiyor. Burada dillere pelesenk olan ‘korkma titre' ile ‘ayetullahtandır' ifadeleri ön plana çıkıyor. Kitabın son bölümlerinde 17 Aralık sürecinin kendisine odaklandığı görülen Gezici sekizinci bölümde 17 Aralık öncesini kronolojik biçimde ele alırken, dokuzuncu bölümde sonrasında yaşananları ayrıntılı ve aynı biçimde ele alıyor. Son iki bölümde ise, 17 Aralık'ın gölgesinde kalmış olan 25 Aralık'ın 17 Aralık'tan kuvvetler ayrılığı prensibinin ihlali açısından daha vahim olduğu yer alıyor. Gezici yargının kendi emrindeki kolluk gücüne emrini uygulatamadığını hatırlatıyor.

“Korku Cumhuriyeti”

Bülent Korucu, “Korku Cumhuriyeti” isimli kitabında 17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının hemen öncesinde yaşaşnan dershanelerin kapatılma hamlesinden başlayarak Hizmet Hareketi'ne yönelik bitirme operasyonuna evrilen tabloyu gözler önüne seriyor. Korucu'nun Zaman Gazetesi'nde kaleme aldığı yazılardan oluşan kitapta, Hakan Fidan, Efkan Âlâ, 7 Şubat MİT krizi, 17 Aralık Operasyonu, Yeni MİT Kanunu, Hizmet Hareketi'nin misyonu, Cemaati Bitirme Planı gibi farklı konularda yazılar yer alıyor. Sürecin öncesi ve sonrasıyla bir bütün olduğu düşünüldüğünde 17 Aralık'a gelene kadar Türkiye'nin atlattığı badireler gözler önüne seriliyor. Bu anlamda Korucu yazılarıyla, dönemin Başbakanı ve yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘milli irade' ibaresiyle tanımladığı kitleyi korku ile esir edişi ve yürüttüğü psikolojik harbe dikkat çekmeye çalıştığını belirtiyor.

‘İstihbarat Yalanları ve İftiralar'

İdris Gürsoy, ‘İstihbarat Yalanları ve İftiralar' kitabında, 17 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla başlayan süreci ayrıntılı bir şekilde anlatırken, sürecin yine pek çok hukuksuzluğa sahne olan 28 Şubat ile benzerlikler taşıdığına dikkat çekiyor. Gürsoy, yürütülen algı operasyonlarının önemli bir mihenki olan ‘paralel' söyleminin kapatmaya çalıştığı yolsuzluk iddialarını, fezlekeleri, yasal dinleme kayıtlarını, imar planlarındaki değişiklikleri özellikle gündeme getiriyor. Yazar Gürsoy, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasındaki delillerin, ‘paralel, haşhaşi, örgüt' gibi ifadelerle örtülmeye çalışıldığını ve 28 Şubat'ta da medyanın tümüyle iktidarın himayesindeki görünümünün bugün aynıyla varolduğuna değiniyor. Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Hizmet Hareketi'ne ve Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'ye yöneltilen yalan ve iftiralara somut verilerle cevap veriliyor. ‘1999 Haziran Fırtınası' başlığıyla yer alan ikinci bölüm İdris Gürsoy, 28 Şubat sürecini hatırlatıyor. Kitabın son bölümünde Şubat soğuklarından geçmiş olan Hocaefendi'nin 1999 yılında bugünkü gibi iftiralarla hedef alındığı, Bediüzzaman Said Nursi'nin de aynı yollardan geçtiği örnekleri ile anlatılıyor. Gürsoy, 28 Şubat sürecinde adeta belleklere öcü mahiyetinde beliren irticanın yeni  versiyonunun paralel söylemi ile oluşturulduğuna dikkat çekiyor.

‘Yalanlar, İftiralar, Çarpıtmalar'

Salih Sarıkaya ve Özgür Küçük'ün ortak kaleme aldığı ‘Yalanlar, İftiralar, Çarpıtmalar' isimli kitapta, 17 Aralık sonrası esen sert rüzgârlarla savrulanların siyaset kadar medyada da olduğu ele alınıyor. ‘Havuz medyası' kavramının literatüre girdiği süreçte adeta bir yalan fabrikasına dönüşen gazetelerin manşetlerinin kitapta yer aldığı göz önüne alınırsa, söz konusu kitap gelecekte bugüne bakacaklara bir fener mahiyeti taşıyor. 28 Şubat'takine benzer biçimde sınıfta kalan medyanın hayali haberleri ve yalanları ifşa edilerek, 17 Aralık sonrası Akit, Yeni Şafak, Sabah, Star, Takvim ve Akşam gazetelerinde yayımlanan haberleri belgeleri ve gazete manşetleriyle okuyucunun önüne konuyor. Bu anlamda kitapta montajla oluşturulan yalanlardan hayali röportajlara kadar geniş bir yalan skalasının ifşası yer alıyor. Ciddi bir arşiv taramasının sonucu olan kitap bu yönüyle gelecek neslin araştırmacılarının işini kolaylaştıracak gibi görünüyor.

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/kultur_paralel-paranoya-simdiden-onlarca-kitaba-konu-oldu_2266892.html