Yazdır

Fethullah Hoca

Yazar: Ali Bulaç, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1995 Köşe Yazıları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 

Son haftaların en aktüel şahsiyetlerinden biri hiç şüphesiz Fethullah Gülen Hocaefendi'dir. Hocaefendi öteden beri Türkiye'nin yakından tanıdığı önemli bir zat; ancak son zamanlarda birdenbire gündemin ilk sırasına yükselmesini sağlayan olay, muhtemelen Başbakan Tansu Çiller ve Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın'la yaptığı görüşmedir.

Bu görüşmeyi medya çeşitli şekillerde ele aldı. Kimilerine göre bu, ülkenin çok partili hayata geçişinden bu yana "dini çevrelere taviz verme" esasına dayanan "opürtinist politikalar"ın son örneğidir. Devlet o kadar zayıflamış ki, "dini cemaat" liderlerinden yardım almak zorunda kalmış; bu Türkiye Cumhuriyeti'nin laik kimliğine vurulmuş bir darbedir. Kimileri ise hükümet yetkililerinin böyle bir görüşme talebinde bulunmuş olmaları, Hoca ve çevresinin toplumsal hayatın dokusunda sağladıkları gücü temsil eder ve esasında güçlü sivil şahsiyetlerle zaman zaman yöneticilerin görüşme yoluyla fikir alışverişinde bulunmalarından daha tabii bir şey olamaz.

Görüşmenin şekliyle ilgili bu değerlendirmelerin ötesinde Hocaefendi ile hükümet yetkilileri arasında hangi konuların ele alındığı hususu çok önemlidir. Bu konuda bazı spekülasyonların dışında müşahhas bir bilgi yok. En çok üzerinde durulan konu, devlette bazı güçlerin RP'yi devre dışı bırakarak bir erken seçime gitmeleri durumunda karşılaşacakları durumu müzakere etmiş olmaları, hatta bu plan çerçevesinde Hocaefendi'den "destek" talep etmeleri hususudur. Tabii olarak eğer böyle bir şey sözkonusu ise, bu, başta, Refah olmak üzere çok sayıda müslüman cemaat ve çevreyi ciddi bir şekilde tedirgin etmektedir.

Şurası kesin ki, müslümanlar yanında bazı laik çevreler Türkiye'de bir Cezayir tecrübesinin yaşanmasını arzu etmiyorlar. Ancak görünen şu ki, mevcut konjönktürde Refah giderek iktidar adayı durumuna geçmekte olan bir parti konumuna gelmektedir.Yakın vadede RP'ye ciddi bir alternatif de görünmüyor. Bu durumda da RP'nin seçim yoluyla elde edeceği zaferi sindirip iktidar olmasını kabullenmek ya da Cezayir'de olduğu gibi meşru bir seçimi iptal edip iktidara askeri veya başka yollarla el koymak gerekir. Bu da zaten bu konuda üç sabıkası olan Türkiye'de demokrasinin bir daha kesintiye uğraması demektir. Anlayacağımız, Türkiye demokrasisi tamamiyle RP'ye endekslenmiş bulunmaktadır. Gerçek demokratlık RP'yi kabul veya reddetmekle ölçülebilen bir sıfata dönüşmüştür.

Müslüman cemaat ve gurupların bir askeri darbeyi RP iktidarına tercih edecekleri düşünülemez; bu görüşte olan bazı laik çevreler de var. Ancak devlet, vatan ve rejimin kendi vesayetleri altında olduğunu düşünen bir takım güçler her ne suretle olursa olsun, RP'nin bir iktidarını içlerine sindirecek gibi görünmüyorlar. Darbe ile birlikte aklımıza hemen "zinde askeri güçler" gelmesin; "zinde güçler"in mühim bir kısmı, sivil kıyafetle dolaşan bürokrat, aydın, gazeteci, sanayici-tüccar paşalardır. Bu üniformasız paşaların bugüne kadar gösterebildikleri tek beceri zaman zaman askerleri büyük bir tazyik altına alarak rejime el koymalarını sağlamaktan bir adım öteye gitmez. Esasında dün olduğu gibi bugünkü konumlarını da ancak askeri darbelerin şemsiyesi altında korumak ve sürdürmekten başka bir şansa sahip değildirler. Bu rejim şahinlerinin kamuoyuna yansıyan düşüncelerine göre, yönetimin halihazırdaki karekteri demokrasi, insan hakları ve meşru siyasi katılımdan çok daha önemlidir.

Şimdi akla şu soru geliyor: Hocaefendi ile görüşen Çiller ve Karayalçın bunlardan mıdır? Bu her iki hükümet yetkilisinin gerçekten demokrat olduklarından şüphe etmek için çok sayıda sebep var. Ancak kendileri sureta demokrat olsalar bile, etkisi altında bulundukları zinde kuvvetler ve küçük çevrelerin tazyiki altında bir darbe hevesine çok da direnmeden boyun eğeceklerini düşünebiliriz.

Elbette burada hükümet canibinden kimin ne düşündüğünden çok, Hocaefendi'nin niyet ve tututmu önemlidir. O zaman benzer soruları Hocaefendi'yi kasdederek de sorabiliriz: Hocaefendi, bir RP iktidarı ihtimali karşısında RP'nin önünü kesmeye, bu partiyi devre dışı bırakmaya matuf bir planın içinde yer alabilir mi? Veya RP iktidarına karşı vukubulacak bir askeri darbeye destek verir mi? Ya da en azından tecrit yoluyla RP'nin yanlızlaştırılması planına katkıda bulunmayı kabul edebilir mi?