Yazdır

Bu Sese Kulak Verilmeli...

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 1997 Köşe Yazıları

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Bugün bir Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı daha var. Türkiye'yi yönetenlerin sağduyuya ihtiyaç duydukları kritik günlerin içerisindeyiz. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi kritik dönemlerde yaptığı sağduyu çağrıları ile ülkemizin yöneticilerini, yarın pişmanlık duyacakları davranışlar konusunda ikaz etmeye çalışıyor. Dün akşam Samanyolu TV'deki sağduyu çağrısı da sorumluluk yüklü tarihi bir uyarıydı. Muhterem Hocaefendi öncelikle Türkiye'nin bir kısır döngü içine hapsolduğuna, kriz sebebi olarak ele alınan meselelerin abartıldığına ve gerilimin tırmandırıldığına dikkat çekti. Gerilimin dünyanın her ülkesinde olumsuzluklar doğurduğunu, bizim için de olumlu bir işe yaramayacağını belirtti. Çünkü gerilim atmosferinde fikir üretilemiyor, politika üretilemiyor, strateji üretilemiyordu. Halbuki sıçrama rampasındaki Türkiye'nin bir kısır döngüye değil, doğurgan bir döngüye ihtiyacı vardı. 21. yüzyılın milletlerarası yarışında politika ve strateji merkezlerinin oluşturulmasına ihtiyaç vardı. Herkesin birbirini düşürmeye çalıştığı bir gerilim ortamında aydınlara ve elit sınıfa olan güven de sarsılıyordu. Güven bunalımı; ticarî, sosyal ve kültürel hayatı da olumsuz etkiliyordu. Türkiye'nin dışarıdaki itibarı sarsılıyor, bize olan ümitler yıkılıyor, imaj değişiyordu.

Evet Muhterem Hocaefendi "Aklı selim hakim kılınmalı." diyordu. "Gerginliği tırmandıran tahrik cepheleri vardır; ama bunlar azınlıktadır." diyordu. Top yekûn üzerlerine gidildiğinde susacaklar." diyordu. Bugün birbirinin karşısına geçmiş her iki cephede de anlayışlı davranan çok insan var." diyordu. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi burnundan soluyan tarafları sükunete çağırıyor, herkesin üslubunu bir daha gözden geçirmesini tavsiye ediyor ve "Birbirimize saygılı olmalıyız." diyordu.

Askerlere, "Gücün temsil edildiği yerde, mantık ve muhakeme tam kıvama gelemez." hatırlatmasını yapıyordu. Dini politize etmeye kalkanların ise, dine sahip çıkıyor gibi görünseler de dine en büyük ihaneti yapacaklarını vurgulayarak, "Lâ ilâhe illallah" demekle kurtulunabileceğini hatırlatıyor ve "İnsanlara din adına yaklaşırken savcı gibi değil, avukat gibi olunmalı." diyordu. Biz Muhterem Hocaefendi'nin özellikle 28 Şubat tarihli son MGK kararlarından sonra askere yönelik husumet dolu bakışlar konusundaki uyarılarının önemine özellikle işaret etmek istiyoruz. Evet asker, gücü temsil ederek ülkede var olan krizin kendi müdahalesi ile çözülmesi ve yönlendirmenin kendisi tarafından yapılmasını istiyor. Ama bu bir darbeye varacaksa bu da bir krizdir. Zira darbenin kendisi bir krizdir. Ve darbe birtakım başka krizleri de beraberinde getirir. Türkiye'nin darbelerle çok önemli kayıpları olmuştur. Tecrübeler, birikimler heba olup gitmiştir. Ancak askeri, toplumun temel çizgisinden çıkmış gibi görmek askeri tanımamak demektir. Milletin içinden çıkmış bir müessese milletiyle karşı karşıya gelmez, gelemez.

Pekiyi Çözüm Nedir? Muhterem Hocaefendi, Cumhurbaşkanı'mızdan çöpçüye kadar herkese sorumluluk düştüğünü hatırlatıyor. Sayın Demirel'in dehası ve siyasi tecrübesiyle şu dönemde en büyük rolü oynayacağına inanıyor. Kuvvetlerden bir kuvvet olma sürecini yaşayan medyamızın çok şey yapacağına inanıyor. Hükümet edenlerin bir içtimai mukavele özelliğinde olan son MGK kararlarına uymaları gerektiğini belirtiyor. Evet bugün bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısı daha var. Dileriz Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin tarihi uyarısı asker-sivil herkes ve medya tarafından dikkate alınır. Hepimiz biliyoruz ki son pişmanlık fayda vermez...