Yazdır

Millet Yapar ve Korur

Yazar: Fehmi Koru, Zaman Tarih: . Kategori 1997 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Neden bu kadar hayretle karşılandı anlamak zor; ancak, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin tavsiyeleriyle kurulmuş, Türkiye içinde ve dışında faaliyet gösteren eğitim kurumlarının gerekirse devlete devredilebileceği haberi, hayretle ve galiba biraz da kuşkuyla karşılandı. Hayretin sebebini anlamak mümkün: Sayıları 300'ü bulan okulların bir çırpıda devrini göze almak kolay değil. Bazıları bu çıkışı akla en son gelmesi gereken kıytırık sebeplere bağlama eğiliminde…

Söz konusu okulları, fırsat düşürüp ara sıra konu ettiğimiz için biliyorsunuz; Türk eğitiminin gurur kaynağı gençleri yetiştiren kurumlar bunlar… İngilizce eğitim veriyor, özellikle fen bilimlerinde dünya şampiyonları yetiştiriyorlar… TÜBİTAK'ın düzenlediği bilim yarışmalarında ilk sıraları, her yıl, Anadolu'nun dört bir yanına dağılmış kardeş okulların öğrencileri kazanıyorlar…

1990 sonrasında, aynı eğitim kurumları, ülkemizin bayrağını dünyada da dalgalandırmaya başladılar. Sadece Orta Asya cumhuriyetlerinde değil, beş kıtada, din, dil, ırk ayrımı gözetmeden insanlığa eğitim hizmeti sunuyor bu kurumlar…

Böylesine yaygın bir açılımı hiç bir devlet başaramazdı. Sadece, bürokrasinin o bildiğimiz yavaş işleyen mekanizmaları yüzünden değil; gidilen ülke yönetimlerinin zihninde meydana gelmesi muhtemel sorular yüzünden de… Bugünün dünyasında, hiç bir ulus, özellikle bir süper gücün boyunduruğundan yeni kurtulmuş ülkeler, başka bir devlet adına sunulan hizmetlere gönül rahatlığı içinde kendilerini bırakmıyor… Türkiye, oralara, ancak gönül erleriyle, destani fedakarlıkları göze alabilen yiğitlerle ulaşabilirdi, öyle de ulaştı.

Konunun Türkiye gündemine birdenbire düşmesi, ülkemizi yakından izleyenlerin kafasını karıştıracaktır. Sebep, herşeyimizi en ince ayrıntılara kadar bilenlerin bile, kendi gözlemlerine dayanarak, bu okulları 'resmi' bir girişim sanmalarıdır. Washington'da katıldığımız bir toplantıda, ev sahibi ülkenin Türkiye ve Orta Asya uzmanlarından birine, "Bu kurumların devletle hiç bir ilgisi yok" iddiamızı kabul ettirebilmek için bayağı ter dökmemiz gerekmişti. Okulları gezdiklerinde gördükleri, Türkiye'deki devlet denetimindeki eğitim kurumlarından farksız oldukları noktasına getirmişti yabancı gözlemcileri. Doğrusu da o görüntüdür: Hizmet erlerinin gayretleriyle ayakta duran o kurumlar, bulundukları coğrafyalarda, ülkemizin en ciddi temsilcileridir.

Eğitim faaliyetleri, dünyadaki gidişe de paralel olarak, bu alanda para kazanmak isteyen veya hamiyyetini eğitim alanına yönlendiren insanların ilgisine terk ediliyor yıllardan beri. Şirketlerin ve kamu yararına çalışan vakıfların açtığı özel okulların sayısı son on yılda müthiş arttı. Eğitimin kalitesini yükselten, devletin bütçe imkanlarıyla gerçekleştiremediğini gençlerimize sağlayan bir gelişme bu. Arzulanan, tıpkı kalkınmış ülkelerde olduğu gibi, eğitime özel ilginin daha da artmasıdır. Bu sebeple, fedakarlığın en asili sergilenerek açılmış okulların devlete devri fazla mantıklı değil.

Medyanın gündemine giren konu, başka hiç bir işe yaramadıysa, Türkiye içi ve dışında faaliyet gösteren eğitim kurumlarının işlevinden ne kadar yaygın bir kesimin haberdar olduğunu açığa vurmuş oldu. Bazısı Robert College veya Saint Joseph gibi yabancı okullarda yetişmiş, bazısı fedakarlık abidesi eğitimcilerin yönetimindeki okulları ziyaret fırsatı bulduğunda hayran kalmış, bir bölümü de eğitimin toplumdaki yerinin farkında pek çok insan, "Aman bu kurumlar olduğu gibi, hatta gerekirse daha geniş imkanlara kavuşturularak varlıklarını sürdürsünler" demekteler.

Bu yazımızı, "Bu işte bir şike var" kuşkuculuğuyla değerlendirecek olanları şimdiden uyaralım: Yurt içinde ve yurt dışında faaliyet gösteren ve sayıları 300'ü bulan eğitim kurumları, ister bugünkü özel statüleri devam etsin ister dünyadaki gidişe ters bir yol tutularak devletleştirilsinler, bizim milletimizin malıdır. Millet yapar, yaptığını da korur.

Başka bir ülkede olsa, böylesine büyük bir fedakarlığın destanı yazılır, hamlenin başlatıcısı ve onunla birlikte hareket edenler ödüle boğulurdu; Türkiye, ilk Nobel'ini, bu cihanşümul hizmet sayesinde kazanırdı.

Hep beraber göreceğiz: Bir gün o da olacak.