Yazdır

Söz'ün Kokusu

Yazar: Mustafa Armağan, Zaman Tarih: . Kategori 1998 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Geçtiğimiz Salı akşamı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği bayramlaşmada Nazlı Ilıcak, son derece zarif bir "ihkâk-ı hak"da bulundu. Hatırlanacağı gibi yine ayın vakıf tarafından daha önce düzenlenen Uzlaşma Gecesi'nde Fethullah Gülen Hocaefendi, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den 'sözün sultanı' diye söz etmişti. Ilıcak ise Hocaefendi'nin böyle söylemekle büyük bir tevazu gösterdiğini ve hakiki 'sözün sultanı'nın Hocaefendi'nin kendisi olduğunu vurgulu bir şekilde belirtti.

Söz, hakiki sultanını bulmuştu…

Fakat Hocaefendi'nin ağzından her kelime, yüklendiği katmerli anlamların ağırlığı altında eziliyormuşçasına ıstırapla çıkıyordu. Konuşması boyunca, 'keşke bana hiç söz vermeselerdi' nidaları döküldü durdu dudaklarından.

Sözün bilgeliği, söz'ün gücünü fark etmiş olmaya dayanan derin bir bilinç frenliyordu belli ki konuşmasını.

Sözün kokusunun, derûna ilişkin sırları az kalsın ifşa edeceğine dâr bir korku var gibiydi Hocaefendi'de…

Evet sözün kokusu… Batı'da bütün o söz üzerine üretilen Barthes'dan Derrida'ya kadar yığılma teorik laflardan uzak, kendi kültürümüzde söz üzerine üretilen en hoş, en derûnî, en lâtif yaklaşımlardan birisini Mevlânâ'nın Fihi Mâ Fihinde bulmuyor muyuz? Annamaria Schimmel, bir konuşmasında şu hikâyeyi aktarır Mevlânâ'dan:

"Küçük bir çocuk, çölde annesine, 'Anne, bana karanlıkta şeytana benzer bir karartı görünüyor, çok korkuyorum' diye şikayet eder. Annesi, "Onun yanında konuşma, kendini ona bırak ve bekle. Belki ağzından bir söz çıkar… İşte bu söz veya düşünceden onun durumunun ne olduğunu anlarsın." Diyerek oğluna ona göre davranmasını tavsiye eder. Çünkü Fars şairlerinin demadem tekrar ettikleri gibi söz, "kokusu" aracılığıyla konuşmanın karakterini ihbâr eder. Zira Kur'an'da şöyle buyurulmuştur: "Güzel söz, kökü yerde, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer." (İbrâhim, 24).

Sözün kudretinin farkında olan eskiler, bu yüzden sükûtu tercih etmişlerdir. Sözün ateş yalımını andıran yakıcılığı dillerini kavurmuşçasına susmuş, ısrarla sükût etmişlerdi. Buda'nın tilmizinin sorusuna susarak verdiği cevap hatırlardadır. "Sükûtun altın, sözün ise gümüş olması keyfiyeti, aslında sözün değersizliğini değil, onun içerdiği müthiş derinliği ve etkileyiciliği dile getirmektedir.

"Söz, insana emanet edilmiş bir servettir." diyor. Schimmel ve devam ediyor: "İnsan onun muhafaza etmelidir, çoğu kez olduğu gibi hafifletmek, tahrif etmek ve öldürmek yoluna gitmemelidir… Kadim Araplar şair sözünün ok gibi tesirli olduğuna inanırlardı. Biz (Batılılar) müzikten etkilenirken, Müslüman daha çok lisanın sesinden etkilenir."

Söz söz'ü açarken T.S. Elliot'ın bir şiiri geldi aklıma. Şöyle diyordu bu modern zamanların bilge şairi çok konuşulan; ama Kelâm'dan uzaklaşılan bir çağ hakkında:

Fikir ve eylemin sonsuz döngüsü,
Sonsuz keşifler, sonsuz deneyler,
Hareketli bilgisini sunar, sükûnun değil;
Sözün bilgisini sunar, sükûtun değil;
Kelimelerin bilgisini ve söz'den cahil olmayı getirir.

Söz, yeniden konuşan kadar susmayı bilmek gerekir…