Yazdır

Zirveye Atılan Oklar

Yazar: Hekimoğlu İsmail, Zaman Tarih: . Kategori 1997 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Said Nursi'den bahsedeceğim. Ona "Gerici, yobaz, Kurt, Kurtçu, isyancı" dediler.

Uydurma isimlerle broşürler yazıp, evimize gönderdiler.

Ona giden yollara dikilip, bizi caydırmak istediler.

Sanki şu dünyada bir tek kotu, bir tek zararlı insan vardı: Said Nursi!

Bizi ondan uzaklaştırmak istediler...

Amma bizi tabiatçılık bataklığından kurtaran o değil miydi?

Meyhanenin, kumarhanenin, barının önüne dikilip: "Girmeyin, yanarsınız?" diye haykıran o değil miydi?

Yumruklarımızı duaya açan... Ayaklarımızı yardıma koşturan... Gözümüzü haramdan helale çeviren... Beynimizi çöplük olmaktan kurtaran o değil miydi?

"Bu ayetin yüzler manasından biri şudur ki" diyerek, Kur'an'a güvenimizi artırdı... Cevapsız sorularımıza, cevap bulduk... Yaşanacak hayatı onda gördük...

Bunun için ona atılan oklara göğüs gerdik. Onu kötüleyen her sözü çürüttük.

Anladık ki, onun sahsında İslamiyet, Müslümanlar çökertilmek isteniyor. Ey müfteri, hangi kötü kelimelerle gelirsen gel, biz kafir olmak istemiyoruz! Müslüman olarak yasayıp, Müslüman olarak ölmek azmindeyiz, attığın taşlara, tutuşturduğun yangınlara rağmen!

Babamı, amcamı, amcazademi, bacanağımı tevkif ettiler, beni yıldırmak için... Ehrama sarılı anamın evine girdiler "Oğlun suçlu.." diye...

Zavallı anacağım kaç defa inledi: "Yavrum seni yok edecekler!" diye.

Hayır hiçbir sıkıntı çekmedim. Çünkü çilesini çekmediğim şey benim değildi. Madem ki dinim için mahkumum, mazlumum... Madem ki onun için sürgünüm, itilip, kakılıyorum... Öyle ise bu din benimdir. Niçin çile çekeyim?

Batıl bir dava için her şeyini feda edenlere inat, dinim için her şeyimi vermeye hazır değilsem, bu ne biçim sevgidir, aşktır?

Ömrünü memleket zindanlarında, sürgünlerde geçiren Said Nursi'yi on dokuz defa zehirlediler. Çünkü onu anlamadık. Biz, onu anlamadıkça, o çile çekti; hapishaneler, sürgünler, zehirlemeler, kısacası hedef tahtası olmaya devam etti.

Sağlığında onu anlasaydık, bu hal böyle devam etmezdi.

Şimdi karlı, dumanlı, fırtınalı dağların zirvesinde Fethullah Hocaefendi dolaşıyorsa, bu havayı sevenler ona diş gösterecektir.

Ey kaybedecek bir şeyi olmayan adam! Evet senin kaybedecek bir şeyin yok amma biz seni kaybetmemek için etrafında; maddi, manevi varlığımızı siper ettik, ta ki sana atılan iftira okları, bizde tükensin diye...