Yazdır

Fethullah Gülen ve Lenin

Yazar: Mehmet Altan, Sabah Tarih: . Kategori 1998 Köşe Yazıları

Oy:  / 5
En KötüEn İyi 

Moskova'ya ilk gittiğim 1989 yılında, önündeki uzun kuyrukları aşmak mümkün olmadığı için, Lenin'in usul bir uykuya dalmış gibi görünen düzgün hatlı yüzüne şöyle bir bakmaya bile muvaffak olamamıştık. Sovyetler Birliği'nin kurucusunun şimdi çok daha tenhalaşmış anıtmezarını ziyaret edebilme imkânına kavuşmanın, Fethullah Gülen kolejlerini görmek için gittiğimiz geziye denk gelmesi kendi içinde ilginç bir çelişkiydi aslında. Muhafazakârların bir ömür sosyalistlere "Moskova'ya Moskova'ya" diye bağırdığı dönem geride kalmış, başta müteahhitler ve fırıncılar olmak üzere Türk işadamları Moskova'yı mekân tutmuştu. Bir de "Türk-Rus İşadamları Derneği" kurmuşlardı.

Türk kolejlerinde çocuklar İngilizce, Rusça ve Türkçe eğitim görüyorlardı. Yatılı okuyorlardı. Türkiye'nin en iyi okullarından mezun olmuş gencecik hocalardan ders alıyorlardı. Bu genç öğretmenler Fethullah Gülen cemaatindendi. Türkçe konuşan, Türk pop şarkıları söyleyen, "Anadolu Anadolu benim yurdum" gibi marşları ezbere bilen Rus çocuklarıyla karşılaşıyordunuz. Petersburg'daki iki veli hanım bu okulları "İngilizce eğitim verdiği ve sigara içilmediği için seçtiklerini" söylüyordu. Sosyalizm idealini geride bırakan Rusya, çağa uygun yeni bir yol arayışında. Bunun belirsizlikleri var. Toplum da bu arayıştan etkileniyor. Bazen de bu arayıştan bunalıyor. Geçiş döneminin sıkıntıları, cemaat kültürünün egemenliğindeki Türk okullarına sızamıyor. Burada "sevgi, saygı" ritüeli hâkim.

Dinin hoş görmediğini aileler de hoş görmüyor. Çocuklarının "nerede, nasıl yaşadıklarını" biliyorlar ve bundan memnunlar. Din, kültürel yapının en büyük besleyici kaynaklarından birini oluşturuyor. Ancak dinin de beslediği kültürel yapının etkenlik sınırlarının yaygınlık kazanıp, kalıcı hâle gelmesi "ekonomik güce" bağlı. Fethullah Gülen kolejleri kendi kültürünü ve devlet destekli bir Türkiye varlığını eski Sovyetler Birliği topraklarına taşıyor. Şimdilik eğitim açığını kapattığı için devlet yönetimleri de bundan memnun görünüyor...

Ama bunun çağdaş bir kalıcılığa ulaşması, çok daha derin bir yapı gerektiriyor. Rusya'da müteahhitlikle yetinmeyip, "mikroçip" fabrikası açmak gibi...

Bilimi, teknolojisi yeryüzüyle aşık atan bir Türkiye yaratmak gibi...