Yazdır

Eğitimle Dirilmek

Yazar: İsmail Kıllıoğlu, Zaman Tarih: . Kategori 1998 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Başlıktaki "dirilmek" yerine "kalkmak", "uyanmak" veya "doğrulmak" da diyebilirdim. Ancak ülkemizin ve top yekun İslam dünyasının halihazırdaki görünümünü dikkate aldığımızda adeta yeniden "can"a kavuşma olgusu bir sorun niteliğinde söz konusudur. Ayrıca özü yitirilmemiş, izi tam olarak kaybedilmemiş bir kültür ve medeniyetin, deyim yerindeyse yeniden üretilmesi nice bir zamandır temel konu olma özelliğini sürdüre gelmektedir. Daha başka gerçekler de ileri sürmek mümkündür. Onun için "dirilmek" kelimesini tercih ettim. Fakat, eğitim faaliyetiyle ve süreciyle gerçekleşebilecek bir dirilmedir kastedilen. Kuşkusuz, düşünce dünyamıza Sezai Karakoç'un titizlikle yerleştirdiği "diriliş" imgesi, deniz feneri çağrışımıyla burada zihnimizi ayaklandırmalıdır.

Eğitimin mahiyeti ve niteliğine ilişkin tartışma burada söz konusu değildir. Vurgulamak istediğim, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin çabalarıyla, teşvikleriyle, işaret ve yol göstermeleriyle, insanımızın hamiyet, gayret ve azimet duygularının çağıltılı bir akış seyrine kavuşmasıdır.

Bir olay, yakın zamanlarda yaşadığım bir olay, bu çalışmaların kamu vicdanında ne türden makes bulduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Kısaca nakledeyim:

Değerli kardeşim ve dostum Prof. Dr. Hüseyin Yıldırım, bir grup öğretmen ile birlikte bir eğitim merkezinin ilk faaliyet adımını birkaç ay önce atmışlardı. Yapılan faaliyetin değerlendirilmesi ve çeşitli üniversitelerden çağırdıkları bilim adamlarını bilgilendirmek, fikir teatisinde bulunmak için küçük ölçekli bir toplantı da yapmışlardı. O sıralarda bir vesileyle Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, yurtiçi ve yurtdışında yüz akı eğitim etkinliğiyle gündeme gelen okulları "devlete devredebiliriz" mealindeki açıklaması, toplantı esnasında gündeme geldi. Prof. Dr. Ömer Asım Saçlı, bu anlama gelebilecek herhangi bir beyanın bile söz konusu edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Yaz tatilinde Orta Asya'da faaliyet gösteren bu eğitim kurumlarını gidip görmüş ve derinden etkilenmiş. Eğitimin niteliği yanında izlenen yöntemin de önemine kani olmuş bir ruhla, "aman, böyle devam ettirilsin" demeğe getiriyordu. Meselenin devlet eliyle yürütülüp yürütülmemesinin, birtakım spekülasyonların geçerli görülüp görülmemesinin işin özüyle bağlantılı olmadığını belirtmek istiyordu.

Bir bilim adamının, bir eğitimcinin, hasbi gayretleri takdir edecek bir vicdanın yankılanması gibi geldi bu tepki bana. Bir anlamda kamu vicdanının dile gelmesi olarak da değerlendirebiliriz bunu. Eğitimle dirilmek, derken bu yönü de hesaba katabilmeliyiz.