Yazdır

17 Aralık sürecinde alimler ve zalimler

Yazar: Bugün Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 14
En KötüEn İyi 

17 Aralık sürecinde alimler ve zalimler

Ekrem Dumanlı, yeni kitabı Alimler ve Zalimler'de 17 Aralık süreci sonrasında toplumun belli bir kesiminin nasıl olağan şüpheli durumuna getirildiğini tarihteki örnekleriyle birlikte mercek altına alıyor. 17-25 Aralık sürecini geçmiş-şimdi-gelecek saç ayağında değerlendiren Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, tekerrür esprisi çerçevesinde zulmü, zulmün muhataplarını; mağrur ve mağdurlarını kendine has üslubuyla anlattığı 'Alimler ve Zalimler' adlı kitabında, ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın davaya ömrünü adayanlara, dönüp kendi işlerine bakmalarını, işleri daha iyi nasıl yapabilirimin yollarını aramalarını salık veriyor.

Devlet zırhına bürünmek

Yedi bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, 'Tarihi izdüşümleriyle Âlimlere Yapılan Zulümler' ana başlığında tarih sahnesinde zulmü tadan İslam büyüklerinin hayatlarından örnekler veriliyor. Öncesinde zulmün ne olduğuna odaklanan Dumanlı, benlik sırrını çözmeden zulüm illetinden insanın yakasını kurtaramayacağını ifade ediyor.

Sürekli 'ben, ben, ben' diyen bir egonun zaman içinde firavunlaşmasının kaçınılmaz hale geleceğini, firavunluğun da beşeri bir zaafın mütekebbir sembolü olmasından ötürü Kur'an-ı Kerim'de 74 kez zikredildiğine vurgu yapıyor.

Akabinde ferdi firavunlukla devlet zırhına bürünen firavunluğun farkına değiniyor ve devlet imkânlarının alet edildiği zulmün ürkütücü sonuçlarına dair ipuçları sunuyor.

Her şeyin sona ereceği gün

'Çağrı' başlıklı ikinci bölümde, zulmün taraflarına sesleniyor Dumanlı. Zulmeden zalim, zulme uğrayan mazlum ve ikisi arasında gidip gelen yahut da gelmeyen, arada kalan arâftaki! Hepsi de payına düşeni alıyor yazarın kaleminden. 'İnsaf', 'Hakperestlik' ve 'İsyan Ahlakı' bölümlerinde zulme muhatap olanların yer aldığı yelpazeyi genişleten Dumanlı, her şeyin bir gün sona ereceğini ve hesap gününün mutlak olduğunu belirtirken, kaçan fırsatlardan, hayretengiz duruşlardan, İslam'ı kendine kisve edinenlerin yaşayacakları mahcubiyetlerden, çoğunluğun zulmünden, masumların ahlarından ve kaçınılmaz olan tükenişten dem vuruyor.

Sondan bir önceki bölüm 'Cadı Avı'nda, yaşananlara yakın tarihten örnekler verilirken hüsranla sonlanan benzer süreçlerin kritiği yapılıyor. 'Çıkış Yolu' başlıklı son bölümde ise bu sıkıntılı zaman diliminden çıkışın tüyoları veriliyor.

Özetle, "yeni mazlumlar"a yapılanları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren Alimler ve Zalimler'den bazı bölümleri sizler için derledik.

Seçilmiş bölümler...

Şimdi sıra yeni mazlumlarda

Kitabın sunuş yazısını Abdullah Aymaz kaleme almış. Aymaz, günümüzde yaşananların benzerlerinin yıllar önce de yaşandığını şöyle anlatıyor:

"İmam-ı Azam, İmam Şâfı̂, Ahmed bin Hanbel ve İmam Mâlik, hem de halifelik mührünü elinde bulunduranların 'devlet çarkını keyfi kararlarla işleterek' yaptıkları zulümlerle işkence görmüş, zindanlara girmişlerdir. Ama o büyük rehberler hep esas işlerine bakmışlardır. (...)

Adam gibi adamlar

Bu zulümlerden Mevlâna Celâleddin-i Rûmî̂ ve Mevlâna Halid Bağdadî̂ Hazretleri de nasiplerini aldılar ama hep aslı̂ işlerine bakıp hizmetlerine koştular. Cevrin çarkı gelip Bediüzzaman Hazretleri'ni de buldu ama o dimdik bir duruş sergiledi. Adam gibi adamlar yetiştirmeye devam etti. Hep işine baktı. Şimdi sıra yeni mazlumlarda..." (sf.7-8)

Adaletsizliğe zorlanan yardı

Zulümlerin en kabası, en acımasızı devlet imkânlarının hoyratça kullanılması ile ortaya çıkar. Oysa devlet, milletin himmeti ile ayakta durur ve asla millete karşı şiddet unsuru olarak kullanılamaz. Ne var ki bütün ceberut zalimler devleti kendi babalarının malı sanarak ve insandan daha üstün görerek bireyi ezip geçmeyi dener.

Keyfi denetim

Güvenlik güçlerini kendi şahsi intikam duygusu için kullanan, yargıyı adaletsiz karar vermesi için zorlayan, maliyeyi keyfi denetimine araç haline getiren -kim olursa olsun ve ne maksatla yaparsa yapsın- zulmetmiş olur. (sf45)

Solculuk mu bitti sağcılık mı tükendi?

Netice hep aynıdır: Bir dönem sürekli kötülenen, suçlanan, "kökü kazınmak" istenen hiçbir kitle yok edilememiştir; edilemez de. İstisnası yok.

Mazlumların fikri...

Hiçbir topluluk devlet eliyle yürütülen zulüm sonucunda tarihe karışmamış; hatta zaman içinde daha güçlü hale gelmiştir. Neden? Çünkü toplumsal gerçekliği olan hiçbir hareket baskıyla, zulümle yok edilemez. 12 Eylül darbesi yapıldığında on binlerce insan tutuklandı, onlarca idam kararı verildi. Solculuk mu bitti? Sağcılık mı tükendi? O günün despot darbecilerinden geriye bir şey kalmadı ama mazlumların fikri hâlâ yaşıyor, yaşatılıyor. (sf.156)

Zikirmatikli analar, gözü yaşlı babalar

Gerçek şu ki Türkiye yeni bir dönüm noktasında. Verilecek hukuk mücadelesi bu ülkenin gireceği yörüngeyi belirleyecek. Şımarık ve kibirli yaklaşımlar amacına ulaşırsa Türkiye'de adaletin ikame edilmesi çok zor artık. Esbap planında iki umut verici gelişme var. Biri AYM gibi kurumların hâlâ ayakta kalma çabası ve asaleti; diğeri zikirmatikli anaların, gözü yaşlı babaların hak arama iradesi. Bu bile yetiyor umutlanmak için çünkü o analar/babalar milletin tâ kendisidir ve o hak arama şuur ve erdemi bu milletin çıkış yoludur. (sf.115)

Halk iradesine yüklenen imani anlam

Dünyanın şirazesi kaydı. Müslümanlar'ın İman-İslâm-İhsan temelleri üzerine kurulu muvazenesi de bozuldu maalesef. Özellikle "siyasal İslam" diye anılan cereyanlar, "sandığa yansıyan halk iradesi" diye bir kavrama adeta imanî bir anlam yükledi.

Tabii ki kitle desteğinin makul bir yeri, makbul bir izahı var ancak hak ve adaleti sayılara mahkûm etmek zulüm dolu bir sapmaya vesile olabilir. (sf.96)

Dava adamları ile heva adamları arasındaki fark

Hocaefendi ile kendi fotoğraflarını yan yana basarak "dava adamı" diye başlık atıyorlar. Utanın biraz utanın! Hocaefendi gerçekten bir dava adamıdır. Siz daha ananızın karnına düşmemişken Hocaefendi dava çilesi çekmişti; hâlâ da çekmektedir.

Sizin dava edilmeniz sizi dava adamı yapmaz. Çile tarihi şahittir ki dava adamları ile heva adamları arasındaki fark, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki mesafe kadardır. (sf.116)

Bu erdem değil de nedir?

Aynı günlerde bir yolsuzluk hadisesi de Japonya'da yaşanıyor. Tokyo valisi Naoki Inose'nin, vali yardımcılığı sırasında bir şirketten 500 bin dolar rüşvet aldığı iddia ediliyor.

İmtiyaz tanımıyor

Vali, geçen sene şahsî ihtiyacı için kredi çektiğini ancak bunu tamamıyla ödediğini, ilgili şirkete herhangi bir imtiyaz tanımadığını söylüyor.

Söylüyor ama istifayı da basıyor ve bunun sebebini, "olimpiyatlar için büyük yatırım yapan Japon hükümetini rahatlatmak" şeklinde özetliyor. Ee bu erdem değil de nedir Allah aşkına? (sf.132)

Hesabı verilemeyecek suç

Hayalî komplolar üretileceğine İslamî olana, insanı̂ olana, hukuki olana yönelmek gerekiyor. Aslı faslı olmayan iddialarla tribünler bir miktar oyalanabilir ancak ortaya çıkan somut bilgi, belge ve olguları vicdanlarda taşımak imkânsız.

Öfkeyle suç icat etmek, suçlu devşirmek ve devlet gücünü hayali "iç tehditler"e karşı kullanmak, rüşvet ve yolsuzluk iddialarından daha büyük bir suçtur. Dünyada da ahirette de hesabı verilemez. (sf.133)

"Hocaefendi'nin dava çilesi hiç bitmedi. 1971'deki askerî muhtıranın bedelini ödeyenler arasındaydı. Aylarca hapishanede kaldı, bir kerecik olsun 'öf' bile demedi. Şimdilerde küfürbaz ağzıyla sanal âlemde mücahitlik taslayanlar o ıstırap dönemini tahayyül bile edemez." (sf.45)