Yazdır

Değirmenin Suyu

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 1998 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Önceki gün Mehmet Ali Birand'ın hazırlayıp sunduğu 32. Gün programı büyük yankı uyandırdı. Show TV'deki programda Rıdvan Akar'ın hazırladığı flaş dosya "Fethullah Gülen'in Okulları" başlığı ile gündeme geldi.

Dünyanın dört bir tarafında 52 ülkede hayırsever Türk müteşebbisleri tarafından açılan 200 civarındaki okul, objektif bir yaklaşımla izleyicilere aktarıldı. Okuyucularımızdan bize ulaşan tebrik ve takdirleri biz de başta Sayın Birand ve Akar olmak üzere programa emeği geçenlere iletiyoruz.

Programda görüşlerine başvurulan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi büyük bir tevazu ile yapılan hizmetlerin milletimiz ve devletimiz için taşıdığı önemi anlattı. Ancak bir hususta rencide olduğunu belirtmeden de geçemedi.

"Değirmenin suyu nereden geliyor?" sorusu, bütün ömrünü insanlık ve ülkemizin hayrına adamış Hocaefendi'nin hassas yüreğini kırıyordu. Bu hizmetler İstiklal Harbi'ndeki fedakarlığı, bugün bir başka şekilde ortaya koyan milletimizin hizmetleriydi.

Türkiye'nin bütün ilçelerindeki, köylerindeki, kasabalarındaki, illerindeki hayırsever insanların desteği vardı bu okulların arkasında. Gencecik öğretmenlerin, Türkiye'nin en gözde üniversitelerinden mezun olarak ayda 600-700 dolara çalıştığı okullardı bunlar.

Kaldı ki Hocaefendi de çok güzel işaret etti. Devletin istihbarat organları böylesine göz önünde ve sayıları yüzlerce eğitim kurumu için bir başka yerden gelme para iddiaları için bugüne kadar tek bir belgeye, ya da örneğe ulaşamamıştı. Çünkü yoktu.

Bizce önemli konu şudur. Türkiye'de rüşvet, suiistimal ve yolsuzluklarla ilgili kirlenme maalesef çok yukarılara tırmanmıştır. Öyle ki bugün milletvekillerinin yeni oturacakları koltuklarla ilgili son çalkantılar; "Hiç mi temiz müessese kalmadı?" gibi ağır bir soruyu bile vatandaşın aklına sokmaktadır. Böyle bir ortamda milletimizin gururu bu ışık okullarla ilgili 8-10 yıldır tek bir şaibe, tek bir yolsuzluk olmaması bu okulları aklamaya yetmez mi?

Evet kimilerin ağzı torba değil ki büzesin. Ama böylesine yararlı kurumlarla, Türkiye'nin geleceğini aydınlatacak hizmetlerle ilgili konuşurken daha dikkatli olmak gerekmez mi?

32. Gün programını seyrederken elbette heyecanlandık ve bu müesseselerle gurur duyduk.

St. Petersburg'taki kolejin Rus öğrencisi, "Ben Türkiye'yi bir çöl zannediyordum. İçinde develerin dolaştığı bir ülke zannediyordum. Okulum sayesinde Türkiye'yi tanıdım." derken hangimiz duygulanmadık?

Rus, Kazak, Türkmen, Azeri anneler çocuklarının bu okullarda sevgiyi, saygıyı, temizliği öğrendiklerini övünerek anlatırken hangimizin gözleri dolmadı?

Bu okullar Türkiye'nin yüz akıdır. İngilizce eğitimleri, bilim ve teknoloji alanındaki uluslararası başarıları ile bu okullar Türk'ün ve Türkiye'nin adını duyuruyor ve yüceltiyorlar.

Hemen her sahadaki kirlenmeye rağmen anamızın ak sütü gibi temiz kalmış ve milli tesellimiz olmuş ışık okullarımızı sahiplenmek ve sayılarının artması için "çorbada benim de tuzum" olsun demek en doğru davranış değil midir?

Değirmenin suyu temiz olmasa, bu okullarda tertemiz nesiller yetişebilir miydi?