Yazdır

Aklın Meşruiyeti ve Eğitim

Yazar: Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Geçenlerde Koç'un ilkokulunda okuyan küçük bir çocuk ile konuşuyordum. "Din dersinden imtihan olacağını" söyleyince, hangi konuları okuduğunu sordum. Meğer, din dersinde, "Atatürk'ün laiklik konusundaki laiklik görüşleri" öğreniliyormuş.

Bu acaba, sadece Koç İlkokulu ile sınırlı kalan bir tatbikat mı, yoksa, bütün okullarda yaygın bir uygulama mı?

Koç ilkokulunun eğitim seviyesi yüksek. Çocuklar ders kitabından öğrenmek yerine, kendileri çeşitli ansiklopedilerden araştırarak konuları hazırlıyorlar. Sadece Atatürk ilke ve inkılaplarını kitaptan öğreniyorlar. Bana bu da çok tuhaf geldi. Serbest bir araştırma neticesinde, Atatürk'ün hakiki görüşlerinin bugünkü resmi ideolojiden çok farklı olduğunun meydana çıkmasından mı çekiniliyor?

Eğitim ve Atatürk

1998 yılının haziran ayında gazetelerde çıkan bir habere göre, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve terbiye Kurulu, 1998-1999 öğretim yılından itibaren ders kitaplarında Atatürk ile ilgili konuların yer almasına karar vermişti. Mesela, Türk Dili ve Edebiyatı'nda Atatürk'ün edebiyat ile ilgili görüşleri, İngilizce dersinde, Atatürk'ün hayatı ve düşünce sistemi okutulacaktı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında, Atatürk'ün ahlaka ilişkin değerlendirmeleri ve taassubun zararları anlatılacaktı. İmam Hatiplerin Fıkıh dersinde, Atatürk'e gazilik ünvanı verilişi ile "Çağdaşlaşma ve uygarlık" konuları işlenecekti. Meslek bilgisi dersinde, gazetecilik branşında, Atatürk'ün basına verdiği önem üzerinde durulacak, Giyim Tarihi dersinde, kıyafet İnkılabından söz edilecekti. Kısacası, Fen dersleri haricinde bütün derslerde, Atatürkçülük işlenecekti.

Küçük Atatürkler yetiştirmeye yönelik bu çabaların gerçekleşme aşamasında olduğu anlaşılıyor. Çocuklarımız, Din dersinde, Atatürk'ün laiklik anlayışını öğreniyor.

Ecevit'in Tavrı

Bütün bunları, DSP'li Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay'a konulan "veto" dolayısıyla, ele aldım. Muhafazakar camiada haklı olarak Uluğbay'a karşı bir tepki mevcut. Milli Eğitim'deki kadroların, Uluğbay döneminde tasfiye olması, çok önemli bir rahatsızlık konusuydu. "Sıra dışı" uygulamalar da, bu tepkilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Dünyanın neresinde, din dersinde, laiklik öğretilir?

Ecevit'in bir sorun yaratmadan, Uluğbay'ı kaydırması, yerinde ve gerçekçi bir davranıştır. Belki de DSP lideri, 28 Şubat patentli bu aşırı uygulamalardan rahatsızdır. Çünkü, Ecevit, Fethullah Gülen'in hizmetlerini takdir etmekte, bu kuruluşlardan feyz alan gençlerin memlekete, millete faydalı olduğunu düşünmektedir. Ecevit, laikliği, din düşmanı şeklinde anlaşan bir düşünce yapısına sahip değil.

Dogmalar ve Akıl

Bir tarafta Milli Eğitim, diğer tarafta YÖK, reform adı altında, toplum mühendisliğinin öncü kuruluşları olarak çalışıyor.

Mesele geçenlerde, İlahiyat'ta reform yapılacağına dair bir haber gazetelerde yayınlanmıştı. Hürriyet gazetesi, "Reformun gizli hedefinin türban olduğunu, YÖK'ün, 2000'li yıllarda türban tartışmasını toplumun gündeminde silmeyi hedeflediğini" yazdı.

Türkiye'de eğitim, kafaların içini aydınlatmaya yönelik değil. Ortaçağ'ın dogmalarına benzer görüşler zihinlere çıkılmaya çalışılıyor. Her düşünceden korkuluyor. İnsanlar, düşünmeyecek ve kendilerine dayatılan hakikatleri, doğru olarak kabul edip benimseyecek. İşte küçük Atatürkler böylece ortaya çıkacak.

Atatürk, kadınların kılık kıyafetine ilişkin hiçbir düzenleme yapmamıştı. Velev ki yapmış olsun. Biz aklımızı kullanmayıp, onun her yaptığını benimsemek zorunda mıyız? Ortaçağdaki Kilise anlayışının, skolastik zihniyetin, bundan ne farkı vardı?

Ortaçağda, "Akıl", skolalarda kendisine öğretilen doğrulara inanmak durumdaydı. Rönesans ile birlikte "inanan aklın" yerini "sorgulayan ve anlamaya çalışan akıl" aldı.

Laiklik

Fakat Türkiye, halâ, aklın meşruiyetini red ediyor. Dini nassların yerini, "beşeri nasslar" aldı. Laiklik ilkesinin din dersinde okutulması bile, laiklikten, farklı bir din yaratılmaya çalışıldığının işaretidir.

Prof. Mustafa Erdoğan, "Demokrasi, Laiklik, Resmi İdeoloji" adlı kitabında, "Laiklik, bir toplumsal barış projesi olarak ele alınmak yerine, zamanla amaç haline gelmiş, hatta dinselleşmiştir. Bu yeni sivil dinin geleneksel dinin bastırılmasından doğan boşluğu doldurulması istenmiştir" diyor. Erdoğan'ın bu konudaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:

"Cumhuriyet demokrasisi, dindar vatandaşlarından, kamusal ve siyasal alanda kimliklerinin din ile ilgili parçalarını terk etmeleri ile ilgili parçalarını terk etmeleri gibi imkânsız bir şeyi istemekte; kendi içinde bölünmüş insanlar yaratmakta, Adeta, 'Müslüman bireylere tahammül edebiliriz ama, Müslüman vatandaşlara değil' denmektedir. Onlara göre, din yalnızca bir vicdan işidir; toplum hayatına ve siyasi alana karıştırılmaması gerekir. Laiklikten kasıt, dindarları olmayan bir siyasi modelin dayatılmasıdır. Böyle düşünenler Müslüman kimliğini ön plana çıkaranlarla barışçı bir biçimde yaşamayı, hatta onların varlığını tanımayı red etmektedir. Bu tavır uzlaşmayı değil, çatışmayı tahrik eder. Laiklik, çatışmayı tahrik eder. Laiklik, özünde birey özgürlüklerini koruyan bir ilkedir ve asıl amacı da, devletin insanlara belli bir din veya mezhebi dayatmasını önlemektir; yoksa, bazı vatandaşları, din dışı bir dünya görüşüne zorlamak veya onara, resmi bir din yorumu dayatmak değil."

Şimdi sormak istiyorum: acaba, ilkokullarda, din dersinde okutulan Atatürk'ün laiklik anlayışı, nasıl bir ilkeyi tarif ediyor? Din ve vicdan özgürlüğü mü esas alınıyor; yoksa akla dayatılan dogmaları mı?

Okullar, Kilise'nin skolalarına, milli eğitim de, skolastik eğitime mi dönüştü?

Aklın tatile çıktığı yerde, hiç aydınlık olur mu? Tasdik etmekle mükellef kılınmayan, sorgulayan, özgür bir akıl, İşte Milli Eğitim Sistemi, asıl böyle bir amaca hizmet etmeye çalışmalı.