Yazdır

Hizmet Edenler ve İftira Atanlar

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 1997 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Değerlerin altüst olduğu bir çağda yaşıyoruz; bu yönüyle bir "şeytan çağı" bu çağ. İffet, haysiyet, şeref, güven ve itimat gibi en önemli insanî ve ahlâkî değerlerin ne demek olduğunu; hayatı yeme, içme ve şehveti tatminden ibaret görenler idrak edemez. Aynı şekilde, bu değerleri ve Allah'a kulluğun ve bu kulluk çerçevesinde insanlara hizmetin zevkini ve insana kazandırdığı yüceliği, her gerçeği maddede arayanlar ve onun ötesinde ne varsa 'üst yapı kurumu' olarak telâkkî edenlerin bilmesi mümkün değildir. Mümkün değildir ki, yıllarca yabancı ülke gizli servisleriyle içli dışlı olanlar, gençliklerini kâh Amerika'nın, kâh Çin'in, kâh Rusya'nın emellerine hizmetle tüketenler ve hayatlarında bir defa olsun ülkeye, millete, insanlığa hizmetin ne olduğunu, ne olması gerektiğini düşünme gereği duymayıp, şu ülkeye ve millete kötülükten başka zerre miktar hizmetleri geçmemiş olanlar, herkesi kendileri gibi bilip, bulaştıkları cifelere başkalarını da bulaştırma telaşı içinde her defasında bazı sloganların, meselâ bu defa da 'temiz toplum' sloganının arkasına gizlenebilirler. Sonra biri kalkar; kendileri ve kendileri gibi olanlar ya devletten, ya holdinglerden, ya da Amerika veya Rusya gibi ülkelerden beslenirken, yazlarını yazlıkta kışlarını kışlıkta geçirirken, alın terlerini Allah'ın bizim için seçtiği ve insanın dünya ve ahiret saadetinin yegâne kefili İslâm'a ve bu millete, bu ülkeye hizmet yolunda akıtıp, varlarını yok edenleri ve yoklukla gerçek varlığa erenleri başka yerlerden beslenmek gibi, ancak kendileri gibi beslenmelerin hayatlarının ayrılmaz parçası olan pespaye sıfatlarla suçlayabilir; yıllarca komünist Rusya'nın gizli servisi KGB adına çalıştığı yazılıp çizilmiş bir başkası çıkar, hayatı hep başkalarına kin ve nefretle geçtiği ve bir kin ve nefret ideolojisi içinde büyüdüğü için, herkesi kendisi gibi sanıp, meselâ falan 'efendi'nin başına gelenlerin bazılarını sevindirip güldürdüğünü iddia edebilir. Halbuki, sanki görmüşçesine -esasen gerçeklere gözleri kapalıdır ve buna rağmen bir defa olsun gerçeği görseler bile yine tersini yazarlar- sevindiğini iddia ettiklerinden Fethullah Gülen Hocaefendi, hadiseyi duyunca "İslâm bir zıpkın daha yedi" diyerek hıçkıra hıçkıra ağladılar ve o anda yanında bulunanlara "Sakının ki, hatırınıza kınama ve kötü zanlar gelmesin! Yoksa Allah, aynısını başınıza verir" ikazında bulundular. Nerde herkesi kendisine düşman bilen bir düşmanlık ideolojisinin mensupları, nerde kendisini insanlığın hayrına feda etmiş bir zatın hüznü ve gözyaşları? Nerde serâ, nerde süreyyâ?

Bütün bunlardan farklı olarak, 1980 öncesinde sözüm ona devrimci gençliği Maoculukla bölüp, çıkardığı bir varak parede 12 Mart askerî muhtırası ve sonrasında ve Kıbrıs Barış Harekâtı'nda görev yapmış pek çok üst rütbeli askerî erkânı isim, adres ve resimleriyle hedef gösterip, öldürülmelerine zemin hazırlayan, ülkede bir darbe ortamının oluşması için en kritik anlarda ortaya çıkan ve en son bir tv kanalında yalan ve iftiraları yüzüne vurulunca, kaçmak zorunda kalan ve İngiliz gizli servisi ve CIA hesabına çalıştığı açıkça ima edilen bir başkası, temiz toplum davası verir görünüyor ve ne yazık ki, bu adamı ön plana çıkarıp, perde gerisinde oynayanlarla birlikte bu adam hayatında zerrece leke olmamış bir insanı, kamuoyumuzun çok yakından bildiği; bu millete ve ülkeye en ufak bir zarar vermeyip, tam tersine bu millete 70 yıllık devletinden daha fazla hizmeti geçmiş, bugün ona çamur atmakla uğraşanlar, temiz toplum sloganı arkasına saklanıp, her türlü kirlere bulaşanlar bir zaman ülkede anarşinin, terörün sebebi olurken, ülkede emniyet ve asayişe emniyet ve asayiş kuvvetlerinden daha çok katkıda bulunmuş; kendisine ancak en geri Afrika ülkeleri içinde yer verilen bu ülkenin yüzünü ağartan bilim şampiyonları çıkaran okulların manevî kurucusu olmuş; bu ülke idarecileri, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne dedikten sonra bu sözlerini özür dileme tavrı içinde geri alırken, dünyanın her tarafında açılmasında önayak olduğu okullarla bu ülkeye ve millete tarihî misyon ve fonksiyonunu yeniden kazandırmanın gayretini sergileyen ve bunun için ülkesini ve milletini seven insanları harekete geçirmeye uğraşan bir mübarek zatı, Fethullah Gülen Hocaefendi'yi dumanlı havada kendileri gibi gösterme çabası sergileyebilmektedirler.

Daha önceki bir denemede, onun mübarek adını, çeteler içinde geçtiğini iddia ettikleri biriyle yan yana anmaya kalkışınca, o kişi kendilerini alçak, namussuz ve şerefsiz olmakla suçlamıştı. Şimdi, yalan ve uydurma olduğu açıkça belli olduğu halde, bir tv kanalı vasıtasıyla, Hocaefendi'nin adını çeteler içine yerleştirme gibi, yalanın, iftiranın ve haysiyet cellatlığının en bayağısını işlemiş bulunuyorlar. Sonra, bunu ancak bir-iki gazete iç sayfalarından ve Hocaefendi'nin ismini en altlarda vererek zikrederken, İslamcılığı hem de en üst ve entelektüel seviyesiyle kimseye bırakmayan bir gazete, inanmıyor pozlarında da olsa, yalan haberi manşete ve spota taşıyor ve Hocaefendi'nin ismini listenin başına yerleştiriyor. Şimdi, aşağıdaki sorularımıza ilgili herkesten cevap bekliyoruz:

Cevap Bekleyen Sorular

1. Hocaefendi'nin isminin bu kirli işe karıştırılmasının altında yatan sebep, onun bilhassa eğitim ve ülkede iç barışa yaptığı emsalsiz hizmetlerini akamete uğratmak ve bu hizmetlerinden dolayı kendisinden intikam almak mıdır? Değilse, neden böyle bir iftiraya tevessül edilmiştir?

2. Başbakan, Çankaya zirvesi denilen toplantıda, kendi ifadesiyle "tam 58 kişi"lik bir listeden bahseder, listedekilerin kimliklerinden ve menşe'lerinden söz eder ve Hocaefendi'nin ismini katiyen anmazken ve daha sonra yaptığı açıklamada Hocaefendi'nin isminin Çankaya toplantısında geçmediğini belirtirken, neden bu toplantıdan 3 gün sonra listedeki insan sayısı 59'a çıkarılmıştır?

3. Listedeki sayıyı 58'den 59'a çıkaran ve hoyratça Hocaefendi'nin adını listeye ilave ediveren kimdir? Bizzat Kanal D midir, değilse ve liste Başbakanda olduğuna göre, Başbakanlık mıdır? Kanal D listeyi kimden, hangi makamdan, kim vasıtasıyla ve nasıl almıştır? Yoksa liste, daha yukarılardan veya MİT'ten, ya da daha başka bir merkezden mi Kanal D'ye intikal etmiştir?

4. Kanal D'ye gelen liste resmi bir liste midir? Değilse, Kanal D, herkesten gelebilecek böyle bir listeyi sorumsuzca neden yayınlamıştır? Liste resmî olsa, kendine ait bir fert olmaktan çıkmış, büyük bir grup, hatta insanlık çapında manevi bir şahsiyet haline gelmiş bir zatın ismi, en azından araştırılmadan, kendisine sorma zahmetine katlanılmadan hangi yayın ilkesiyle bağdaştırılarak yayınlanabiliyor?

5. Hocaefendi'nin ismi listede gerçekten var mıdır? Varsa neye dayanarak Hocaefendi'nin ismi, listeye konmuştur? Hocaefendi kaçakçılık mı yapmıştır, kara para mı aklamıştır? Kumarhane mi işletmiştir? Adam mı öldürtmüştür?..

6. Susurluk olayı bahanesiyle ortaya çıkan ve adam öldürme, esrar ve silah kaçakçılığı, soygun, kara para aklama, kumar gibi her türlü kirli işlerin oluşturduğu en kirli bir tezgâhın tarafları, medyanın önemli kesimlerini de yanlarına alarak iki aydır bir hesaplaşmanın içine girdiler. Doğrudan çok yanlış, gerçekten çok sahte ve uydurma belgeler, bilgiler, ifadeler, soruşturmalar 2 aydır gündemimizi meşgul ediyor. Medyanın çok büyük bir kısmı olaya tek taraflı yaklaştı ve herkes kendine taraf gördüklerinin iddialarına yer verdi. Ama görüldü ki, bu işte temizi yok; kir en yukarılara uzanıyor, içinden çıkmak mümkün değil ve taraflar birbirlerine açık üstünlük de sağlayamayacaklar. Bu defa, temiz toplum diye ortalığı velveleye verenler, yavaş yavaş sus pus olmaya ve hadiseyi örtbas etmeye başladılar. (Niye örtbas etmeye çalışıyorsunuz ki?) Böyle bir ortamda ileri sürülen listelere güvenilemeyeceği açıkken, böyle bir liste neden dolaştırılır, medyaya verilir ve medyada yayınlanır? Bu bir haysiyet, şeref, iffet ve namus cellatlığı değil midir?

7. Doğu Perinçek'i bizden çok Genelkurmay bilir; en üst rütbeli pek çok emekli subayın öldürülmesine zemin hazırladığını da bilirler. Böyleyken, bu zat, tam 2 aydır Genelkurmay Başkanlığı adına konuştuğunu ve kendisine bilgilerin ve belgelerin Genelkurmay'dan geldiğini ileri sürdü ve adeta Genelkurmay'ın sözcüsü gibi konuştu.

Haklarındaki en ufak bir iddiada hemen medyaya açıklamalar yapan, bilhassa son zamanlarda siyasi iktidarın üstünde ülke meseleleri ve bilhassa hassas oldukları meseleler hakkında açıklamalarda ve üstü kapalı tehditlerde bulunan Genelkurmay, bu kişinin iddiaları karşısında bilhassa şu son zamana kadar neden suskun kalmayı tercih etti? En son yapılan küçük bir açıklama yeterli midir? Kaldı ki, bu zat en son basın toplantısında ve kaçmak zorunda kaldığı televizyon programında iddialarını tekrarlamıştır.

8. Bugün ordumuzun bir darbe hazırlığı içinde olduğu çok çeşitli kişiler tarafından günlerdir açıkça yazılıyor ve konuşuluyor. Bundan bir zaman önce Fethullah Gülen Hocaefendi benzer bir açıklamayı zımnen yaptığında medya dahil, sorumlu sorumsuz herkes ayağa kalkmış DGM hakkında soruşturma açmıştı. Kaldı ki, aynı sıralarda bir milletvekili ve daha başkaları da Hocaefendi'yi tasdik etmişlerdi. Şimdi neden bir şey yapılmıyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor? Bu sorular cevap bekliyor.

Muhterem Hocaefendi'nin ismini menfur işlere bulaştırma gayretinde olanları şiddetle kınıyor ve kendilerini bütün gizlilikleri bilen Allah'a, milletin ve tarihin vicdanına havale ediyoruz.