Yazdır

Fethullah Hocaefendi

Yazar: Ömer Çavuşoğlu, Akşam Tarih: . Kategori 1995 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Cuma akşamı bir büyük düşünür, ufuk insanı, bir felsefe adamıyla beraberdik. Maksadımız engin tecrübesinden istifade etmek, topluma ışık tutan fikirlerini okurlarımıza aktarmaktı. Hocaefendi, "Hiçbir kul hakem değildir." diyor. Kimin cennete, kimin cehenneme gideceğinin kararını sadece Allah verir, onun haricinde kimsenin bir tasarrufu olamaz. Allah'a iman etmek, yani 'Lâ İlâhe İllallah' demek yeterlidir, gerisi kulla Allah arasındadır. Namaz kılmak, oruç tutmak elbet şarttır ama Allah'a iman etmek ilk ve en mühim adımdır." Hocaefendi, tevazu sahibi bir insan. Türkiye dışında 180 okul ve 4 üniversiteyi nasıl kurdunuz sorusuna, "Ben değil, Allah'a inanan duygu düşünce birliği içinde olan insanlar kurdular." diyor.

Gümrük birliği için görüşleri düşündürücüydü. "1960'lı yıllarda açıkçası ürküyordum, Avrupalıyla entegrasyon, Türklerin örf ve adetlerinin yok olmasına sebep olabilir diye düşünüyordum. O tarihlerde Diyanet İşleri'nin resmi vaizi olarak Almanya'ya yapmış olduğum seyahatlerde oradaki insanlarımızın ancak % 2'si verdiğim konferansları dinlemeye gelmişlerdi. Ama seneler, o insanlarımızı yeniden örf ve adetlerine sahip çıkar duruma getirdi, o % 2'ler, % 60'ları buldu. Bu yüzde endişem ortadan kalktı. Ancak, Asya'ya, diğer ülkelere açılacaksak, inşallah Avrupalı buna mani olmaz."

Özelleştirmede geç kalındığı düşüncesinde. "Dolar 10 bin lirayken yapılan bir özelleştirme, 42 bin lirayken yapılanına göre milletin daha fazla menfaatine olurdu" diyordu Hocaefendi. Ama yine de özelleştirmenin yararlı olduğu düşüncesindeydi. "Ticaret İslâm'ın geleneğinde var, kazanacaksın ki zekât verebilesin, veren el alan elden üstündür." Ülkenin fakirliğini, cehalet ve bölücülüğe bağlıyordu, bu yüzden eğitim seferberliğinin şart olduğunu düşünüyordu. Toplumun bilge kişileri bir bütün hâlinde hareket etmeliydi, Türk, Kürt, Alevi tefriki yapmadan insanlarımız birbirlerine hoşgörüyle yaklaşmalıydı. Türkiye'de vücuda gelen dalgalar birbirini kırıyordu, birbirini tamamlamıyordu. Bu yüzden vücuda gelen güç çoğalacağına, birbirine çarparak sıfırlanıyordu. Sağ, sol hangi taraftan gelirse gelsin ülke menfaatine olan doğruların birlikte olması gerekirdi.

Hocaefendi Türkiye'nin büyümesi için sivil toplum felsefesinin her kesim tarafından benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. "1960 yılındaki öğrenci olaylarında polisi kovan zihniyet askerin yüzünü yaladı, böylece ihtilale davetiye çıkartıldı." demekte.

Aynı durum 1980'de olduydu; yine ihtilal, yine sivil toplumda kesinti. Geçen günkü Alevi olaylarında da aynı durum vardı. Polise taşlı-sopalı saldırı yapıldı, polis köşeye sıkıştı ama buna rağmen temkinliydi. Derken sahneye asker alkışlarla davet ediliyordu. Sahnelenen aynı senaryo." Elbette Hocaefendi olayları bizim yazdığımız şekilde söylemiyordu ama genel tarifi buydu. "Askerler de bizim evladımız, bu vatanın onlara büyük ihtiyacı var. Ama bu müdahaleler onları da yıpratıyor. Sivil toplumun bütün bunların üstesinden gelecek güçte olması lazımdır." Hocaefendi daha çok şeyler söyledi, onları da Meriç Köyatası yazacaktır. Ama verdiği en önemli mesaj "Hoşgörülü olun" idi.