Yazdır

TÜSİAD Başkanı: Ortada paralel devlet görmüyorum

Yazar: Zaman Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 10
En KötüEn İyi 

TÜSİAD Başkanı: Ortada paralel devlet görmüyorum

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 'paralel devlet' iddialarına ilişkin ilk kez konuştu. Ortada somut bir şey olmadığını belirten Dinçer, "2009 senesinde çekilen bir diziyle ilgili Samanyolu Medya Grup Başkanı'nın ve Zaman Gazetesi Yayın Müdürü'nün gözaltına alınması, sonra birisinin tutuklanmasının paralel devletle nasıl bir ilgisi olduğunu biz anlayabilmiş değiliz." dedi.

İş dünyasının, 'paralel paranoyası' ile yürütülen baskılara ve hukuk dışı uygulamalara tepkisi her geçen gün artıyor. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer, iktidarın öteden beri yürüttüğü algı operasyonunun parçası olan 'paralel' söylemiyle ilgili, "İki cemaat arasında bir mücadele olmuş olabilir ama ben bir paralel devlet görmüyorum." ifadelerini kullandı. 14 Aralık medyaya darbe operasyonunu ise Dinçer, "2009 senesinde çekilen bir diziyle ilgili Samanyolu Medya Grup Başkanı'nın ve Zaman Gazetesi Yayın Yönetmeni'nin gözaltına alınması, sonra birisinin tutuklanmasının paralel devletle nasıl bir ilgisi olduğunu biz anlayabilmiş değiliz." sözleriyle değerlendirdi.

TÜSİAD Başkanı Dinçer, patronlar kulübünün yeni Yönetim Kurulu'nun belirleneceği 22 Ocak tarihi yaklaşırken Avrupa Birliği, paralel paranoyası, Gezi eylemleri ve yargıya güven gibi gündemde önemli yer tutan konular hakkında değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısındaki "Paralelle mücadelede sizden yeterince destek görmüyorum." açıklamasının hatırlatılması üzerine Dinçer, "TÜSİAD ne yapabilir paralel devletle ilgili? Ben bir şey görmüyorum. Benim gördüğüm sadece bazı usulsüz dinlemelerle ilgili olarak bazı emniyet mensuplarının tutuklanması. Ama bu paralel devlet tanımına tam uymamaktadır herhalde." cevabını verdi. Dinçer ayrıca, "Paralel devlet çok ciddi bir iddiadır. TÜSİAD'ın paralel devlet iddialarıyla ilgili bir pozisyonu olamaz, çünkü sonuçta bu yargıya intikal etmesi gereken bir konudur. Paralel devlet varsa bunu ortaya çıkarması gereken MİT'tir, Emniyet'tir." tespitinde bulundu. Gerçekleri ortaya çıkaracak olanın yargı olduğunu vurgulayan TÜSİAD Başkanı, bu konuda ortada somut bir şey olduğunu düşünmediğini söyledi. Dinçer, "Usulsüz dinleme yaptığı iddia edilen birkaç kişinin yakalanmasıyla devlet içinde bir paralel devlet ortaya çıkmadı." ifadesini kullandı.

'Yargıya güven kalmadı'

Hizmet Hareketi ile ilgili iddiaları ciddi bulduğunu belirten Dinçer, "Benim ya da TÜSİAD'ın bu iddiaların hangisi doğru ya da yanlış bilmemiz mümkün değil." diye konuştu. Geçmişteki Balyoz, Ergenekon gibi siyasi davalardaki iddiaları hatırlatan Dinçer, gelinen noktada iddialar için "Bugün ne gerçek, ne düzmece, ne kurgu kesinlikle bilinmeyen bir noktaya geldik." değerlendirmesi yaptı. "Türkiye'de bu iddiaların ortaya çıkarılması için sağlıklı işleyen bir yargı sürecine ihtiyaç olduğunu net bir biçimde görüyoruz." diyen Dinçer şöyle konuştu: "Ama öte taraftan toplumun da geçmişte yaşananlar dolayısıyla yargıya saygısının ve güveninin de kalmadığını görüyoruz. Türkiye'de tarafsız ve bağımsız bir yargı olmadığını da görüyoruz. O nedenle de o bahsedilen iddiaların kanıtlanması için doğru bir ortamın olmadığını görüyoruz."

'Fethullah Gülen de suçsuz'

TÜSİAD Başkanı Dinçer, "Cemaat bir suç örgütü olabilir mi?" sorusunu ise, "Bir kere suç kişiseldir, ceza hukukun temel ilkesidir. İçinde birkaç kişi suç işlese, hatta lideri bile suç işlese 'cemaat suçludur' diyemezsiniz. Hukukta böyle bir şey yoktur." şeklinde cevapladı. Bu suç örgütü iddiası yargıya intikal etse bile yargının bağımsızlığıyla ilgili ciddi kuşkuların olduğuna değinen Başkan Dinçer, "Bu süreçlerin şeffaf olmadığını, yargı mensuplarının dokunulmazlığının olduğunu görüyorum. Şeffaflık, bağımsızlık olmazsa da Türkiye bir hukuk devleti olamaz. Türkiye'nin böyle sorunları var. Siz biliyor musunuz acaba Ergenekon'da esas resim nedir?" sorusunu sordu. Fethullah Gülen Hocaefendi ile kendisi ve ailesinden kimsenin görüşmediğini kaydeden Dinçer, hükümetin Hocaefendi hakkında kırmızı bülten çıkarma girişiminde ABD'nin iade noktasına geleceğine pek ihtimal vermediğini belirtti. Dinçer, Fethullah Gülen'e yönelik terör örgütü lideri olduğu iftirasıyla ilgili, "Bu benim işim değil. Tabii ki masumiyet karinesi yönünden suçu kesinleşinceye kadar herkes suçsuzdur. Fethullah Gülen de suçsuzdur." diye konuştu.

TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer'den satır başları

Muhatabımız cumhurbaşkanı değil, başbakandır

Bizim Cumhurbaşkanı'mızla hiçbir sorunumuz yoktur. Cumhurbaşkanı devletin başıdır. TÜSİAD'ın muhatabı zaten cumhurbaşkanı değildir, başbakandır. Bizim çalışma alanlarımızla ilgili bakanlardır. Sayın Cumhurbaşkanı ile göreve geldikten sonra yaptığım görüşmede, geçmişte yaşanan gerginlikleri unutup ilişkilerimizi normalleştirme teklifi yaptım. Kendisi de bunu olumlu karşıladı. Kendisini YİK toplantımıza davet ettim, oraya da geldi. Bir el uzatmıştır, biz de o eli havada bırakmadık ve ilişkilerimizi normalleştirdik. Normalleşme yaşandı, bugün itibarıyla ilişkilerimizde herhangi bir gerginlik yoktur. Ama bizim muhatabımız da Sayın Cumhurbaşkanı değildir. Herhangi bir eleştiride, bir politika önerisinde ya da bir raporda muhatabımız Sayın Cumhurbaşkanı değildir, hükümettir. Biz 62. hükümetin programına baktık ve onunla ilgili görüşlerimizi paylaştık.

Gezi, darbe girişimi değil, otoriter tavra tepkiydi

Gezi bir darbe girişimiyse -ki bize göre Gezi bir darbe girişimi değil- TÜSİAD penceresinden baktığınız vakit, Gezi bir demokratik hak arayışı, bir çevresel duyarlılık ve otoriter bir tavra karşı bir tepki. Net bu böyle. Ha üçüncü günden sonra başka şekle dönüşmüş olabilir, gerçekten niyeti darbe olanlar içine karışmış olabilir. Ortaya çıkarsınlar o zaman bunun bir darbe girişimi olduğunu, bunu ortaya çıkarmadan devamlı 'darbe' demek bize pek normal gelmiyor. Gezi'nin üzerinden bir buçuk sene, 17 Aralık'ın üzerinden de bir sene geçti. Bunların biraz ortaya çıkarılması lazımdı artık. 17 Aralık'ta organize bir şeyler olduğunu görüyoruz tabii. Arka arkaya 4 tane bakanla ilgili ve Cumhurbaşkanı'yla ilgili bazı tapelerin eşzamanlı servis edilmesi bunun arkasında organize bir şey olduğunu gösteriyor. Ama bunlar kimdir, nedir bilmiyoruz. Bunların ortaya çıkarılması lazım, bu TÜSİAD olarak bizim işimiz değil.

17 Aralık süreci, iş dünyası için şaşırtıcı değil

Bir kere şunu çok net biliyoruz; Türkiye'de yolsuzluklar var ve artma eğiliminde. OECD'nin çalışmaları da bunu gösteriyor. Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye'yi 11 basamak geriletti. Bizim 800 tane iş insanıyla yaptığımız ankette; yüzde 37'si faaliyet gösterdikleri sektörde yoğun biçimde yolsuzluk olduğunu, yüzde 46'sı ise bu yolsuzlukların artma eğiliminde olduğunu söylüyor. Dolayısıyla 17 Aralık sürecinde yaşananlar iş dünyası açısından çok da şaşırtıcı değil. O kişilerden bağımsız konuşuyorum ama yolsuzlukların oradan veya buradan çıkmasını biz aslında normal görüyoruz.

AB, Erdoğan yüzünden Türkiye'den vazgeçmez

Cumhurbaşkanı'nın davranışını tepkisel olarak değerlendirmek lazım. Burada bir iletişim problemi görüyoruz, Türkiye'de olan biten AB'ye tam anlatılamadı diye düşünüyoruz. Belki AB de biraz acele etti. Geçmişte zaten yargılama süreçlerinde sicili bozuk bir Türkiye var, arkasından basın-medya mensupları gözaltına alınıyor, bakanlar soruşturma yapan savcıyı etkilemek üzere açıklamalar yapıyorlar. Kendilerine de hiçbir şey anlatılmıyor, AB de doğal olarak Türkiye'yi kendi değerlerinden uzaklaşır şekilde gördüğü için bir uyarıda bulunuyor. Ama ben AB'nin böyle bir söylem üzerine Türkiye'den vazgeçebileceğini hiçbir şekilde zannetmiyorum. Bu, karşılıklı çıkarlara dayanan bir ilişki. Bizim kara kaşımız, kara gözümüz için Türkiye'yi AB'de istemiyorlar. AB'nin daha etkili ve güçlü olabilmek için Türkiye'nin coğrafyasına, ilişkilerine ve ekonomik dinamizmine ihtiyacı var. Sonunda Türkiye mutlaka AB'ye üye olacaktır, ben buna inanıyorum. Çünkü AB mecbur kalacak. AB şu anda kendi mimarisini gözden geçiriyor ama ben bizim hükümetimizin 2023 hedefini AB üyeliği için de olumlu bir hedef olarak görüyorum.