Yazdır

Erdoğan yandaş olmayan sivil toplum istemiyor

Yazar: Aksiyon Tarih: . Kategori 2014 Haberleri

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

Burhan Özfatura: Erdoğan yandaş olmayan sivil toplum istemiyor

Turgut Özal ve Tansu Çiller’in Fethullah Gülen ile görüşmelerinde yanlarındaki isimdi Burhan Özfatura. Şahit olduklarını anlatıyor: “İkisi de ‘Sizin için ne yapabiliriz?’ diye sordu. ‘Birisi gelip adımızı kullanarak bir menfaat, bir makam isterse sakın inanmayın. Yalan söylüyordur.’ cevabını aldılar.”

Tutuklanan polisler için, ‘Hiç üzülmeyin aslanlarım’ diye yazı yazdı. ‘Bir okulun duvarını yıkacağınıza sokaklara hâkim olun’ dedi. Son yargı ve güvenlik paketleri için ise; ‘Kendilerine biat edilmesini istiyorlar’ açıklamasını yaptı. Pek çok kişinin sustuğu dönemde konuşan Dr. Burhan Özfatura, merkez sağ partilerin ve seçmen kitlesinin yakından tanıdığı bir isim. ANAP ve DYP’de siyaset yaptı. AKP kurulurken kapısı çalınmış ancak ‘Bu partiyi hangi para ile kurdunuz?’ sorusuna cevap alamayınca teklifi geri çevirmiş.

Dr. Burhan Özfatura, Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile abi kardeş gibiydi. Özal DPT müsteşarı iken Özfatura Maliye Bakanlığı’nda hesap uzmanlığı yapıyordu. 24 Ocak kararlarının uygulanmasında, 12 Eylül’de ve 1983 reformlarında Özal’la beraber çalıştı. Özfatura, Hizmet Hareketi’ne ‘terör örgütü’ iddiası ile soruşturma açılmasını, Hocaefendi hakkında yakalama kararı çıkarılmasını nasıl değerlendiriyor? Paralel yapı suçlamasının arkasında ne var? Tecrübeli siyaset adamı ile İzmir’deki ofisinde konuştuk. AKP ve Hizmet Hareketi hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

-Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ‘terör örgütü yöneticiliği’ suçlaması var. Siz bu iddialara ne diyorsunuz?

Sayın Gülen; dünya nimetlerine sırtını dönmüş, tüm hayatını Türk-İslam dünyasının birliği, beraberliği, güçlenmesi ideallerine adamış gerçek bir âlimdir. Ne gariptir ki, 12 Eylül sonrasında, yıllarca, terörist muamelesi yapılmış, arananlar listesinde yer almıştı. Kendisi, her zaman itidali, kardeşliği ön plana çıkarmış biridir. 12 Eylül öncesi, İzmir’de pek kan dökülmedi ise onun Bornova’daki uzlaştırıcı vaazlarının etkisi çok büyüktür. Hizmet çok kısa sürede çığ gibi büyüdü. Tüm dünyaya yayıldı. Türkiye’nin gururu oldu.

-Nasıl tanıştınız? Sonradan değişmiş olabilir mi?

Sayın Gülen’i 1970 yılında tanıdım. Yedek subaylıktan sonra, tekrar hesap uzmanı olarak göreve başlamıştım. Bu arada, Hocaefendi’nin hizmetlerini duymuş, ancak kendisiyle tanışma imkânı bulamamıştım. Bir akşamüstü, Kemal Unakıtan (refakatimde, yetkisiz hesap uzmanı olarak eğitim görmekte idi), Abdurrahman Serdar ve kardeş gibi sevdiğim (müftülükte çalışan) Hidayet Atıcı ile birlikte, Kestane Pazarı Camii’ne gittik. Çok mütevazı bir odası vardı. Tek değerli nesne, kitaplar idi. Bizi buyur ettiler. Kendi aramızda sohbete başladık. Bu arada, benden 2-3 yaş büyük, nur yüzlü, çok edepli, söze karışmayan bir delikanlı da hizmet ediyor, çay-bisküvi ikram ediyordu. Bir süre geçti, hocamız ortada yok. Ben, “Herhâlde işi çıktı. Odayı daha fazla işgal etmeyelim, kalkalım” dedim. Hidayet kardeşim, “Hoca burada” diye ikaz etti. Meğer devamlı olarak bize hizmet eden, edepli gençmiş. Daha sonra; zaman zaman Buca-Kaynaklar’daki yaz kamplarını ziyaret ettik. Kendi eliyle pişirdiği pilav ve irmik helvasından bol bol yedik. Sohbetlerinden yararlandık. Fethullah Gülen’in bu mütevazı ve edepli hâli, hiç değişmedi.

-Erdoğan, ‘Ne istediler de vermedik’ dedi. Gülen’in, iktidardan talebi ne olabilir?

Hocaefendi’nin Tansu Çiller ve Turgut Özal’la görüşmelerinin şahidiyim. Orada sizin için ne yapabiliriz, diye sormuştu ikisi de, dedi ki Hocaefendi; ‘Bizim adımızı kullanıp birisi sizden bir ihale, bir çıkar, bir makam adaylık isterse yalan söylüyor. Bu tür konularda kesinlikle benim bir ricam ve talebim yok. Tek ricam olabilir, lütfen bizim yurtdışındaki okullarımıza referans olun ve büyükelçilerin aleyhimize çalışmalarına fırsat vermeyin.” Ben 70’ten beri tanıyorum. Kardeşim gibi seviyorum. Hiç değişmedi. Hiçbir gün de politikaya, beni sevdiğini biliyorum, benim için bile karışmadı. Kimseye bu bizim kardeşimizdir, oy verin, demedi.

-Zaman ve STV’ye baskınlar düzenlendi. Hidayet Karaca gözaltına alındı. Yeni gözaltılar ve operasyonlar olacağı söyleniyor.

Şu anda darbe dönemlerini geçen bir baskı ve zulüm var. İstiklâl Mahkemeleri ve Yassıada’yı aratmayan yargı uygulamaları yapılıyor. Silahlı suç örgütü kurma ve mensubu olma’ gibi suçlamalar ne mantığa ne hukuka sığıyor. Bunların hepsi siyasi davalar.

-Erdoğan, Hizmet’i bitireceğim, diyor. Darbecilerin başaramadığını başarabilir mi?

Ne yapacak, bitirecek? Kapatsın. Bir kapı kapanır, on kapı açılır. Zulüm ebedî olamaz. Hepsinin bir hesabı var ama Allah’ın da bir hesabı var. İnançlı kesime ümitsizlik yasak. Rahmetli babam ilkokul hademesiydi, namaz kılıyor diye okuldan attılar. Aynı gün, zahirecilik yapan Hüseyin amca, ne arıyorsun burada, diyor; babam, ‘ben okuldan ayrıldım’ deyince, gel bu dükkân senin, diyor. Daha güzel bir ücretle babama iş verdi Allah. Niyet hayır, akıbet hayır. Diğer yandan Peygamberimiz ve ehl-i beytin çektiği sıkıntıları ortaya koyarsak çok utanırız. Aynı baskılar, aynı ambargolar var ama Allah her zaman mazlumların yanındadır. Maşallah Hocaefendi de dimdik, milyonlarca insan da ona dua ediyor. Hakikaten binlerce evladımız yurtdışında, Türkiye’de olsalar süper maaş alır, ama orada açlıkla tokluk arasında her bir işi yapıyorlar. Allah hiçbir şeyi zayi etmez. Ben çok ümitliyim, hiç karamsar değilim.

-DP, AP, DYP ve ANAP hep cemaatlerle iyi ilişkiler kurdu. Muhafazakâr ve dindar bir parti olan AKP, niçin cemaatleri bitirmeye çalışıyor?

AKP muhafazakâr değil, dindar da değil. Partileri üç gruba ayıracaksın. Samimi dindarlar (bunlar şimdi düşman ilan edildi), dindar geçinenler ve dindarlıktan geçinenler. AKP, dini istismar eden bir parti. Dine haçlı hücumlarından ve ateist zihniyetten daha fazla bu dini kullananlar zarar verdi. Bir kere dinin politikada kullanılması ve istismar edilmesi kadar büyük bir vebal olamaz. Din bizi toplar, camii cem eder. Adam AKP taraftarı olmayanı düşman gibi görüyor. Bizi birleştiren dinî ve millî değerlerdir, politik çıkarlar değildir.

-Siz ANAP ve DYP’de politika yaptınız. Bu iki partinin son dönemlerinde yaşananlara benzer bir süreç mi yaşanıyor?

ANAP’ın ikinci döneminde, yolsuzluk iddiaları gündeme gelmişti. Papatyalar çevreyi sarmıştı. Dalkavukluklar vardı ama hiçbir dönemde bu kadar yoğun ve şirke kaçan dalkavukluklar olmadı. İnanılmaz, aklın, vicdanın, mantığın almayacağı laflar. İşte adam, Tayyip Erdoğan’a dokunmak sevaptır, diyor. Bir başkası, Efkan Ala, onu Efendimiz’den daha mütevazı gösteriyor. Kendisi merhametimiz gazabımızı geçmiştir, diye açıklama yapıyor. Bunlar söylenecek laflar mı? Özal’ın çevresinde bu tip insanlar vardı ama hiçbir zaman şirke giren sözler söylemediler. Turgut Bey’e yalnızken, ‘sayın cumhurbaşkanım’ demedik, ‘abi saçmalama’ diyorduk. Eleştirilere hep açıktı, hoşgörülüydü.

-Daha önce böyle bir süreç yaşandı mı?

Hiçbir zaman böyle bir dönem yaşamadık. Tek kriter yandaşlık. Biat edeceksin ve bir de teröre karşı çıkmayacaksın. Üniversiteleri kimse kazanamıyordu Güneydoğu’da. Dershaneler sayesinde o çocuklar ülkeye kazandırıldı. Hem de derece ile üniversitelere gitmeye başladılar. Bu tabii PKK’nın işine gelmedi. Dershanelerin kapatılması tamamen PKK’nın talebidir.

-Özal, Demirel ve Ecevit’in Gülen’e bakışı nasıldı?

Türkiye’yi yönetenler bugüne kadar hep okulları savundu. Düşünebiliyor musunuz bir devlet kendisi için yurtdışında propaganda merkezi olan okullarına düşman olsun! Türkçe olimpiyatına karşı çıksın. Hasbelkader pek çok ülkedeki okulları gördüm, nereye gitsem, Moskova belediye başkanı dâhil, ‘Bunlar seni seviyor, bize kontenjan versinler’ diye rica ettiler. Hepsi bizim gururumuz. Hepsi Türklere karşı sempati ve gönül bağı ile yetişiyor. Erdoğan gidiyor, Afrika’da o ülkelerin liderlerine ‘Türk okullarını kapatın’ diyor. Böyle bir şey olur mu? Kiev’de bir kadın geldi, boynuma sarıldı. Nasıl öpüyor beni. Nasıl mutlu çocuğuna verilen eğitimden. Ben gidip Demirel’i de öpeceğim dedi ve gitti öptü.

-Erdoğan’ı ne rahatsız etti?

AKP karşısında güçlü bir sivil toplum örgütü istemiyor. AKP yandaşı olmayan, gücü olan bütün cemaatlere, Nurcusu ile Süleymancısı ile Menzili ile aklınıza ne gelirse hepsine karşı. Terör örgütünün de talimatı var. PKK da cemaatleri istemiyor; çünkü bunlar millî birlik ve beraberliğin tutkalıdır. 12 Eylül’den sonra Menzil cemaatinin liderini Çanakkale’ye sürmüşlerdi. Turgut (Özal) abi gitti, Evren Paşa’ya bunların birlik beraberlik içinde çalıştıklarını anlattı ve ikna etti. Evren Paşa tekrar dönmesine izin verdi.

-Büyük yolsuzlukların ortaya çıkmasından sonra, ‘paralel yapı’ diye bir düşmanın icat edilmesi rastlantı mı?

Tamamen bir örtme operasyonu. İşte bir hasım bulacaksın, Hizmet Hareketi bulundu. 17-25 Aralık yolsuzlukları tahminlerin çok üstünde bir rezalet. Rüşvet o kadar büyük boyutlarda ve en tepedekiler dâhil o kadar kişiyi içine almış ki, bu kadar beyin yıkama faaliyetlerine, bu kadar yandaş medyadaki iftiraya rağmen üstünü örtemediler. O tapeler hepimizin aklında ve gözümüzün önünden gitmiyor. Düşünebiliyor musun, Muammer Güler’in oğlu Reza Zarrap’tan ayda 30 bin dolar danışmanlık parası alıyor! Oğlanın bilgisi ne? Tamamen iş takipçisi. İçişleri bakanı olarak babası referans mektubu yazıyor, ona yapılacak operasyonları önlüyor. Yargıda her şeyi darmaduman ettiler ve takipsizlik kararı çıkardılar. Zafer Çağlayan’ın kolundaki saatin hediye olduğu, Mersin’deki seçim giderlerinin Reza tarafından karşılandığı apaçık ortaya çıktı. Evde bir trilyon olur mu kardeşim? Ben bu büroyu alırken 150 bin lira borç verdiler. Evde üç gün para kaldı, hanım evden çıkamadı. Adam milyonları nasıl evde muhafaza ediyor? Ayakkabı kutuları, kasalar bilmem neler. Havuz medyası için 750 milyon kredi verildi hâlâ tahsil edilmiyor, para battı, milletin parası.

-‘Paralel yapı’ söylemi yolsuzlukların üzerini örtebilir mi?

Yama büyük, çok büyük ama kabul etmek gerekir ki, bu iktidar beyin yıkama ve gündemi değiştirme operasyonlarında başarılı. Şu anda uluslararası saygınlığını yitirmişsin, ekonomin berbat, kendini israfa vurmuşsun, saraylarla, lüks arabalarla, uçaklarla… Şimdi bu kadar fakir insanın bulunduğu bir ülkede 2,5 katrilyon saraya harcanır mı? Allah’tan korkun ya! Dünya hırsı. İsraf haram, yetim hakkı daha da bir haram. Her türlüsü irtikâp ediliyor.

-AKP içinde de pek çok kişi Hocaefendi’yi tanıyor? Ancak bunca haksızlığa ve iftiraya seslerini neden çıkaramıyorlar?

Bakın Lut kavmi helak edildiğinde içinde çok sayıda Allah’a inanan insan vardı, onlar da helak edildi. Neden? Sessiz kaldıkları, kötülüğe karşı direnmedikleri için. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Elinle, dilinle, kalbinle reaksiyon göstereceksin. Allah’tan başka bir şeyden korkmayacaksın. 2015 seçimleri çok önemli. Seçimlerde vatandaşımız feraset ve basiretle davranmazsa kendi ipini kendisi çekmiş olacak.

-AKP tabanı, sadece söylemlere bakıyor, gerçekleri görebilecek mi?

Herkesi kandırırsın ama Allah’ı kandıramazsın, kendini de kandıramazsın. Burada AKP’ye destek verenler bir analiz yapacak; bu cemaat kendi çıkarları için mi uğraşıyor? Millet için mi? Türkiye ekonomik olarak da, politik olarak da uçuruma gidiyor. Dünyanın en kalitesiz eğitimi Türkiye’de. Devlet çarkları darmadağın edildi. Yalakalıktan başka vasfı olmayan tipler kamuya alındı. Bakın terör, fuhuş, uyuşturucu ve cinayetler arttı. Yetişmiş yargı ve emniyet mensuplarını harcarsan meydan onlara kalıyor.

- Kötü yönetimin sebebi ne?

Türkiye’de tek adam yönetimi var. Hukuk düzeni yok; cumhurbaşkanlığı, genel başkanlık, başbakanlık, bakanlıklar tek kişinin uhdesinde toplanmış durumda. O ne derse o oluyor. Herkesin görevi onun söylediğine destek çıkmak.

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/politika_yapilanin-ne-hukukla-ne-vicdanla-ilgisi-var_2226598.html