Yazdır

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Hassasiyeti

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 1997 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Susurluk'taki bir trafik kazasıyla iki aydır Türkiye'nin gündemini işgal eden kirli-karanlık ve hukuk dışı olaylara adı karışanların isminin geçtiği bir listeye, sonradan muhterem Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi'nin de adı karıştırıldı. Kimileri muhterem Hocaefendi'nin bu konuda gösterdiği hassasiyeti ve gazetemizin konuya verdiği önemi alınganlık ya da lüzumundan fazla bir tepki olarak değerlendirebilirler. Konu, M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin şahsı ile alâkalı olsaydı, kendisini seven milyonlar olarak teselli yarışına girer, "Ağlama karanfil, siz bu din ve millete hizmet etmişler listesinin en üst sıralarındasınız." der, densizlik ve alçaklıkla yapılmış karalamaların pâk isminize leke süremeyeceğine yürekten, hem bu dünya hem de ahiret için göz yaşlarımızla şahitlik ederdik. Ancak Muhterem Hocaefendi, herkesin ve bütün dünyanın bildiği hizmetleri açısından artık şahsî hayatı olmayan bir insandır. Onun şeref ve onuru; verdiği hizmetlerle ve bu hizmetlerin içinde yer alan insanlarla bütünleşmiştir. Olay; muhterem, sevilen ve sayılan bir insanın adının bir listeye karıştırılıp itibarının sarsılması olayı değildir. Bir şahsın karalanması için yapılan, bir şahsın ismiyle sınırlı bir olay değildir. M. Fethullah Gülen Hocaefendi bir semboldür. Dost-düşman herkes biliyor ki, Hocaefendi'nin sembolü olduğu hizmet; sırf Allah rızasına dayalı ve bu milletin yeniden yücelmesi, devletlerarası yarışta ilim, medeniyet ve insanlık adına hakkettiğimiz yeri alma azmi, gayreti ve sevdasıdır.

Devletin yapamadığını, bin yıllık hülyaları gerçekleştirme adına melek yüzlü güzel insanlar omuzlamıştır. Böylesine bir hizmet ve diriliş heyecanı bugün yeryüzünde hiçbir toplulukta yoktur. "Önce insan ve insanlık" diyen, karanlıklara ve düşmanlıklara düşman olan, dostluğa dost, kardeşliğe davetiye çıkaran, sevgi diyen, barış diyen, hoşgörü diyen, "önce toplum, sonra ben" diye haykıran bir yeni insan tipinin, bir yeni neslin bu hizmet anlayışı, evet birilerini ciddi ciddi rahatsız ediyor.

Türkiye'yi; iktisadî, siyasî, idarî ve kültürel alanlarda uyguladıkları strateji ve bunlara dayalı desise ve planlarla yıllardır kontrolleri altında tutmuş Batılı devletler; Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bahtı açılmış, dünyadaki gelişmelerle yeniden SÜPER GÜÇ olma rampasına çıkmış ülkemizde, tarihî ve millî dinamikleri harekete geçiren hizmetlerden rahatsızlık duymaktadırlar. Devlet, millet, ülke menfaati ve bütünlüğümüz çerçevesinde verilen bu hizmetler işte bu rahatsızlıkla, hem bugünkü mevcut durumu, hem de gelecek adına vaad ettikleriyle önlenmek istenmektedir. Mesele Susurluk bahane edilerek bir listeye isim ilavesi değildir. Perde arkasındaki hain bir el, ömrü millete düşmanlıkla geçmiş jurnalcilerini de sahneye sürerek zehrini kusmaya çalışmaktadır. Bu kanlı, kirli ve inançsız yürek, hedefi de, zamanlamayı da, hamlesini de, iyi belirlediği vehmini yaşamaktadır. Bu hain oyun; millete hizmet verecek yiğitleri, adi ve çirkin iftiralarla millet vicdanında karalayıp mahkûm ettirmek için tezgahlanmıştır.

Ama tutmamıştır, tutmayacaktır. Rahmetli Menderes'e yapılana bu millet başka evlatları için artık fırsat vermeyecektir. Evet, "Avcının insafı yok. İmanı ise hiç yok." Hasetleri imanlarının önüne geçmiş, vefa gününde ortadan kaybolan dostların verdiği acı büyük. Ama ne gam. Şerleri hayra çeviren Rabb'imiz bize yeter. Ağlama karanfil...

Senin yüreğine akorda olmuş muhabbet fedailerini de ağlatma. Siz demiyor muydunuz: Tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril gel. Beyaz atının üzerinde bir sabah erken. Gözlerim kapalı ruhumda seni süzerken, Tıpkı rüyalarda olduğu gibi diril gel...

O erler geldiler. Allah'ın tevfik ve inayetiyle dinimiz ve ülkemiz adına, insanı yüceltme adına, şu kirli dünyada insanî değerleri hakim kılma adına temsil ettikleri misyonu hakkıyla yerine getirme kararlılığından da asla vazgeçmeyecekler...