Yazdır

Kur'an'a yeniden dönüş çağrısı

Yazar: Aksiyon Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 7
En KötüEn İyi 

Bir İ'câz Hecelemesi okuyucuyla buluştu

Fethullah Gülen’in yeni kitabı Bir İ’caz Hecelemesi, Yeniden ve yeniden bir Kur’an’a dönüş, istinad çağrısı olarak okunabilir. Başlangıçta müellifi gibi eser de tevazu kanatlarını üzerimize eğse ve kapılarını herkese açsa da derinliklerine yolculuk etmek azim ve gayret istiyor.

Bu satırların yazarı 17.25 depremini yaşadığında anladı, “Kur’an yetimliği”nin toplumsal olarak neye tekabül ettiğini. Sadece ve sadece o hablü’l-metîn’e sadakatle ve ihlasla sarılanların istikametini muhafaza edebildiğini gördü.

Yine bu satırların yazarı iman, nifak ve küfrün ihtiva ettiği batınî (içkin) manâları biraz daha kavradı. Hadiseler Kur’an temsil ve kıssalarını birer birer ve teferruatıyla tefsir ederken Kur’an’ın Hayy esmasına mazhariyetle “dipdiri” olduğuna ayne’l-yakîn şahitlik etti. Muhyiddin ibn Arabi’nin “sonsuzdur” dediği anlam mertebelerini hissetti. Hayret, Kur’an’ın satırlarıyla hadiselerin satırları bu kadar mı ucu ucuna örtüşebilirdi? O satırların altındaki gizli manaların anahtarı “adanmışlıkla” ve “yaşatma sevdasıyla” hizmet eden, “haram lokma yemeyen” ve “zulme boyun eğmeyen” masum ve mazlumların boynuna mı takılmıştı?

“İttika fiilinin ism-i fâili olan müttaki ‘bir şeyden sakınan, himayeye giren ve himayeyi kabul eden’ manalarına gelmektedir. İsimlerdeki devam ve sebat mânâsı da nazar-ı itibâre alınınca müttaki: Zamanın ve kâinatın değişik hâdiselerine karşı himayeye girme lüzumu duyuldukça devamlı korkan ve Allah’ın himâyesine giren, demek olmalıdır.”

Zamanın ve kâinatın hadiselerinden dehşete düşmüş, savrulup giden ‘dost’lar için ağıt yakarken yayımlandı Bir İ’caz Hecelemesi. Yeniden ve yeniden bir Kur’an’a dönüş, istinad çağrısı olarak. Siyasetin akılları gevezeleştirdiği, algı operasyonlarının bakışları bulandırdığı böyle bir zamanda, asıl meşguliyetimizin ne olması gerektirdiğini hatırlatırcasına.

“Hüdenli’l-müttekîn: Yani o Kur’an takva dairesi içerisinde olan, istidat ve kabiliyetlerini heder etmemiş bulunan ve iradeleriyle Cenâb-ı Hakk’ın iradesine ‘lebbeyk’ diyenler için sırat-ı müstakime götüren bir mahz-ı hidayettir.”

Yıllardır Amerika’ya gidip gelenler Hocaefendi’nin tefsir dersleri hakkında bilgi getirirlerdi de içimde taşıdığım en büyük özlemin o ders halkasına bir defa olsun katılmak olduğunu kimseye söyleyemezdim. Eseri okumaya başladığım an o ders halkasına girmiş gibi hissettim kendimi. Risale-i Nur’dan talimli olduğumuz, zaman ve mekânın perdeleyemediği bir sohbetin içerisine.

“Elif Lâm Mim. Zâlike’l Kitab... İşte o mukaddes, şânı yüce kitaptır..” Eserde, “Senâmu’l-Kur’an” (Kur’an’ın hörgücü, zirvesi) ve “ez-Zehrâ” (parlak, ışık saçan, nurefşan) lakaplı Bakara Sûresi’nin (Âyete’l-Kürsî’yi ihtiva ettiği için Sure-i Kürsî de deniliyor) ilk yirmi beş âyeti tefsir ediliyor. İlk beş âyette bir mümin portresi çiziliyor. Sonra 2 âyette kâfirler tanımlandıktan sonra, temsilleri ile beraber 12-13 âyette münafıkların karakteristik özellikleri derinlemesine tahlil ediliyor. Bu tefsire Kur’ân’ın belagat ve i’câzının muhteşemliği eşlik ediyor.

Âyetler kelime kelime tefsir edilirken âdeta her anlam ırmağı kendi pınarından fışkırıp akmaya başlıyor, âyetlerin insicamı içerinde bir araya gelip, sürekli yenilenen terkiplerle his ve idrak havzımıza dökülüyor. Üstad’ın “hakikatin müteaddid vücuhu” dediği vecihler ard arda, yormayan bir tafsilatla anlatılıyor: Şöyle de anlaşılabilir, şuradan da bakılabilir. Şöyle de yorumlanmış… Âyetlerde seçilen kelimelerin dil incelikleri, müfredat manaları, harflerin işaret ettiği açık ve kapalı anlamlar, âyet ve kelimelerin birbiriyle olan münasebeti, Kur’an’ın iç musikisi… Benim gibi ümmi birisi için fazla mı, billahi değil. Ben bu kadar telezzüz edebiliyorsam kim bilir cevahir kadrini bilenler nasıl bir sahilsiz ummana yelken açıyorlardır.

Yıllardır vaazlarda, Bamteli ve Herkülnağme’lerde parça parça dinlediğimiz, Pırlanta serisinde kısım kısım talim ettiğimiz her meselenin bizi nasıl Kur’an hakikatlerine muhatap olmaya hazırladığını fark ettim okurken. İlmen, kalben ve ruhen. O hazırlıkla sistematik bir ilmî tefsir dersine iştirak ve bir nebze istifade edebildim.

Başlangıçta Arapça dil inceliklerini ve gramer kurallarını bilmiyor oluşumun bir metne muhataplık problemine dönüşebileceğini düşünmüştüm. Öyle olmadı. Çok hassas bir denge gözetilmiş bu konuda. Ve o kadar yol gösterici, bilgilendirici açıklamalar yapılmış ki, dirayet tefsirlerinde boğulup kaldığım, altında ezildiğim o kaideler ruhumun kaideleri hâline geldi. Arapça gramer bilgisi, Kur’an’ın harflerinin bile manayı nasıl desteklediğinin, Kur’an’ın değiştirilemezliğinin birer şahid-i sadıkı olarak zihnime kazındı. Neticede Sarf, Nahiv bilmesek de Kur’an dili fıtraten ve mahiyeten en çok aşina olduğumuz dil değil mi? Hatta kendi ana dilimizden bile fazla. Ezel aşinası olduğumuz… Ayrıca Fatiha Üzerine Mülahazalar’da edindiğimiz bilgiler nasıl Bir İ’caz Hecelemesi’ni anlamamıza yardımcı oluyorsa, bu eserin müktesebatı da tefsir’in bundan sonraki ciltlerini anlamamıza yardımcı olacak.

Ahmet Kurucan Bey’in uyarısına katılıyorum. Bir İ’caz Hecelemesi müteaddiden ve mütalaa ile okunmalı. Mademki tefsirin çekirdeği bir ders halkasında teşekkül etmiştir, meyvelerini de ders halkalarında toplanmaya devam etmeli. Zira o dersler 10’dan fazla tefsirin mütâlaası üzerine kurulu ve tefsir çeşitlerini cem eden özel bir metodolojisi var. Tasavvufî, fıkhî, lügavî, tarihî, fennî, zannımca en çok da edebî, sosyolojik ve psikolojik tefsir. Muhteşem bir çok katmanlılık, geçişkenlik ve bütünlük. Kur’an âyetleri ile birlikte insan ve kâinat âyetleri de yeniden şerh oluyor. Başlangıçta müellifi gibi eser de tevazu kanatlarını üzerimize eğse ve kapılarını herkese açsa da, derinliklerine yolculuk etmek azim ve gayret istiyor.

Kitabın isminin Bir İ’caz Hecelemesi olması, yayıncılık teamüllerine aykırı olmasına rağmen, Kur’an’a muhataplık duruşumuzu tanımlaması noktasında fevkalade önemli. Fakat damlanın deryaya, nurun güneşe nispeti gibi o hecelemenin, İlâhî Kelam’ın bu asra bakan yüzü, bu asrı gören gözü olduğunu metni takdir sadedinde değil, kendi selametimiz için tasdik etmek durumundayız.

Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an’a olan yakınlığını “Asa-yı Musa” sembolizmiyle anlatmıştı: “Su getirmek için bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir. Bir kısmı da her yerde kuyu kazar, su çıkarır. Birinci kısım çok zahmetlidir. Tıkanır, kesilir. Fakat, her yerde kuyular kazıp su çıkarmaya ehil olanlar; zahmetsiz, herbir yerde suyu buldukları gibi (..) Kur’ân-ı Hakîmin minhac-ı hakikisi, her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Her bir âyeti, birer Asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor.”

Dem bu dem. Vakit bu vakit… Bir İ’caz Hecelemesi, Asa-yı Musa’yı zamanın ve kâinatın hadiselerine vuruyor. Çıkardığı gerçek manasıyla âb-ı hayat ve ona her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

NT MağazalarıFethullah Gülen Hocaefendi’nin “Bir İ’câz Hecelemesi” isimli kitabını satın almak için tıklayın.